Ana içeriğe atla

Hizbullah ile Hamas bozulan ilişkilerini onarıyor

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki kara harekâtı sürerken Hizbullah-Hamas ilişkilerindeki sorunlar son bulabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Lebanon's Hezbollah supporters hold banners and wave Hezbollah (C) and Palestinian flags (L) during a demonstration against Israel's military action in Gaza, in front of the United Nations headquarters in Beirut July 18, 2014. Israel stepped up its land offensive in Gaza with artillery, tanks and gunboats on Friday and declared it could "significantly widen" an operation Palestinian officials said was killing ever greater numbers of civilians. Israeli gunboats lit up the sky with their fire before dawn whil

Hizbullah ile Hamas arasında Suriye’deki ayaklanma nedeniyle son iki yılda yaşanan siyasi ayrılıklar, ilişkilerinin kesilmesine ve karşılıklı suçlamalara yol açmıştı. Ancak iki hareket arasındaki askeri iş birliği kesilmedi. Çünkü bu iş birliği kurumsal bir hâl almıştı. Bunda en büyük pay, İsrail’in 2012 Gazze Savaşı’nda öldürdüğü İzzeddin Kassam Tugayları lideri Ahmed El Cabari’ye ait. Cabari, şu anki savaşta en şiddetli çatışmalara sahne olan Gazze’nin Şecaiye semtindendi. Hizbullah bağlantılı El Manar televizyonu, Gazze’deki çatışmaları duyururken Cebari’nin resmini dikkat çekecek şekilde ekrana koyuyor. Böylelikle Hamas’ın mücadelesinde Hizbullah’ın da yer aldığı gösteriliyor ve bu da Arap kamuoyunun ilgisini çekiyor.

İsminin yazılmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan kaynaklar, Hamas ile Hizbullah’ın siyasi ilişkilerdeki kırılmaya rağmen askeri iş birliğini sürdürdüğünü vurguluyor.

İki grubun siyasi yönetimi, silahlı kanatlarının iş birliği seviyesine hiçbir zaman ulaşamadı. Hamas Siyasi Büro Şefi Halid Meşal, Şam’dan ayrıldıktan sonra Esad-Hamaney-Nasrallah eksenine sırt çevirdi. Hizbullah’ın suçlamalarına göre Müslüman Kardeşler, Arap Baharı sırasında Suriye rejimini devirip yerine Suriye’deki Müslüman Kardeşler kolunu iktidara taşımaya dönük uluslararası bir proje yürütüyordu ve Meşal de bunun içindeydi. Hizbullah, Hamas’a yönelik suçlamalarına kanıt olarak, zaferle çıktığı Kuseyr Savaşı’nın ardından Filistinli gerilla gruplarının Suriye muhalefetinin saflarında rejime karşı savaştığını gösteren belgeler ortaya koydu. Yani Hamas mensupları ve Hamas’la irtibatlı savaşçılar, Hamas’ın Hizbullah’tan öğrendiği kimi teknikleri, Kuseyr’de çarpışan Hizbullah savaşçılarına karşı kullandı. Ayrıca Hizbullah’ın çarpışmalardan çıkardığı sonuca göre Kuseyr’deki muhalif savaşçılar, daha önce Gazze Şeridi’nin tahkimi için Hamas’a verilen makineleri kullanarak tüneller kazdı.

Aynı kaynaklara göre Hamas’ın Suriye savaşındaki tavrı, Hizbullah içerisinde yaygın olarak “ihanet” ve “sadakatsizlik” gibi tabirlerle ifade ediliyor. Ancak Hizbullah, Hamas’la bozulan ilişkilerin El Kassam Tugayları ve Cebari’nin halefleri ile bağlarına zarar vermemesine özen gösterdi.

Hizbullah’ın Hamas içinde karşılık görmesi bu yaklaşımı teşvik etti ve neticede Hamas Siyasi Bürosu, El Kassam Tugayları’nın Hizbullah’la askeri iş birliğini sürdürmesine onay verdi. İki tarafın ittifakını korumaya çalışan en önemli kişiler arasında Siyasi Büro’nun köklü isimlerinden Mahmud El Zahar ve sakatlığına rağmen El Kassam Tugayları’nın tarihsel liderleri arasında yerini koruyan Muhammed El Fadıl yer alıyor.

Burada şu da belirtilmeli ki Hizbullah’ın siyasi yönetimi, Hamas’la kopuş yaşanırken stratejik ilişkiyi canlandıracak imkânları saklı tutmaya çalıştı. Nitekim Hizbullah’ın kalesi olan Beyrut’un Dahiye bölgesinde neredeyse 20 yıldır faal olan Hamas bürosu kapatılmadı. Ayrıca, Dahiye’nin daha varlıklı bir mahallesinden Filistin’e yayın yapan Hamas’ın El Kudüs televizyonuna sağlanan maddi destek de kesilmedi.

İki hareketin siyasi önderlikleri arasındaki Suriye kaynaklı kavganın, askeri iş birliğini engellemediğine dair somut göstergeler var. 2010’un başlarında Dahiye’de bir apartman dairesinde meydana gelen patlama, Hizbullah danışmanlarından bomba yüklü araç yapmayı öğrenen Hamas mensuplarının bir hatasından kaynaklanmıştı.

Normalleşme istikameti

Hamas ile Hizbullah’ın siyasi ve silahlı kanatları, yaklaşık bir ay önce siyasi ilişkileri normalleştirmek için çalışmaya başladı. Barışma amaçlı girişimlerin bir örneği, iki grubun siyasi yöneticileri arasında yapılan toplantıdır. Hamas’ı bu görüşmede Lübnan’daki siyasi yetkilisi Ali Baraka temsil etti. İki grubun siyasi yöneticileri, ilişkilerindeki kırılmadan bu yana ilk defa bu düzeyde temas kurdu. Gazze’deki savaşın patlamasından birkaç hafta önce koşullar barışma girişimleri için elverişli görünüyordu. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah da savaşı bahane ederek Meşal’e telefon etti ve Hamas’a desteğini bildirdi. Sonradan basına sızan bu görüşme, siyasi ilişkilerin normalleşmesi yönünde en üst seviyede ilerleme sağlandığının göstergesiydi.

Hizbullah ile Hamas, aralarında doktrin uyuşmazlığı olduğunu reddetmiyor. Baştan beri var olan ve Sünni-Şii farkından kaynaklanan bu uyumsuzluk, ilişkiler üzerinde derin bir etki yapmadı. İsrail, 1993’te önde gelen Hamas mensuplarını Gazze’den Lübnan’a sürgün etmişti. Hizbullah bu kişilere kucak açtı ve onlara Març El Zuhur’da bir kamp kurdu. Ancak sürgünler kampa İbn Taymiye’nin adını vererek Hizbullah’ı hayrete düşürdü. 1263 ile 1328 yılları arasında yaşamış olan Vahhabi imamı İbn Taymiye, “Tövbe etseler bile onları öldürün.” şeklindeki meşhur fetvasında Şiileri kâfir ilan etmişti.

Doktrin farklarına rağmen iki hareket, Suriye’de olaylar başlayana dek iyi geçindi. Silahlı kanatlar arasındaki iş birliğinin boyutu, iki tarafta ortak bir anlayışın oluşmasında etkili oldu. Yani, her ikisi de İsrail’e karşı mücadele eden Hizbullah ile Hamas’ın iş birliğinden sağladığı fayda,  türlü düşünsel ve siyasi rekabetleri geri plana itti.

Stratejik menfaatler de ilişkilerin sürdürülmesinde etkili oldu. İran, Hamas’la ilişkisi üzerinden İsrail-Filistin ihtilafında oynayabileceği bir kart kazanmış oldu. Hamas da benzer şekilde İran’la ilişkisini, 1990’lı ve 2000’li yıllarda Batı’nın ve Arap-İslam dünyasının kendisine uyguladığı ambargoyu delmek için kullandı.

Kimi Hizbullah çevrelerine göre Müslüman Kardeşler’in parçası olan Hamas Siyasi Bürosu, Mısır’daki dava arkadaşları 2011’de iktidara yükselince ve bilhassa Katar İran’ın maddi desteğini ikame etme sözü verince bunu Tahran’dan özerklik kazanma fırsatı olarak gördü. Ancak Mısır’da Müslüman Kardeşler’in devrilmesi ve Suriye’deki devrimin yalpalaması, bu kararı frenledi. Hamas’ın siyasi yönetimi de silahlı kanadın Hizbullah’la ortak menfaatlere dayanan ittifakın bozulmaması yönündeki görüşünü benimsemek zorunda kaldı.

Al-Monitor’a konuşan kaynaklara göre Meşal yakın zamanda İran’a ziyaret yapma imkânlarını araştırdı. Ama Tahran, koşulların henüz olgunlaşmadığını söyledi. Tahran, gerekçe olarak Suriye rejiminin Hamas dâhil Müslüman Kardeşler’in husumetine karşı son derece hassas olduğunu ileri sürdü. Bununla birlikte Tahran, Arap dünyasındaki nüfuzunu korumak için kapısını Hamas’a aralık tutmak durumunda olduğunu gizlemedi. Bu bakış açısı, Hizbullah’ın uyguladığı taktiklerde de vücut buluyor.

Aynı kaynaklara göre Hizbullah, Meşal’in şu an ciddi şekilde Doha’dan taşınma ihtiyacı duyduğu bilgisine sahip. Zira Katarlılar, onu başkentin uzak bir noktasında barındırıyor ve faaliyetlerini “kibarca” kısıtlıyor. Meşal’in seçenekleri fazla değil. Amman veya Beyrut, Meşal’in varlığını kaldıramaz. Mısır Meşal’i istemiyor. İran ise bir Arap olarak Meşal için mahcup edici bir yer olur. Mevcut koşullarda Türkiye en uygun yer olarak görünüyor. Ama Meşal, Filistin’e daha yakın bir bölgede oturmayı tercih ediyor.

Karşılıklı ‘ihanetler’

Gerçek şu ki hem Hamas hem Hizbullah, yollarını ayırabilmek için seçenekler arıyor. İran ile Hizbullah, çeşitli zamanlarda, Hamas’tan sonra Gazze’nin en güçlü direniş grubu olan İslami Cihat’ın savaş gücünü artırmaya çalıştı. Ancak İslami Cihat, İran uzantısı olarak öyle güçlü bir imaja sahip ki büyük askeri kapasitesine rağmen Filistin halkı nezdindeki siyasi ve toplumsal etkisi sınırlı kalıyor. İran ve Hizbullah, hâlihazırda da Gazze’de savaş veya barış kararında etkili olmak için İslami Cihat kartını oynuyor.

Ancak Al-Monitor’a konuşan bir Hizbullah kaynağı, Hamas’la bozulan ilişkiler nedeniyle Hizbullah ve İran’ın Filistin’deki etkisinin azaldığını belirtti. Bu kaynağa göre siyasi ve askeri düzeyde şu an sürmekte olan normalleşme sayesinde Gazze’yi belli ölçüde yine de etkileyecek. İran’ın siyasi etkisi, Hamas’ın silahlı kanadı ile Hizbullah arasındaki eş güdümün derinliği üzerinden Hamas’ın siyasi yönetimine uygulanan baskıya bağlı. İran’ın askeri etkisi ise Hamas ile İslami Cihat’ın arazideki iş birliğinin yoğunluğuna dayanıyor. İslami Cihat, bu iş birliği sayesinde İsrail’le savaş konusunda ve krize ilişkin bölgesel görüşmelerde Hamas’ın aldığı siyasi kararlara İran adına veto gücü uygulayabiliyor.

Hizbullah kaynaklarına göre Tahran’ın Gazze savaşındaki mevcut etkisi, daha önceki tüm çatışmalara kıyasla daha düşük bir düzeyde. Ateşkes girişimleri Doha, Riyad, Ankara ve Kahire gibi merkezlerde gelişirken, Tahran olaylara yön vermeye çalışmaktan ziyade uzaktan kulak kabartıyor ve orada olduğunu kanıtlama politikası izlemek durumunda kalıyor.

More from Nasser Chararah

Recommended Articles