Ana içeriğe atla

Sina halkı Mısır ordusunun ihlallerinden muzdarip

Sina Yarımadası’ndaki sivil halk, Mısır ordusunun bölgede yürüttüğü terörle mücadelenin yükünün kendi omuzlarında olduğunu ileri sürüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Sinai1.jpg

ŞEYH ZÜVEYD, Mısır — Mısır hükümeti, teröre karşı yürüttüğü kesintisiz mücadelede ilerleme kaydettiğini açıklarken Sina Yarımadası’nda halkın payına düşen çaresizlik büyüyor. Bölgedeki insanlar tehlikeli suistimallerin, hak ihlallerinin artmasından şikâyet ediyor.

Sina'daki büyük askeri harekâtlar, Muhammed Mursi'nin devrilmesinden bir ay sonra, 7 Ağustos 2013'te başladı ve o günden bu yana devam ediyor. Muharip birliklerin, zırhlı araçların, helikopterlerin yer aldığı bu operasyonların sayesinde Mısır ordusu, Mısır ile İsrail arasında 1979'da imzalanan Camp David Anlaşması’nın ardından ilk kez Sina'ya girebildi.  Anlaşma, esasen bu birliklerin ve ağır vasıtaların Sina'ya girmesini yasaklıyor. Ancak Mısır'la İsrail arasında varılan mutabakatlar sonucunda anlaşmanın askeri maddeleri, terör ortadan kaldırılana dek  askıya alınabiliyor.

Şeyh Züveyd'in güneyindeki El Şalak kasabası sakinlerinden Selame Savarka'ya göre askeri harekâtlar başlar başlamaz Sina'da sivil halka yönelik ihlaller de baş göstermiş. Selame, devlet daireleri ve bankaların günlük internet ve telefon kesintileri nedeniyle kapandığını, kesintilerin günde 8 ile 14 saat arasında sürdüğünü ve askeri harekâtlarla eş zamanlı yaşandığını anlatıyor. Ardından El Eriş ile Refah arasındaki 50 kilometrelik uluslararası otobanın çevresindeki çiftliklerde binlerce zeytin ağacı kesilmiş. Bölgenin havaalanına giden 15 kilometrelik yolun kenarındaki ağaçlar da kesilmiş.

Selame Al-Monitor'a şunları anlatıyor: "Ağaçlarımızı niye kestiklerini öğrenmeye çalıştık. Ancak bir subay üzerimize doğru ateş ederek 'Tek kelime eden herkes teröristlere yardım ediyor sayılacak.' dedi. O yüzden sesimizi çıkarmadık. Oysa bu ağaçlar, devletin yokluğunda 40 yıldır tek geçim kaynağımızdı.”

Al-Monitor olarak Sina'da sivil halka yönelik hak ihlallerini yakından incelemek için askeri operasyonların yapıldığı Şeyh Züveyd ve Refah'ın güneyindeki köylerin yolunu tuttuk.  Özel aracımızın Bedevi sürücüsü, bizimle seyahat etmenin tehlikelerinden bahsetti: "Askerler sizi görürse başımız belaya girer. (...) Gazetecilerin halkın çilesini yazması yasak. Daha önce buradan doğruları bildirdiği için bir gazeteciyi tutukladılar. İşkence yaptılar ve terörist olduğunu söylediler." Sürücü, kısa bir sessizlikten sonra şöyle devam etti: "Ama merak etmeyin. Askeri harekâtlar başladığından beri kontrol noktalarından uzak, ıssız, tali yolları kullanıyoruz. (...)  Zira ordu bize zorluk çıkarmak için tüm ana yolları kapadı."

Şeyh Züveyd'in güneyindeki köylere giden ıssız tali yolda askeri araçların izleri var. Yolun kenarına yüzlerce kesik zeytin ağacı yığılmış. Sürücü, kısa bir mola vererek El Karuba köyündeki bu ağaçların Mısır ordusunun İsrail'e karşı savaşlarında yer alan bir kişiye ait olduğunu anlatıyor: "Adamın adı Musa Ebu Rüvayşid. Sina'nın kurtuluş mücadelesine Mısır ordusundaki kahramanlıkları nedeniyle tutuklandı ve ömrü İsrail hapishanelerinde geçti. Ama ordu, bunun karşılığını çiftliğinin üzerinden buldozerle geçerek verdi.”

Şeyh Züveyd'in güneyinde bir diğer köy olan El Lafitat da terörle mücadelenin vahşetine tanıklık ediyor.  Köy, büyük ölçüde terk edilmiş. Köylülerin çoğu, ordunun Apaçi helikopterleriyle köyü vurmasının ardından göçmüş. Köy merkezindeki iki katlı sağlık ocağının duvarları tank ateşiyle vurulmuş. Binanın avlusunda yanık bir araba duruyor. Köylüler, arabanın sağlık ocağının doktoruna ait olduğunu söylüyor. Doktor, operasyonlarda yaralanan militanları tedavi etmekle suçlanarak tutuklanmış.

Kendini sadece Süleyman olarak tanıtan bir köylü, Al-Monitor'a şöyle konuşuyor: "Ordunun bizi radikal ideolojilerden ve terörden kurtarmaya geldiğini sanmıştık, ama bir baktık ki bunlar aynı madalyonun farklı yüzleriymiş. Ordu, bölgemizde tüm hayatı yok etmeye gelmiş. İşte, El Lafitat köyünde de hayat kalmadı, hayvanlar bile artık yok. Apaçiler hemen her gün köyü bombaladı. Düşünün, köye bir haftada yüzden fazla bomba atıldı.”

Süleyman, El Lafitat’ta silahlı adamların  varlığını inkâr etmiyor: "Evet, köylüler arasında birkaç aşırılık yanlısı vardı, ama sayıları bir elin parmaklarını geçmezdi. Askeri harekâtlar başlayınca bu kişiler kaçtı. Ama ordu gelip masum köylülere saldırdı ve onları aşırılık yanlılarına katılmaya itti. (...)  Ordu teröre karşı terörle savaşıyor, hatta terör üretiyor. Askerlerin kurşunları köyümüzde sadece kadın ve çocukları öldürdü ki aradıkları adamların burada olmadığını biliyorlardı."

Süleyman'a göre köyde terör yokmuş ama  "iğrenç" bir olay terörü tetiklemiş: "13 Eylül 2013 Cuma günü kumlu bir tepeye konuşlanan bir tank, evlere rastgele ateş etti. Pek çok köylü tank seslerini duyar duymaz evlerinden kaçmıştı. Ama evlerin birinde tank ateşiyle ölen bir anne ve dört çocuğunun cesedini bulduk. Şimdi o insanların akrabaları bu insanlık dışı olayı unutabilir mi? Bence devletin bu haksızlıklarını gören çocuklar, bir gün silaha sarılacak."

Yerel aktivistler, operasyonların masum sivillere etkisini azaltacak mekanizmaların eksikliği nedeniyle güvenlik güçlerini kınıyor. Mareşal Abdül Fettah Sisi'nin Kahire'de bir toplantıda vaat ettiği tazminatların kapısı hâlen kapalı. Tarım Bakanlığı'nın Kuzey Sina'daki temsilcisi de düzenlediği basın toplantısında operasyonların mahsule verdiği zararı azaltmaya çalıştıklarını öne sürmüştü. Ancak yerel halka  göre, terörle mücadelenin kendilerine dönük etkilerini azaltacak hiçbir girişim olmadı.

Mısır Hak ve Özgürlükler Gözlemevi isimli örgüt, Kuzey Sina'daki askeri operasyonlara ilişkin raporunda "Mısır ordusunun sistematik ihlallerini" ele aldı. Rapor, bölgedeki operasyonlar nedeniyle 3 Temmuz 2013'ten bu yana yaklaşık 200 kişinin öldüğünü, bin 500 kişinin tutuklandığını ve 350'yi aşkın evin yıkıldığını ortaya koyuyor. Bu ihlallerin Kuzey Sina'da "teröre karşı savaş" bahanesiyle gerçekleştirildiği vurgulanıyor.

Açıklanma tarihi Sina'nın kurtuluşunun 32. yıl dönümüne denk gelen rapora göre, operasyonların "kanun ve hukuk ilkeleri" alanında neden olduğu ihlaller,  onları “insanlığa karşı suç” hâline getiriyor.  Raporda “teröre karşı savaşın” Mısır ordusuna yasal dayanak olmaksızın her istediğini yapma imkânı veren bir açık çek olmadığı vurgulanıyor. Ayrıca, bizzat ordu sözcüleri tarafından yapılan açıklamaların "ihlalleri meşrulaştırma aracı" hâline geldiği, zira bu açıklamalarda herhangi bir yasal çerçeve gösterilmeden radikalizm, terörizm ve tehlike iddialarının dile getirildiği belirtiliyor.

Şeyh Züveyd sakinlerinden Süleyman Hamdan, askeri harekâtlar sürdükçe Sina halkının durumunun kötüye gittiğine inanıyor: "Mısır devletinin ölüm ve yıkım vaatleri dışında bize verdiği bir teminat yok. Bize verdikleri ihmali bitirme ve bölgeyi kalkındırma sözleri arttıkça, evlerimize her gün rastgele açtıkları ateş de artıyor.”

Yarımadayı darmadağın eden bu şiddetin bitmesini isteyen Hamdan, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Biz böyle bir kalkınma istemiyoruz. (...) Sadece çocuklarımızla birlikte barış içinde yaşamak istiyoruz.”

More from A correspondent in Sinai