Ana içeriğe atla

2014’ün Erdoğan’ın daha kötü bir yılı olması için 5 neden

2013, Erdoğan ve partisi AKP için bir annus horribilis oldu. 2014 daha da kötü bir yıl olabilir.
RTX16ZXL.jpg

2013, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP için bir annus horribilis (felaket yılı) oldu. İktidarın işleri hiçbir alanda iyi gitmedi.

2014’ün ise 2013’ten daha iyi bir yıl olacağını düşünmek için hiçbir neden yok. Tam tersine daha da kötü bir yıl Erdoğan ve partisinin bekliyor olabilir.

2014’ün gidişatını tayin eden parametreler son şeklini 2013’te aldı. Hatırlayalım:

2013’te İslami toplum mühendisliğine baskıcı uygulamalarıyla hız veren Erdoğan, yanlış karar ve tepkileriyle hazirandaki “Gezi ayaklanması”na bizzat neden oldu. Bir toplumsal patlamaya dönüşen protesto dalgası kısa sürede tüm Türkiye’ye yayıldı. Günlerce süren gösteriler sırasında polis kayıtlarına göre 80 ilde 3,5 milyon kişi sokağa indi.

Gezi direnişi, Türkiye’de demokratik, özgürlükçü ve yeni bir sivil toplum muhalefetinin doğuşunu haber verirken iktidarın baskıcı karakterini tüm dünyaya teşhir etti.

Erdoğan’ın Gezi direnişine karşı aşırı güç kullanmasının yanı sıra sözleriyle de verdiği akıl dışı tepkiler, mesela direnişi “faiz lobisi”nin organize ettiğini söylemesi, partisi ve kendisi hakkında dünya çapında dramatik bir imaj ve moral otorite yıkımına neden oldu.

Erdoğan ve partisi ile eski fiili iktidar ortağı Gülen Cemaati arasındaki güç savaşı 2013’te iyice açığa çıktı ve her iki taraf açısından da olağanüstü maliyetli bir hal almaya başladı.

En büyük hasarı şimdilik Erdoğan ve AKP görmüş bulunuyor.

Partisi ve yakın çevresinin usulsüzlüklerini soruşturan savcıların 17 Aralık’ta başlattıkları yolsuzluk, rüşvet ve kara para aklama operasyonu sonucunda Erdoğan hükümetinin dört bakanı görevlerinden ayrılmak zorunda kaldılar. AKP hükümeti Erdoğan’ın oğluna, liderin yakın çevresindeki işadamları ve kilit bürokratlara yönelen ikinci dalga soruşturmaları, yargıya alenen müdahale ederek durdurdu.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tescilli kısa adı olan “Ak Parti”nin ilk kelimesi “ak”ın Türkçedeki anlamı “saf ve temiz”dir.

AKP 2014’e kısa adındaki “ak”a kendisinin atfettiği saflık ve temizliği yitirmiş olarak giriyor.

2013, AKP’nin mezhepçi, İslamcı ve Osmanlıcı Suriye politikasındaki çöküşün tartışılmaz biçimde tamamlandığı yıl olarak kayda geçti.

Kötü gidişat içinde en az kötü olanı Kürt sorununun durumu. “Barış ve çözüm süreci” tıkandı ve süreç olmaktan ziyade bir “çatışmasızlık durumu” halini aldı. Bu çatışmasızlık durumunun 2013 boyunca sürdürülebilmiş olması Erdoğan’ın tek tesellisi olabilir. Mamafih çatışmasızlık durumu konjonktüreldir ve provokasyonlara açıktır.

Erdoğan’ın özellikle Gezi direnişi ve ardından yolsuzluk soruşturmalarına verdiği yanlış tepkiler, mali piyasalar ve ekonomideki kırılganlığın üzerindeki baskıyı daha da artırıyor.

Bütün bu saydığımız olumsuz faktörler birbirlerini aynı doğrultuda etkileyerek güçlü bir negatif bileşke meydana getiriyorlar.

Türkiye Soğuk Savaş sonrasında 2013’teki kadar hiç yalnızlaşmamıştı. Erdoğan da 2014’e hiç olmadığı kadar yalnızlaşmış bir lider olarak girdi. İktidarının ilk dönemindeki başarılarında büyük pay sahibi olan ittifakları yok artık. Erdoğan ve partisinin paradigmaları 2013’te birbiri ardına çöktü.

Erdoğan’ın meşhur şansı 2013’te döndü ve iktidar çan eğrisinin zirvesinden inişe geçti.

2014, Erdoğan ve AKP iktidarının en zor yılı olacak.

Ve üstelik 2014 Türkiye’de seçimler yılıdır.

Mart sonunda yerel seçim var; ağustos sonunda ise Cumhurbaşkanlığı seçimi... İktidar, yerel seçim sonuçlarına bakarak bir erken genel seçim kararı da alabilir.

İşte bu seçimler 2014’ü iktidar için daha da zorlaştıracak.

Yukarıda sıraladığımız nedenler Erdoğan ve partisinin 2014’teki kısıtlarını oluşturuyor. Erdoğan, askerlerle girdiği iktidar mücadelesinin kısıtlarından seçimleri kullanarak kurtulmayı başarmıştı. Ancak şimdi kendisini çevreleyen bu yeni kısıtlardan seçimlerde hangi sonucu alırsa alsın kurtulma imkanı yok.

2014’ün parametreleri bize nelerin olamayacağını da anlatıyor.

İşte 2014’ün Erdoğan ve partisi için 2013’ten daha zor ve daha kötü bir yıl olması sonucunu doğuracak beş faktör:

AKP-CEMAAT ÇATIŞMASI: Devletin içinde bir iç savaş halini almış kavgada şu ana kadar en büyük zararı Başbakan ve partisi gördü. Ancak Erdoğan ve yakın çevresi misillemeye hazırlanıyor ve Gülen Cemaati’nin devlet içindeki varlığına son vermek için kapsamlı bir hazırlık içinde görünüyor. Çatışmanın 2014’te daha da tırmanması mukadder. İki taraf da birbirinin meşruiyetine ağır darbeler indiriyor ve indirecek. Gülenciler iktidarın yolsuzlukları ve sair usulsüzlükleri hakkında topladıkları bilgileri yargı ve kamuoyuyla paylaşmaya muhtemelen devam edecekler. Hükümet ise Gülencileri devlet içinde çete faaliyeti yürüttükleri suçlamasıyla yargı önüne çıkarmanın yanı sıra bu güçlü hareketin mali kaynaklarını kurutmaya yönelebilir. Topyekun bir savaş görünümü söz konusu.

Bu savaşın en çok zarar verdiği ve vereceği alan ise devlet kurumları ve demokrasinin işlerliği.

EKONOMİ: Önce Gezi fenomeni, sonra da AKP-Cemaat çatışması ve bu ikincinin başta yargı olmak üzere kurumlara verdiği zararla somutlaşan iç istikrarsızlık, Türkiye’nin öngörülebilir bir ülke olmaktan giderek çıkması sonucunu doğuruyor. Bu olumsuz faktör, küresel mali konjonktürle de birleşince paranın Türkiye’den uzaklaşmasına neden olabilir. Böylece borçlanması zorlaşan Türkiye’nin cari açığın finansmanına dayalı ekonomik büyümesi üzerindeki olumsuz baskı daha da artabilir. Türk Lirası’nın Dolar ve Euro karşısında son günlerdeki değer kaybının bir trende dönüşme ihtimali  mali piyasalarda tedirginlik yarattı.

SEÇİMLER: AKP-Cemaat çatışması iktidar partisine mutlaka oy kaybettirecektir. Ama bundan da önemlisi Erdoğan’a yakın dört bakanın hükümetten ayrılmasıyla sonuçlanan yolsuzluğun iktidarın imajına yapışması ve Erdoğan’ın yerel seçimlere sırtında yolsuzluk kamburuyla girmesidir. Bu iki faktöre bir üçüncüsünü, ekonomideki kötü gidişi de eklemek gerekli. Dördüncü faktör ise ana muhalefet CHP’nin İstanbul ve Ankara’daki yerel seçimlere iktidarı ciddi biçimde zorlayacak adaylarla giriyor olması. Hepsi bir araya geldiğinde iktidarın ilk sınavı olan yerel seçimlerde belirgin bir oy kaybının yaşanması güçlü bir ihtimal olarak beliriyor. AKP yerel seçimlerden küçülmüş bir parti olarak çıkabilir ve bu da Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yapılan hesapları etkileyebilir.

DIŞ POLİTİKA VE DIŞ İLİŞKİLER: 2013 AKP dış politikasının iflas ve tükeniş yılı oldu. Ankara’nın bölgesinde ve dünyada kendisini sürüklediği yalnızlıktan kurtulmak için yapması gereken, dış politikasını laiklik, kurumsallık ve öngörülebilirlik eksenlerinde yeniden dizayn etmesi, başka bir deyişle formatlamasıdır. Ancak, Batı ve Ortadoğu başkentleri nezdinde ciddi bir güvenilirlik ve inandırıcılık açığı meydana getiren mevcut dış politika yapıcıları isteseler de bunu başaramazlar. Dolayısıyla, Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi 2014’ü Türkiye’yi her alanda içine soktukları çıkmazların olumsuz sonuçlarını hafifletmeye çalışarak geçirecekler.

Erdoğan, iktidarda tutunmak ve güçlenmek için geçmiş yıllarda Batı’dan aldığı destekten 2014’te mahrum kalacak.

SURİYE KRİZİ: Suriye, Türkiye’nin kara deliğidir. 2014’te Türkiye’nin krizin çözümüne yapabileceği en büyük katkı siyasi geçiş sürecine daha fazla zarar vermemek olabilir. Ankara, İslamcı, Sünnici ve Osmanlıcı müflis Suriye politikasının Türkiye’ye bumerang etkisi olan terörizm, sosyo-politik kutuplaşma, yerel istikrarsızlık ve büyük ekonomik maliyet şeklindeki bedellerini 2014’te de ödemeye devam edecek.

Ankara, kendisi için bir karabasan niteliğinde olan “Esad’lı geçiş dönemi” realitesi ile bölgedeki varlığında pay ve sorumluluk taşıdığı El Kaide bağlantılı örgütlerin tehdidi nedeniyle ciddi bir moral ve diplomatik meydan okuma ile karşı karşıya kalacak.

Bu beş faktörün meydana getirdiği olumsuz bileşke karşısında Erdoğan’ın düşüşünü yavaşlatabilmek için şansa her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

More from Kadri Gürsel