Ana içeriğe atla

Türkiye’nin önleyici otoriterlik doktrini

Erdoğan’ın “sağlam iradesi”, tavizin zayıflık olarak yaftalandığı ve otoriterliğin muhaliflerle baş etmenin tek geçerli yöntem olarak övüldüğü bir siyasi kültür için biçilmiş kaftan. İngilizce’den Türkçe’ye çevrilmiştir.
Turkey's President Abdullah Gul (R) and Turkey's Prime Minister Recep Tayyip Erdogan attend a delivery ceremony for the first nationally designed combat ship TCG Heybeliada at the Tuzla Naval shipyard in Istanbul September 27, 2011.  REUTERS/Osman Orsal (TURKEY - Tags: POLITICS MILITARY) - RTR2RWLG

Yabancı gözlemciler 2013 mayıs ve haziranındaki Gezi Parkı protestolarından bu yana Türkiye’nin iki kilit lideri arasındaki hatırı sayılır farklılığı kayda geçirdiler: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasındaki farkı. Gül hemen her siyasi anlaşmazlıkta daha uzlaşmacı bir dil kullanırken, Erdoğan uzlaşmaz, meydan okuyan ve kavgacı tarzını her geçen gün biraz daha pekiştirdi. Örneğin, Gül, Gezi Parkı protestocularına “mesajı aldım” diyerek “demokrasinin sadece seçimlerden ibaret olmadığını” anımsatmıştı. Göstericileri “çapulcular” diye tel’in eden Erdoğan ise herkesi sandıktan çıkan sonuca saygı göstermeye çağırmakla yetinmişti. Cumhurbaşkanı, “paralel devlet”, Twitter, YouTube ve Türkiye’ye yönelik yabancı komplolarla ilgili tartışmalarda da liberal diye nitelenebilecek bir duruş sergiledi. Erdoğan ise istikrarlı bir şekilde otoriterlikten şaşmadı.

Bütün bu farklılıkları kaydeden çoğu Batılı gözlemciye, Gül’ün çizgisi daha cazip ve yatıştırıcı, Erdoğan’ın çizgisi ise akıl dışı görünüyor. Gözlemciler, Türkiye’nin başarılı Başbakanının nasıl olup da bu derinlemesine kutuplaşmış ülkede ılımlılığa duyulan ihtiyacı görmediğini anlayamıyor. Ancak esasında, Erdoğan’ın pozisyonu hiç de akıl dışı değil.  Hatta aksine, bu pozisyon fazlasıyla tutarlı bir mantığa dayanıyor, üstelik de Türkiye’deki liberal tutumdan  çok daha yerleşik bir mantığa... Ben bunu “Türkiye’nin önleyici otoriterlik doktrini” diye adlandırıyorum.

Türkiye’de adeta hayatın bir gerçeği olarak kabul edildiği için fazla tanımı yapılmayan bu doktrin basit bir kurala dayanır: Her hangi bir siyasi anlaşmazlıkta yapılması gereken şey, mümkün olduğunca güçlü, meydan okuyucu, inatçı ve tehditkar olmaktır. Ancak böylelikle düşmanın başı ezilebilir ve zafer garantilenir. Aksi takdirde, giderek güçlenen düşman seni yener ve gözünün yaşına bakmaz. Dolayısıyla düşmanınızı önleyici bir taktik olarak köşeye sıkıştırmalı ve mümkün olduğunca zayıflatmalısınız.

Bu doktrinde, müzakere, pazarlık ve uzlaşma yoluyla gelecek barışçıl çözümlere hiçbir şekilde inanç duyulmaz. Normalde uzlaşmaya dayalı çözümlerin önünü açabilecek olan makul tavizler de bu anlayışa göre saflık, zayıflık, belki de düpedüz ihanettir.

Türk basınında çıkan güncel yazılardan biri bu doktrinin mükemmel bir örnek sunuyor. Hükümeti ısrarla savunan Yeni Şafak’ın, hararetli bir Erdoğan taraftarı olan yazarı Salih Tuna, makalesinde Gül’ün “zayıf” pozisyonunun Erdoğan’ın övgüye değer meydan okumaları karşısında neden hatalı bir tutum olduğunu anlatıyor. Gül ve Erdoğan’ı, Gezi Parkı gösterileri sırasında kullandıkları dil üzerinden kıyaslayan Tuna’ya göre, Erdoğan’ın tümüyle haklı olduğu çok açık:

“Gezicilerden birileri mesaj alırken lider mesaj verir: 'Allah'tan başka kimseye boyun eğmem...'

Zaten bir kez boyun eğmiş olsaydı, söz gelimi, 'köprü ve hava alanı yapılmasın' isteklerine taviz verseydi, (çoğulculuk ve 'her şey sandıktan ibaret değil' kamuflajı altında) sokaktan yönetilmeyi kabul etmiş olacaktı. Sokaktan yönetilmeyi kabul ettikten sonra da birileri çıkar, 'Marmaray'ı da yıkın' diyebilirdi, eh yani arzular şelale değil mi?!”

Öncelikle Tuna’nın argümanındaki bir eksiği belirtmeliyim. Gezi Parkı hareketinin, üçüncü boğaz köprüsü ve yeni hava alanı inşaatlarının çevreci kaygılarla durdurulması gibi yalnızca aşırı taleplerinden bahseden Tuna, hareketin başlıca hedefini ise es geçmiş. Yani Gezi Parkı’nın Erdoğan’ın ilan ettiği gibi bir alış-veriş merkezine dönüşmemesi ve park olarak kalması talebi. Eğer bu nispeten makul ve mütevazı talep olayların başında kabul edilmiş olsaydı, gösteriler de muhtemelen yatışacaktı.

Ancak asıl önemli olan, Tuna’nın ifade ettiği bakış açısı içinde siyasi tavizin nasıl algılandığıdır. Buna göre taviz, uzlaşmanın ilk adımı değil, çöküşün başlangıcıdır. Çünkü karşı taraftaki şeytani niyetli insanlar sizin ödün verdiğinizi bir kez görürse, daha da cesaret bulur ve saldırganlaşırlar. Dolayısıyla, onların hiçbir talebini kabul etmemeli, sadece onlara ne kadar güçlü olduğunuzu göstermeli ve bu sayede karşı tarafı sürekli kontrol altında tutmalısızınız.

Bu tavizsizlik mantığı elbette siyasette eşi görülmemiş bir şey değildir. Örneğin İsrail’deki Netenyahu yönetimi de İran söz konusu olduğunda benzer bir zihniyet sergiliyor. Zira, İsrail’e göre, İslam Cumhuriyeti'ne yönelik her güvercinimsi yaklaşım, Neville Chamberlain’in 1930’ların sonlarında Hitler'e karşı denediğine benzer bir intihar "tavizidir”.  Ancak İsrail sağının bu şahin savı, uluslararası ilişkilere dair bir tema.  Türkiye'nin şahinleri ise, bunu iç politikada uygulamaya koyuyor ve neredeyse hiç bir başka yol da denemiyorlar.

İşte bu nedenle, Erdoğan’ın artan otoriterliği Batı’yı afallatırken, onu ülkedeki muhafazakarların gözünde daha da sevilen bir lider kılıyor. Esasında, çoğu muhafazakar Erdoğan’ı tam da bu denlimeydan okuyucu bir lider olduğu için seviyor. Tıpkı, seçim kampanyaları sırasında İstanbul’un dört yanına asılan dev Erdoğan posterlerinden de görüldüğü gibi: Başbakanın kendinden emin bir pozunun yer aldığı posterde tek bir sloganvardı: “Sağlam İrade”.

Elbette “sağlam irade”yi sadece Erdoğan’ın destekçileri değil, onun muhalifleri de seviyor. Örneğin, Türkiye’nin laikleri on yıllar boyunca Atatürk’ten miras kalan otoriterliği övdüler ve “gericiler” ile “ayrılıkçıları” (yani  dindar muhafazakarları ve Kürt milliyetçilerini) her yolu kullanarak bastırmakta ısrarlı olan orduyu alkışladılar. O laikler de, üniversitelerdeki baş örtüsü yasağının kaldırılması gibi ideolojik anlamda verilecek en ufak bir tavizin kendi sonlarının başlangıcı olduğuna inanırlardı.

Türkiye’nin sonu gelmez siyasi mücadeleleri, tasfiyeleri ve intikamları, işte bu fazlasıyla kavgacı, inatçı ve otoriter siyasi kültürün doğal sonuçlarıdır. Gül (ya da geçmişte Turgut Özal) gibi istisnai isimler Türkiye’nin çatışan kesimlerini, ılımlı ve pragmatik bir tutum izleyerek uzlaştırmaya çalışsalar da, etkinlikleri sınırlı kalmaktadır. Zira Türkiye’deki kamplar birbirlerine derin bir şüpheyle bakar ve tek seçeneğin, karşı taraf aynısını yapmadan, onları ezmek olduğunu düşünür. Yani, önleyici otoriterlik...

Tüm bunlar maalesef, Türkiye’nin öyle kolay kolay huzura kavuşamayacağı anlamına geliyor. Ben yakın zamana dek piyasa ekonomisinin ılımlaştırıcı gücüne itimad ediyordum (zira piyasa mantığı, sıfır toplam oyunu yerine kazan-kazan mantığını yerleştirir) ancak o da hızlı mucizeler yaratamıyor.  Dolayısıyla Türkler liberal değerlere sanırım ancak AB-öncesi Avrupa’da yaşananlara benzer çetin tecrübelerden geçerek kavuşabilecek: Bütün kesimler, ta ki yoruluncaya kadar, birbirlerini tekrar tekrar yaralayacak, ve sonunda hiç kimsenin öcüleştirilmemesi, herkese saygı gösterilmesi gerektiği mecburen  kabul edilecek.  

Join hundreds of Middle East professionals with Al-Monitor PRO.

Business and policy professionals use PRO to monitor the regional economy and improve their reports, memos and presentations. Try it for free and cancel anytime.

Free

The Middle East's Best Newsletters

Join over 50,000 readers who access our journalists dedicated newsletters, covering the top political, security, business and tech issues across the region each week.
Delivered straight to your inbox.

Free

What's included:
Our Expertise

Free newsletters available:

  • The Takeaway & Week in Review
  • Middle East Minute (AM)
  • Daily Briefing (PM)
  • Business & Tech Briefing
  • Security Briefing
  • Gulf Briefing
  • Israel Briefing
  • Palestine Briefing
  • Turkey Briefing
  • Iraq Briefing
Expert

Premium Membership

Join the Middle East's most notable experts for premium memos, trend reports, live video Q&A, and intimate in-person events, each detailing exclusive insights on business and geopolitical trends shaping the region.

$25.00 / month
billed annually

Become Member Start with 1-week free trial

We also offer team plans. Please send an email to pro.support@al-monitor.com and we'll onboard your team.

What's included:
Our Expertise AI-driven

Memos - premium analytical writing: actionable insights on markets and geopolitics.

Live Video Q&A - Hear from our top journalists and regional experts.

Special Events - Intimate in-person events with business & political VIPs.

Trend Reports - Deep dive analysis on market updates.

All premium Industry Newsletters - Monitor the Middle East's most important industries. Prioritize your target industries for weekly review:

  • Capital Markets & Private Equity
  • Venture Capital & Startups
  • Green Energy
  • Supply Chain
  • Sustainable Development
  • Leading Edge Technology
  • Oil & Gas
  • Real Estate & Construction
  • Banking

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial