Ana içeriğe atla

‘Türkiye’nin barış süreci kırılgan, ama hükümetin korkuları yersiz’

Demokrasi paketi Kürtleri hüsrana uğrattı. PKK çekilmeyi durdurdu, beklemeye geçti. Uluslararası Kriz Grubu ise Ankara’yı uyarıyor: ‘Korkma, toplum hazır, sen reformlara hız ver.’
Turkish Kurdish people hold pictures of their relatives who were killed in clashes between Kurdistan Workers' Party (PKK) guerrillas and Turkish security forces, during a demonstration in central Istanbul June 8, 2013. More than 40,000 people have been killed in the separatist conflict in southeast Turkey since the Kurdistan Workers Party (PKK) took up arms against the state in 1984.   REUTERS/Stoyan Nenov (TURKEY - Tags: POLITICS CIVIL UNREST) - RTX10G9A

AKP’nin ‘Demokrasi Paketi’nin açıklanmasının ardından sorulan sorunun önemi büyüyor: Pakette yer alan ‘kısmi reform’ önerileri son 10 aydır Türkiye içinde ve dışında büyük dikkatle izlenen Kürt Barış Süreci’ne nasıl yansır?

İki görüş var: Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın geçen gün Star gazetesindeki köşesinde yazdığı gibi, hükümet normalleşmeyi tedrici bir şekilde, zihniyet değişimiyle birlikte gerçekleştirme’ yolunu izliyor. Yani, yorumcu Şahin Alpay’ın deyişiyle ‘bölük pörçük bir rejim değişikliği’ AKP siyasetinin ana tercihi.

Ama PKK ile siyasi kolu BDP’ye hayal kırıklığı hâkim. AKP’nin Barış Süreci için kurduğu Akil İnsanlar Komisyonu’nun üyesi –Kürt kesimini yakından izleyen -  yorumcu Oral Çalışlar, ‘BDP çevrelerinde yükselen bir hoşnutsuzluk söz konusu. Başından beri Öcalan’ın ‘silah bırakma’ hedefini anlamayan ve benimsemeyen kesimler, ‘çözüm süreci’ konusunda karamsar bir ruh hali üretmeyi sürdürüyor… Yeni bir dönemecin eşiğine geliyoruz’ diyor.

Paketle ilgili en çok, hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ne diyeceği merak konusuydu. Önceki gün kardeşi ile görüşen Öcalan ‘Paket bizimle ilgili değildir. Hükümetin ve devletin hazırladığı bir pakettir" dedi ve ayrıntılı açıklamayı 15 Ekim'de yapacağını duyurdu.

BDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, ‘hakların taksit taksit verilmesi’ne karşı çıkıyor, ‘haklar elde rehin tutuluyor’ diyor ve ekliyor: ‘ Paketin süreçle alakası yok. Ortada diyalog da yok. Hükümet fiili olarak süreci bitirmiş haldedir. Biz mücadele edeceğiz. Kendi bölgemizde okullar açma, ders kitapları basma gibi faaliyetler yapacağız. Ana dilde eğitimi de kendimiz çözeceğiz.’

PKK’nın askeri kanadı HPG’nin başkanı Murat Karayılan’a göre, PKK’nın Türkiye’den çekilme süreci donduruldu. Örgütün haber kanalı Fırat Haber Ajansı’na konuşan Karayılan, ‘süreç hassas bir noktaya ulaşmış durumdadır’ diyor, ancak ateşkesi tek taraflı olarak PKK’nın bozmayacağını da eklemeyi ihmal etmiyor.

‘Bu paket çözüm paketi değil, çözüm sürecini boşa çıkartma paketidir. Bu paket onların zihniyetini ele vermiştir. Mesela Erdoğan bu paket üzerine 45 dakika konuştu, konuşmasında bir kez bile Kürt kelimesi geçmedi. Biz bu zihniyeti 90 yıldır tanıyoruz. Kürt demiyor ve Kürtlerin doğal haklarını tanımıyor.” diyor Karayılan.

“Bundan sonra hükümet çözüm için yasal ve anayasal adımlar atmalı. Kürt sorunu ayaküstü oluşturulmuş paketlerle tek taraflı çözülemez… Birkaç gün daha durum izlenecektir. Biz, önümüzdeki yakın günler içinde devlet ne yapacak onu öğrenmek istiyoruz. Eğer devlet ve hükümet çözüm için gerekli yasaları ilan etmezse, o zaman biz kendi yasalarımızı ilan edeceğiz. Bu nedenle içinde bulunduğumuz günler süreç açısından önemli günlerdir."

PKK’nın bu ‘yetkili’ ağızdan söylemi, bir yanıyla tehdit, bir yanıyla da açık ihtiyat içeriyor. İhtiyat şundan: Kürt kesiminin büyük bölümü 90 yıla şiddet ve baskı ile yön veren ‘fabrika ayarlarına’, yani ‘savaş hali’ne geri dönülmesinden yana değil; tersine eldeki tüm imkânların sonuna kadar barış müzakerelerinde kullanılmasını istiyor. Bu nedenle PKK’nın ateşkesi bozması da, şiddeti bir kez daha Türkiye’ye getirmesi de, kendi aleyhine işleyebilir.

Erdoğan’ın sürecin hızını düşük tutarak zamana oynaması, bu açıdan PKK’yı zorluyor. Başdanışman Akdoğan’ın şu görüşleri de, AKP’nin ‘avantaj’ını sonuna kadar zorlayarak PKK ile Kürtlerin bağını koparmaya çalıştığını gösteriyor:

‘Paketi yok sayan anlayışın öne sürdüğü iki konu var: KCK’lı mahkûmlar ve Öcalan’ın durumu. Kürtlerle ilgili konuların artık PKK için çözümle ilişkili bir anlamı kalmamış görünüyor, varsa yoksa mesele örgütün ne olacağı...’

Ancak, örgütün ve BDP’nin silah dışı bir dil kullanarak, daha fazla ‘bölgesel’ ağırlık kazanarak AKP’nin bu kurnazca siyasetine zarar verme imkânı da yüksek. Aslında her iki taraf da – AKP ve PKK - Kemalist ağırlıklı baskılar döneminde olgunlaşmış siyasi akıl ve keskin tecrübelerini kullanarak hala birbirlerinin sınırlarını test etmekteler.

Türkiye’de bir kısım gözlemci PKK’yı muhatap alan bir reform sürecine fazla umut beslemiyor, başka bir taraf ise Kürt ve azınlık haklarının ağır da olsa, geri dönüşü kapalı bir şekilde teslim edilmekte olduğunu savunarak sabır ve sükûnet telkin ediyor. Ama dünya tecrübesi zamanı bu tür süreçlerin en büyük düşmanı olarak tescil etmiş durumda. Suriye ve Irak faktörleri de eklendiğinde, iyimserlik ağır basmıyor.

Bugünlerde paket-süreç ilişkileri ile ilgili en önemli değerlendirme, saygın düşünce kuruluşu ICG’den geldi. Kapsamlı bir analiz yayınlayan kuruluşa göre Erdoğan’ın reform paketi, Kürt kesiminin yıllarca tortulanmış beklentilerini karşılamaktan uzak. Dolayısıyla, diyor ICG, risklerin yine kabardığı hassas bir döneme girilmekte.

‘Türklerin endişeleri Kürt açılımlarına engel olmamalı’ başlıklı raporda şu tespitler öne çıkıyor:

·        Türk hükümeti ile PKK arasında 2012’nin sonlarından bu yana devam eden müzakereler tökezliyor. İki tarafta da aşırılık yanlısı söylemlerin yeniden güçlenmesiyle 23 Mart 2013’te ilan edilen ateşkes kırılganlığını koruyor.

·         PKK’nın uzlaşmaya dayalı bir barışı istediğine dair Ankara’yı ikna etmek için daha fazla çaba göstermesi gerekiyor, ancak hükümetin de Türkiyeli Kürtlerin uzun süredir var olan demokratik sıkıntılarını tam anlamıyla çözmek yönünde önemli bir sorumluluğu bulunuyor.

·        Hükümet bu konuda tereddüt göstermesinin nedeni olarak milliyetçi tepki endişesini sıkça dile getiriyor. Aslına bakılırsa barış süreci Türklerin demokratikleşme adımlarını kabul etmeye ne kadar istekli olduklarını ortaya koydu. Kamuoyu PKK ile müzakereleri çoğunlukla kabul etti.

·        İki yıl içinde yerel, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine girecek olan iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) için çok daha büyük bir risk otuz yıldır devam eden çatışmanın yeni bir şiddet döngüsüne kapılması olacaktır.

ICG raporundaki eleştirilerin baş hedefi, ‘gitgide milliyetçi çizgiye kayan, terörle mücadele yasalarını değiştirmeyen ve yeni anayasa hazırlamayı başaramayan’ Erdoğan. PKK de söylemleri ve çekilmedeki bulanık tavrı nedeniyle eleştirilerden payını alıyor. Rapordaki en önemli tespit de şu: ‘Türkiye, Kürt reformuna yönelik adımlar ile PKK ile yapılan müzakereleri birbiriyle ilişkilendirmek zorunda değil ve ilişkilendirmemeli de. Böylesi bir demokratikleşme, Türkiye’deki herkesin haklarına, eğitime ve siyasi hayata ulaşmasını kolaylaştıracaktır.’

ICG iki tarafa da bazı çağrılar yapmakta. AKP hükümetine ‘reformları sürdürmelisin’ diyen kuruluş, Kürtçe anadiline eğitiminin tüm okulları kapsamasını, modern bir yurttaşlık tanımı getirilmesini, yerel yönetimlere yetki devrinin sağlanmasını, seçim barajının yüzde 5’e indirilmesini’ öneriyor. PKK’ya da ‘demokratikleşme ile şiddete dönme arasında bağ kurma, Kürt bölgelerinde paralel devlet yapıları yaratma, ateşkese ve çekilmeye bağlılığını teyit et’ çağrısı yapıyor.

Görülen o ki, ateşkesi zorlu kış aylarına yayan AKP ve PKK, ateşkesin bozulmamasına ciddi özen gösterebilir. Mart ayındaki yerel seçimlerin sonucunun, süreçte yaşanan pazarlıklardaki kozları ve bilek güreşini tayin edeceğini öngörmek güç değil.

Akil İnsanlar grubunun bir diğer üyesi - hükümetin süreç politikalarına eleştirel yaklaşan - Mithat Sancar, gelinen aşamayı 'kontrollü gerginlik' diye tanımlıyor. Haklı olabilir.

More from Yavuz Baydar

Recommended Articles