Ana içeriğe atla

İsrail ayrılıkçı Suriye Kürtleriyle temasa geçmeli

İsrail, Suriyeli Kürtlerin özerk bölge kurmasını dikkate almalı, Suriye’de radikal İslamcılarla savaşan gruplarla temasa geçmelidir.
People sit in the back of a truck as they celebrate what they said was the liberation of villages from Islamist rebels near the city of Ras al-Ain in the province of Hasakah, after capturing it from Islamist rebels November 6, 2013. Redur Xelil, spokesman for the armed wing of the Syrian Kurdish Democratic Union Party (PYD), said Kurdish militias had seized the city of Ras al-Ain and all its surrounding villages. Syrian Kurdish fighters have captured more territory from Islamist rebels in northeastern Syria

Suriye Kürtleri, 2013 sonunda bir dizi görülmemiş hamle yaptı. Suriye’de özerk bir Kürt bölgesinin kuruluşunu ilan ettiler, Kürt anayasasının taslağını açıkladılar, Kürt Parlamentosu için dört ay içinde seçim çağrısı yaptılar, hükümet ve muhalefetten bağımsız, birleşik bir heyetle Suriye konulu Cenevre Konferansı’na katılma kararı aldılar. Bu cesur adımların da gösterdiği gibi, Suriye rejimi ile türlü muhalif gruplar Suriye devletini ve birbirlerini yok etmekle meşgulken, Kürtler kendi ulus ve devletlerini inşa etme projesinde harıl harıl çalışıyor. Projenin başını çeken başlıca grup olarak Salih Müslim ve Eşbaşkan Asya Abdullah önderliğindeki PYD öne çıkıyor. Aslına bakılırsa projenin arkasındaki esas güç, Türkiye ve Irak Kürdistanı’nda üslenen PKK’dir.

Suriyeli Kürtler birçok bakımdan Irak Kürdistanı’ndaki kardeşlerinin izinden gidiyor. Iraklı Kürtler, kendi projelerini 1991’de başlatıp Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni (KBY) kurdu.

KBY gibi Suriye’deki Kürt bölgesi de yarı bağımsızlığın tüm nişanelerine sahip. Kendine ait bir bayrağı, ordusu, polisi ve yönetimi var. Özerklik ilanı da aynı şekilde tüm olanaksızlıklara karşın hayata geçirildi. Bu hamle, Kürtlerin bir dönem ittifak ettiği Suriye muhalefetinin sert tepkisini çekmekle kalmadı. Birçok bölgesel devlet de- bilhassa bu hamlenin kendi Kürt nüfuslarına tesir etmesinden korkan Türkiye, İran ve Irak- tepkisini ortaya koydu. Örneğin İran’daki Kürtler, İran’da federal sistem talep etmeye başladı. Ancak, ne Suriye muhalefetinin ne de bu devletlerin tehditlerine kulak asan Kürtler, kazanımları bir oldubittiye dönüştürme amaçlı anayasa taslağıyla kararlılıklarını gösterdi.

Bu anayasa metninin kısa bir değerlendirmesi, Kürtlerin ne denli yol aldığını ortaya koyacaktır.

Her şeyden önce, kullanılan terminoloji, Kürt söylemine dayanak teşkil eden yeni dünya görüşünü yansıtıyor. Bölgenin adı anayasada Kürdistan Rojava, yani Batı Kürdistan olarak geçiyor. Bu da şu demek oluyor ki Kürtlerin referans noktası artık Suriye değil, dört parçası farklı ülkelerin toprağı olan Büyük Kürdistan’dır. Bu parçalar, Türkiye sınırları içindeki Kuzey Kürdistan, Irak içindeki Güney Kürdistan, İran içindeki Güney Kürdistan ve Suriye içindeki Batı Kürdistan’dan oluşuyor.

Anayasa, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkında ısrar ederken, Suriye’deki merkezi hükümetle federal bir yapıyı öngörüyor. Anayasaya göre, doğrudan halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanı, bölge (iklim) yönetiminin başında bulunacak. Bölge, merkezi hükümetten ayrı kendine ait bir parlamento ve hükümete de sahip olacak. Aynı şekilde, kendi ulusal marşı ve ulusal bir bayramı- Nevruz- olacak. Uzun yıllardır kıyıma uğrayan Kürt dili, Arapçayla birlikte bölgenin resmi dili olacak. Anayasaya göre Kürdistan Rojava, “bölge sınırlarını” korumakla görevli kendi silahlı kuvvetlerine de sahip olacak. Dahası, başka bir kuvvetin bölgede faal olmasına izin verilmeyecek.

Çok çarpıcı bir başka nokta da şu ki anayasa, tüm Arap ülkelerinin anayasalarından farklı olarak İslam dinini yasamanın kaynağı olarak tanımlamıyor. Daha doğrusu İslam’dan hiç bahsetmiyor. Metin bu açıdan İslam dinine atıflarda bulunan KBY anayasasından da ayrılıyor.

Bölgenin daha liberal ve laik duruşunu ortaya koyan bir diğer olay, Kürt makamlarının kısa süre önce medeni nikâha yeşil ışık yakmasıdır. Benzer şekilde, kadınlar toplumsal ve siyasi hayatta- askeri faaliyetler dâhil- erkeklerle yan yana yer alıyor. Suriyeli Kürtler bu bakımdan KBY’den ayrılıyor, hatta kimi alanlardaki edinimleri rol model olarak aldıkları KBY’den çok daha etkileyici.

Her şeyden önce, işe sıfırdan başlayan Suriyeli Kürtler, sadece temmuz 2012’den bu yana bölgesel ve uluslararası haritalarda yer edinmeyi başardı. Ayrıca, Iraklı Kürtler zamanında çeşitli sivil toplum kuruluşlarının ve yabancı devletlerin desteğini gördü ki bu destek, devlet inşasında kritik öneme sahipti. Oysa Suriye’deki Kürtler böyle bir destekten faydalanmıyor.

Benzer şekilde, Iraklı Kürtler Irak muhalefetiyle mücadele etmek zorunda kalmamıştı. Oysa Suriyeli Kürtler, Suriye devletinin kuzeyde bıraktığı boşluğu dolduran türlü İslamcı gruplara karşı ölüm kalım mücadelesi veriyor. Bu İslamcı güçlerin bir kısmı, Kürtleri vekâlet savaşıyla yıldırmaya çalışan Türkiye tarafından desteklendi.

Jeostratejik bakımdan diğer önemli bir fark, bölgelerindeki yüksek dağlardan istifade eden Iraklı Kürtler, tehlike anlarında oralara çekilme imkânına sahipti. Oysa Suriyeli Kürtlerin böyle bir avantajı yok. Dahası, Suriyeli Kürtlerin bölgesi bütüncül bir parçadan değil, birbirinden kopuk üç merkezden oluşuyor. Bu tür muazzam engeller karşısında özerk bir bölge oluşturabilmek, Suriyeli Kürtler adına küçümsenecek bir başarı değil.

Bu kazanımlar bir yana, Suriyeli Kürtler hâlâ birçok zorlukla karşı karşıya. Kürt bölgesi uluslararası toplum tarafından tanınmıyor. Yine de PKK’den farklı olarak, PYD uluslararası terör listelerinde yer almıyor.

Öne çıkan bir diğer sıkıntı, PKK tarafından desteklenen PYD ile KBY tarafından desteklenen 15 farklı Kürt grubu arasındaki iç çatışmalar. Bu rekabet, KBY’yle PKK arasında var olan daha derin bir rekabetin yansıması. Böyle olunca Suriyeli Kürtler, bir değil iki “büyük abi” ile muhatap olmak durumunda kalıyor. Yine de bu rekabet, tarafların belli bir ortak işleyiş oluşturabilmesi sayesinde hafifliyor. Cenevre Konferansı’na ilişkin ortak bir tutumda karar kılınması, bunun örneğidir.

Kürtlerin Cenevre Konferansı’na ayrı bir heyet olarak katılımı ve Suriye’deki genel konumları, ABD’nin yaklaşımına bağlı. Görüldüğü kadarıyla, ABD şu ana dek Suriye’deki bu en Batı yanlısı, en laik ve en demokratik gücü yalnız bırakmaya kararlı. Ne tuhaftır ki Avrupa devletleri ve hatta Türkiye bile, Suriye Kürtlerinin durumunu görüşmek için Salih Müslim’i ülkelerine davet etme esnekliğini gösterirken, Washington Müslim’e ABD vizesi vermeyi reddediyor. Bu konu, Al-Monitor yazarı Amberin Zaman tarafından da haberleştirilmişti.

Peki, İsrail ne yapmalı? Amerikan tutumunu izleyerek Kürtleri görmezden mi gelmeli? Yoksa daha cesur, daha bağımsız bir tutum mu almalı?

İsrail açısından Suriyeli Kürtler yıllardır suskun bir topluluktan ibaretti. Birkaç yıl öncesine kadar Suriyeli Kürtler pek duyulmaz, hesaba katılması gereken bir güç olarak görülmezdi. Ancak Suriye’deki olaylar, onların stratejik önemini ortaya çıkardı. Kürtler şu an Suriye’de en radikal İslamcılar olan Nusra Cephesi’yle Irak-Şam İslam Devleti’ne karşı başlıca kaleyi teşkil ediyor. Bu durumda İsrail’in yol gösterici ilkesi, “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” olmalı.

Gerçekten de, bu değişken jeostratejik ortamda her iki taraf da olası bir ilişki için yoklayıcı sinyaller gönderiyor. Bunlardan sonuç alınacak mı acaba?

More from Ofra Bengio

Recommended Articles