Ana içeriğe atla

Rusya Suriye ve Orta Doğu bağlantılı terörle mücadele ediyor

Yeni terörist saldırılar, Rusya'nın İslamcı teröre ilişkin kaygılarını arttırırken, Orta Doğu siyasetine de yön veriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A policeman watches as a bus, destroyed in an earlier explosion, is towed away in Volgograd December 30, 2013.  A bomb ripped apart a bus in Volgograd on Monday, killing 14 people in the second deadly attack blamed on suicide bombers in the southern Russian city in 24 hours and raising fears of Islamist attacks on the Winter Olympics. REUTERS/Sergei Karpov (RUSSIA - Tags: CIVIL UNREST CRIME LAW DISASTER TRANSPORT) - RTX16XGD

İslamcı köktencilik ve terör sorunu Moskova açısından son dönemde büyüdü. Bunun birkaç nedeni var: Radikal İslamcı gruplarla uluslararası terörist ağların Rusya'da artan saldırıları, Rusya’daki geleneksel İslam'ı takip eden çoğunluk ile az sayıda ama aktif olan Selefiler arasındaki çatışmalar ve Rusya ile komşu BDT cumhuriyetlerinden Suriye iç savaşına katılanı cihatçılar. Rusya’nın bu iç meselesinin Yakın Doğu’yla bağlantılı birkaç boyutu var.

Birinci boyut, Arap ülkelerinden gelip eğitim sistemi üzerinden Rus Müslümanlara radikal fikirler aşılayan misyonerlerdir. Rusya’daki Müslümanlar, en kalabalık topluluk olan Tatarlar dâhil, etnik olarak Türki soydan gelir ve geleneksel olarak Sünni İslam’ın Hanefi koluna mensuptur. Kafkaslarda yaşayanlar ise Sünni İslam’ın Şafi koluna mensuptur. Nakşibendi, Kadiri gibi sufi tarikatları takip edenlerin sayısı da az değildir. Rusya’da 1990’ların başında İslami diriliş başladığında ülkeye Arap vaiz ve öğretmenler gelmeye başladı.  Eski Tataristan müftüsü İldus Feyzov'un hatıratına göre yerel Müslümanlar, gelen Araplara “adeta Peygamber’e bakıyormuş gibi bakıyordu.” Yabancılar, yerel Müslümanlara “gerçek İslam'ı” öğretmeye koyuldu.  

Suudi kuruluş Taybah, 1993'te Tataristan'ın ikinci büyük şehri Yarçallı'daki Yıldız Medresesi ile eğitim destek anlaşması yaptı. Kısa sürede radikal militan yetiştirme merkezine dönen medresenin kimi talebeleri, cihatçı grupların safında Çeçenistan savaşına katıldı ve Moskova'da terörist saldırılar düzenledi.  Rus basınına göre Taybah'ın Tataristan şubesi, Ürdün vatandaşı İsa Şebahat tarafından yönetildi. Kuruluşun temsilcilerinden Cezayirli Bu Setta Abdul Rezzak da 1994-1997 yılları arasında Tataristan’ın Muhammediye Medresesi’nde öğretmenlik yaptı, gençleri Suudi Arabistan ve Kuveyt'teki dini okullara gönderdi. Kuruluş daha sonra Rusya'da yasaklandı.

Yıldız Medresesi 2000'de tamamen kapatıldı. Medresenin tüm yabancı öğretmenleri de yerel Hanefi ve sufi değerlere aykırı faaliyetlerde bulundukları ve böylece Tatarların arasına fitne soktukları gerekçesiyle sınır dışı edildi. Tatar akademisyen Aydar Kabutdinov'a göre, medresede 1996-1997 eğitim yılında görev yapan sekiz öğretmenin dördü Mısır, Filistin ve Ürdün'den gelmişti. Volga bölgesindeki âlim ve imamlar da o günlerde, halk arasında “Vahhabiciler” diye adlandırılan  “gerçek İslam” takipçilerinin faaliyetlerine karşı alarm vermeye başladı.

Kimi etkin dini isimlerin himayesinde 1991'de Suudi Arabistan'da kurulan El Harameyn hayır kurumu da Rusya'da yasaklandı. Bu kuruluşun temsilcileri, Çeçenistan'daki Rusya karşıtı cihada adam devşirmekle suçlandı. Arap misyonerler o yıllarda radikal İslam propagandası ve cihatçı fikirler yaymak amacıyla sık sık gençlik kampları da düzenledi. Bu uygulamaya bugün son verilmiş durumda.

Şüphesiz ki hem yetkililer hem yerel din adamları, çoğu Arap olan yabancı öğretmenlerin yerel geleneklere şiddet ve husumet tohumları ektiğini idrak etmişti. Ancak bu öğretmenlere gelecekte ihtiyaç duyulabilirdi. Dolayısıyla öğretmenlerin seçimi ve faaliyetleri tamamen devletin kontrolü altında alınmalıydı. Nitekim Arap dünyasından yerel Müslüman topluluklara sağlanan neredeyse her türlü insani yardım artık kontrol altındadır. Rus hükümeti, bu yardımların devlete bağlı İslami Bilim, Kültür ve Eğitime Destek Vakfı kanalıyla yapılması için çoğu Arap ülkesiyle anlaşmalar yaptı.

Yakın Doğu ile Rusya’daki İslami köktencilik ve terörü bağlayan ikinci boyut, “gerçek İslam” kisvesi altında internetten yayılan radikal fikirler ve Arap ülkelerindeki hayır kurumlarınca dağıtılan kitaplar. Günümüzde Rusya'da bu kitapların dağıtımını engellemek, köktendinci internet sitelerini yasaklamak için etkin adımlar atılıyor.

Üçüncü boyut ise, geleneksel öğretiyi temsil eden yerel din adamlarına karşı terör saldırıları planlayan yabancı unsurlar. Son yıllarda Kuzey Kafkaslarda onlarca imam, Müslüman âlim ve gazeteci öldürüldü. Normalde sakin olan Volga bölgesinde bile 2012'de Tataristan Müftüsü Feyzov'un hayatına kastedildi. Arabasının altında patlayan bombadan mucizevi şekilde kurtulan Feyzov, sağlık nedenleri ile istifa etmek zorunda kaldı. Feyzov’un yine koyu bir Selefi karşıtı olan vekili İmam Velliullah Yakubov, patlamanın olduğu gün kimliği belirsiz saldırganlar tarafından vuruldu.

Moskova’yı özellikle kaygılandıran, Müslümanlığı benimseyen Rusların sayısındaki artış ve bunların önemli bir bölümünün radikal örgütlere katılmasıdır. Bu kişilerden bazıları, intihar eylemleri dâhil olmak üzere ülke içinde terör eylemlerinin planlanmasında ve gerçekleştirilmesinde yer aldı.

Dördüncü boyut, yerel Müslümanların Yakın Doğu, Afganistan ve Pakistan'da savaşan radikal gruplara devşirilmesidir. Kazanlı Tatar araştırmacı Reis Süleymanov, 1990'ların sonunda Tataristan'a gelen terör örgütü mensuplarının arasında “El Kaide'nin adam toplama sorumlularından” Mısırlı Ahmet Nasır'ın da bulunduğunu belirtiyor. Nasır 2004'te bölgede bir süre kalmış ve Mısır'a dönüşünde tutuklanarak cezaevine konmuş. 2011'e kadar hapiste kalan Nasır, serbest bırakıldıktan sonra 2012’de "esrarengiz bir şekilde" ölmüş.

Bugün, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) terör örgütünde ve başka cihatçı grupların saflarında Rusya’dan gitmiş olan yüzlerce kişi savaşıyor. Medyaya göre sadece Çeçenistan'dan yaklaşık 250 kişi gitmiş. Bunların arasında etnik olarak Rus olanların da bulunduğu söyleniyor. Peki, Suriye'den sonra bunlar nereye gidecek? Rus yetkililer şimdi kendilerine sıkça bu soruyu soruyor.

Volgograd'da ekim ve aralıkta düzenledikleri korkunç saldırılarla onlarca kişinin ölmesine ve yaralanmasına yol açan teröristlere ilişkin soruşturma, Yakın Doğu'ya kadar uzanan bağlantılar ortaya çıkarıyor. Bu tür saldırıların tekrarlanmasından korkan Rus yetkililer, Soçi Kış Olimpiyatları'nda benzeri görülmemiş güvenlik önlemleri almak zorunda kaldı. Önlemler başarılı oldu ve atletler ile konukların şikâyetine yol açmadı.

Öte yandan, kimi toplumsal kesimler, Arap dünyasından gelen terör tehdidini abartma eğiliminde. Rus Yahudi Kongresi eski başkanı Yevgeniy Satanovskiy’e göre, “Teröristler Rusya'yı çoktan fethettiklerini düşünüyor." Satanovskiy şöyle devam ediyor: “Bu, Afganistan'da ve Birinci Çeçen Savaşı’nda oldu. (...) Onlar Rusya'yı bitirmenin hiç de zor olmadığına inanıyor, hele de şu an Rusya Federasyonu çapında faaliyet gösteren hücreleri varken.” Satanovskiy Suudi Arabistan, Katar ve başka bazı devletleri de terörizme destek vermekle suçluyor.

Rusya'nın tanınmış yayıncılarından Yuri Mikailov ise bu ithamlara karşı çıkarak, Suudi Arabistan'ın geçirdiği önemli modernleşme sürecine işaret ediyor. Batı üniversitelerinden mezun olan 30 bin Suudi vatandaşının bu yıl ülkesine döndüğünü belirten Mikailov, şöyle devam ediyor: "Bu insanlar ülkelerini kalkındırmak için geri döndüler.  Suudilerin yüksek öğretime devasa kaynaklar yatırdığını da biliyoruz." Mikailov’a göre Satanovskiy gibi kişilerin tutumu, İslamofobik eğilimlerden kaynaklanıyor. Mikailov, Rusya ve Suudi Arabistan'ın terörle mücadele konusunda oldukça yapıcı bir iş birliği içine girdiğini de  sözlerine ekliyor.

Rus toplumunda köktendincilik, Selefilik, Vahhabicilik tartışmaları hiç dinmeden devam ediyor. Böyle olunca, onlarca müftülüğün cemaatlerin kontrolü için yarıştığı bir ortamda bu öğretilere bağlılık suçlamaları, Müslüman toplumundaki nüfuz mücadelesinde sıkça silah olarak kullanılıyor.

Öyle ya da böyle, mevcut şartlar altında Yakın Doğu'da köktendincilik ve terörle mücadele, şu an Moskova için hiç olmadığı kadar ivedi bir meseledir. Bu durum, Rusya'nın Suriye krizine yaklaşımını ve terörle mücadeleyi uluslararası toplumun Suriye gündeminden düşürmemesini büyük ölçüde izah etmektedir.

More from Vitaly Naumkin

Recommended Articles