Ana içeriğe atla

PKK, AKP-Gülen savaşında neden AKP’yi destekliyor?

Kürdistan İşçi Partisi (PKK) dostumun düşmanı düşmanımdır düşüncesinde olabilir. İngilizce’den Türkçe’ye çevrilmiştir.
Cemil Bayik, a founding member of the Kurdistan Workers Party (PKK), speaks during an interview with Reuters at the Qandil mountains near the Iraq-Turkey border, October 19, 2013. Kurdish rebels are ready to re-enter Turkey from northern Iraq, Bayik, the head of the group's political wing said at his mountain hideout, threatening to rekindle an insurgency unless Ankara resuscitates their peace process soon. Picture taken October 19. To match Interview TURKEY-KURDS/PKK       REUTERS/Stringer (IRAQ - Tags: PO

Vatan gazetesi 2 Şubat'ta tanınmış gazeteci Ruşen Çakır'ın PKK'nın en tepedeki "komutanlarından" Cemil Bayık ile yaptığı röportajı yayımladı. Çakır, Kürt meselesi ve siyasal İslam konularında uzmanlığıyla tanınıyor ve AKP ile Gülen hareketi arasındaki siyasi mücadeleye de vakıf. Bayık da doğal olarak Türkiye'nin gündemindeki bu mücadeleye değindi. Gerilla lideri Kandil'deki görüşmede Türkiye siyasetine dair muhtelif fikirlerini dile getirdi, ancak Vatan'ın manşeti röportajın en önemli mesajıydı:“Cemaat’in arkasında Amerika var, hedef Erdoğan’dan kurtulmak”.

Bu, AKP hükümetinin son yolsuzluk soruşturmasına getirdiği açıklamayla tamamen örtüşüyordu. Yani devlet içindeki Gülenci "paralel yapı", yabancı destekli bir komplo hatta bir "darbe teşebbüsü" içindeydi.  Bir başka deyişle Bayık'ın açıklamaları AKP'nin tam da duymak istediği şeylerdi.

Aslında sadece Bayık değil cezaevindeki PKK lideri Abdullah Öcalan da kısa süre önce Gülen hareketine karşı AKP'ye arka çıktı. Öcalan İmralı'daki hücresinden yaptığı açıklamada "ülkeyi bir darbe ateşiyle yeniden yangın yerine çevirmek isteyenlere” karşı tavır aldı.  Türkiye basını bu açıklamayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a verilen bir destek olarak yorumladı. Dolayısıyla AKP'nin Erdoğan'a en sadık üyelerinden Mehmet Metiner'in Öcalan'ı bu tutumundan dolayı övmesi şaşırtıcı değildi.

Ancak PKK, (yani Türkiye'de ve uluslararası çevrelerin çoğunda terörist olarak tanımlanan bir örgüt) Türkiye'nin yeni iktidar kavgasında neden AKP'ye yakınlık duyuyor. Ve bu neden önemli?

Birinci sorunun yanıtı basit: PKK, AKP hükümetini bilhassa da Erdoğan'ı "barış" yolunda bir ortak olarak görüyor. Örgütün 1984'ten bu güne kadar Türkiye devletine karşı aralıksız sürdüğü gerilla savaşı 40 bini aşkın hayata mal oldu. Lakin  liberallerin savunduğu "siyasi çözüm" ancak Erdoğan iktidarında mümkün olabildi. Türk hükümetiyle Öcalan arasındaki gizli görüşmelere dayanan "barış süreci" 2012 sonunda başladı, ve silahlar o günden beri suskun. Şimdi iki taraf da birbirini verilen sözleri yerine getirmekte çok tutuk davranmakla suçlasa da, yine de barışı sürdürmek istiyor.

Öte yandan Gülen hareketinin barış sürecine şüpheci yaklaştığı biliniyor. Hatta AKP, Gülen hareketinin polis ve yargı içindeki "paralel  devletini" çözüm sürecini "sabote etmekle" suçluyor. Şubat 2012'deki Milli İstihbarat Teşkilatı krizi (MİT) de bu hedefin ilk işaretlerinden biri olarak değerlendiriliyor. O günden bu yana Ankara'da, Gülen cemaatinin PKK'yla barış sürecine karşı olduğuna dair bir söylenti dolaşmaya başladı ve bu yorumlar daha sonra basına da yansıdı.

Nedenine gelince… Aslında Gülen hareketi küresel ölçekte ılımlı ve barışçıl bir hareket olarak bilinir, ve Fethullah Gülen, PKK'yla yapılan ilk mutabakat açıklandığında "barış"ı övmüştü. Lakin, harekete yakın gazeteciler defalarca AKP'nin PKK tarafından "kandırıldığına" ilişkin endişelerini dile getirdi. (Ben ise Al-Monitor'a Mayıs 2013'te yazdığım yazıda "Gülen hareketinin barış sürecine karşı olmadığını ama, hareketin sürecin başarısından şüphe ettiğini ve yöntemlerini eleştirdiğini yazmıştım.) Gülen yanlısı basındaki bu tür eleştiriler o günden bu yana daha da arttı.  

Bu günlerde, Erdoğan yanlısı çevreler, alışıldık komplocu söylemlerine başvurarak, Gülen hareketinin barış sürecine ilişkin rahatsızlığını, bu hareketin "büyük ihanetinin" bir göstergesi olarak resmediyor. Buna göre barış süreci, "Türkiye'yi zayıflatmak isteyen güçleri" rahatsız ediyor ve Gülen hareketi de bu güçlerin maşası olduğu için Türkiye'nin hayrına olan bu işi sabote ediyor. Lakin, Occam'ın usturası ilkesiyle düşünülürse,  daha basit bir açıklama da bulunabilir: Gülen hareketi PKK'yı, bilhassa da  Güney Doğu'daki faaliyetlerine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Zira Gülen hareketinin Güney Doğu'da geniş bir okul, yurt ve hayır kurumu ağı var. PKK ise bu kuruluşlara geçmiş yıllarda saldırılar düzenlemişti. Zira PKK'ya göre bu kuruluşlar, "Kürt gençlerini çalarak" PKK militanı olmalarına engel oluyor ve onları Gülen destekçisi haline getiriyor.

Kısa süre önce ender röportajlarından birini BBC'ye veren Gülen de bu konuya değindi. Hizmet okullarının Kürt coğrafyasındaki gelişimine ilişkin şöyle dedi: "Kürt vatandaşlara karsı yaptığımız şeylerden dolayı Öcalan'ın rahatsızlığı vardı(...)Dağın yolu kesilmesin istiyorlardı ve milletin, Kürt-Türk birliği ve bütünlüğü adına ve ittifakı adına yapılan şeylerden rahatsızlık duyuyorlardı.”

Bu da Gülen hareketi ile PKK arasındaki gerginliğin ve ikincisinin "barış ortağı" olan AKP'ye verdiği desteğin nedenini açıklamak için yeterlidir. Bu desteğin Türkiye siyasetini nasıl etkileyeceği ise başka bir konu.

Türkiye toplumunun çoğunluğu PKK'dan nefret ediyor, bu nedenle de PKK'nın verdiği destek hükümetin pek de işine yaramaz. Yalnızca barış sürecini  büyük bir hevesle destekleyen sol eğilimli liberaller, bunu AKP'nin yanında yer almak için bir neden olarak görebilir – ki görüyorlar. Ne var ki, mecliste 26 sandalyesi olan Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP)  muhtelif araştırmalara göre yüzde altı- sekiz oranında oy desteği var. Dolayısıyla bu siyasi blok ilerleyen aylarda hatta gelecek yazki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'ın müttefiki olabilir. Zira Erdoğan bu seçimlere katılmaya karar verirse toplumun salt çoğunluğuna ihtiyacı olacak.

Kısacası PKK'nın, AKP-Gülen kavgasında açıkça AKP'nin safında yer almasının anlaşılabilir bir mantığı var.  Meşhur "düşmanımın düşmanı dostumdur" mantığı değil, onun tersi: "Dostumun düşmanı düşmanımdır" mantığı.