Ana içeriğe atla

Suriye, Türkiye’ye Misillemede Bulunur Mu?

Al-Monitor yazarları, ABD’nin olası Suriye müdahalesini farklı açılardan inceliyor.
U.S. Secretary of State John Kerry (L) meets with Turkey's Foreign Minister Ahmet Davutoglu before attending the Association of Southeast Asian Nations (ASEAN) security meetings in Bandar Seri Begawan July 2, 2013. REUTERS/Jacquelyn Martin/Pool (BRUNEI - Tags: POLITICS) - RTX119IW

Türkiye Risk Altında

Suriye Dışişleri Bakanı Yardımcısı Faysal El Mekdad, Wall Street Journal gazetesine bu hafta verdiği mülakatta Türkiye, İsrail ve Ürdün’ü Suriye’ye karşı düzenlenecek bir saldırıya katılmamaları konusunda uyardı.

ABD’nin saldırması halinde İran ve Rusya’nın Suriye’nin arkasında duracağını belirten Mekdad, şunu da sözlerine ekledi: “Kendimizi savunmak için Rusya’dan silah tedarik etmeye devam ediyoruz.”

Suriye’nin ABD müttefiklerine misillemede bulunması, Obama yönetimini Suriye savaşındaki rolü bakımından tekrar güç duruma sokar. CIA’nin eski başkanlarından Michael Hayden, CNN’e verdiği demeçte, “dar kapsamlı” bir operasyonun ABD’nin menfaatine uymakla birlikte meseleyi “bir defada halledeceğine” inanmanın mümkün olmadığını belirtti.

New York Times gazetesinde yayımlanan bir habere göre ise ABD Başkanı Barack Obama, genişletilmiş bir hedefler listesi oluşturması için Pentagon’a talimat verdi. Müdahalede hem bombardıman uçaklarının hem de füzelerin kullanılabileceğini belirten haber, şu bilgilere de yer veriyor: “Müdahale, bizzat kimyasal silah stoklarını hedef almayacak. Zira böyle bir hamle, büyük bir felakete yol açma riskini taşıyacak. Bunun yerine, kimyasal silahları depolayan, nakleden ve bu silahlarla Suriyeli isyancılara karşı saldırı düzenlemiş olan askeri birimler, bunlara komuta eden karargâhlar ve saldırılarda kullanılan roket ve toplar hedef alınacak.”

Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin 7’ye karşı 10 oyla kabul ettiği karar tasarısı, “dar kapsamlı” müdahale konusunu iyice bulandırmışa benziyor. Zira Cumhuriyetçi Senatör John McCain ve Demokrat Senatör Chris Coons’un önerisiyle tasarıya eklenen “prensip beyanatı”, müdahale esnasında “savaş alanında ivme değiştirme” çağrısı yapan bir ibare içeriyor.

Kongre kararlarındaki “prensip beyanatları” başkan açısından hukuken bağlayıcı değildir. Ancak ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, 3 Eylül’de Komite’de yaptığı açıklamalarla, bu yaklaşımı teşvik ettiğine işaret etti. Kerry, ABD müdahalesinin “nihai” etkisinin muhalif güçler lehine sonuç vereceğini söyledi.

Gallup’un gerçekleştirdiği son kamuoyu yoklamasına göre, Amerikalıların yüzde 36’sı Suriye’ye yönelik askeri müdahaleye destek verirken, yüzde 51’i karşı çıkıyor. Obama, 10 Eylül Salı günü Suriye konusunda bir konuşma yapacak.

Semih İdiz’in de altını çizdiği gibi, Suriye’ye yönelik bir saldırıyla birlikte Türkiye, hâlihazırda ülkeye sığınmış olan 500 bini aşkın Suriyelinin üstüne yeni bir mülteci dalgasıyla karşı karşıya kalabilir. İdiz’le birlikte Kadri Gürsel de Türkiye’nin Suriye’de daha ileri boyutta müdahil olmasının, iç siyasette Başbakan Recep Tayyip Erdoğan açısından sonuçlar doğuracağını belirtiyor. Nitekim son dönemde yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, Türk halkının yüzde 72’si Suriye’ye yönelik askeri müdahaleye karşı çıkıyor. Orhan Kemal Cengiz de Türkiye’nin daha mayıs ayında Erdoğan’ın politikalarını hedef alan hükümet karşıtı gösterilerle sarsıldığını hatırlatıyor.

İdiz, AK Parti’nin Suriye’ye yönelik takındığı bıçkın tavırların, Türk halkı nezdinde iki açıdan sorgulama konusu olabileceğini anlatıyor. Birincisi, haziran 2012’de bir F-4 keşif uçağının Suriye hava sahasında düşürülmesi ve iki pilotun hayatını kaybetmesi. İkincisi ise sınır kasabası Reyhanlı’da mayıs 2013’te meydana gelen, 53 kişinin ölümüne ve onlarcasının yaralanmasına yol açan bombalı saldırılar.

Diğer yandan, Şam’la Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasındaki ilişkiler meselesi de var. Fehim Taştekin’in Al-Monitor’da altını çizdiği gibi, Suriye’yle savaş olasılığı nedeniyle Erdoğan’ın PKK ile yürüttüğü barış süreci ve Kürt sorununa ilişkin genel stratejisi, pamuk ipliğine bağlı.

Suriye’nin Amuda kentinden Al-Monitor için bildiren Andreas Glioti ise, Suriye Kürdistanı’ndaki çalkantılı durumu anlatıyor.

Obama yönetimi, Suriye yönetiminin 21 Ağustos’ta kimyasal silah kullanıp bin 400’den fazla insanın canına kastettiği suçlamasıyla gündeme getirdiği askeri müdahaleyi, büyük bir hırsla savunuyor. Ancak yönetim, askeri harekâtın olası sonuçlarına ilişkin daha fazla izahat yapabilmelidir. Örneğin, misillemeler yoluyla çatışmanın tırmanma olasılığı, Cenevre-2 diplomatik sürecinin göreceği muhtemel zarar ve tüm bunların “dar kapsamlı” müdahaleyle nasıl bağdaştığı konularında.

9 Aralık 2012’de bu sütunda Suriye’nin, savaşı Türkiye’ye yayma ihtimaline dikkat çekilmişti. Bu ihtimal, NATO müttefiki Türkiye’nin ABD müdahalesine yardım etmesi halinde yükselecektir.

ABD-Rusya İlişkileri Dibe Vurdu

Beklendiği gibi G-20 zirvesi, Suriye konusunda bir ilerleme sağlayamadı. Obama’yla Putin, krizde olan ilişkilerini ellerinden geldiğince iyi göstermeye çabaladı. İki liderin, Suriye konusunda anlam ifade edecek herhangi bir baş başa görüşmesi de olmadı. Obama, katılımcıların yarısına Suriye’ye “güçlü bir uluslararası yanıt” verme gereğini kabul ettirse de askeri harekât için yeni müttefik kazanma açısından neredeyse hiç ilerleme sağlayamadı.

Rusya’dan yazan Fyodor Lukyanov, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor: “Putin’in açıklamalarında bir nokta öne çıkıyor. Putin, saldırı olması halinde Rusya’nın şu ana dek yaptığı gibi Suriye’ye destek olmaya devam edeceğini söyledi. Rus desteği, askeri teçhizat tedarikini içeriyor. Bu sözler, şu aşamada muhtemelen sadece, ABD’nin Şam’ı şer odağı ilan etmesi halinde bunun Rusya’nın umurunda olmayacağına dair bir hatırlatmadan ibaret. Nitekim Rus uzmanlar, büyük güçlerin katılımıyla geniş çaplı bir müdahalenin olması halinde Beşar Esad’a ciddi silahlar tedarik etmenin fiziksel olarak mümkün olacağından şüphe duyuyor. Zira her hâlükârda Suriye’ye havadan ve denizden ambargo uygulanır. Dahası, Rusya, Washington’un tutumuna karşı çıksa da, Suriye’ye tedarik ettiği silahlarla Amerikalıların vurulacağı, doğrudan bir çatışmanın çıkmasını istemiyor.”

Lukyanov, şöyle devam ediyor: “Esad, bir Slobodan Miloşeviç olmadığı gibi Suriye de Bosna değil. Birincisi Sırp lider, kendi varlığını ve iktidarını korumak uğruna her şeyi kolayca gözden çıkaracak kadar durumu hafife almıştı. NATO harekâtı, Miloşeviç’i Dayton Anlaşması’na razı etmek için yeterli oldu. Esad’ın durumu ise farklı. Zira Suriye lideri, fiziksel olarak hayatta kalma savaşı veriyor ve kimseye güvenmiyor. Ayrıca, Miloşeviç’in havlu atmasından sonra nelerin olacağı, 1995 yılında henüz bilinmiyordu. Oysa bugün bizler, Miloşeviç’in yanı sıra Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi’nin akıbetini biliyoruz. Bu, uzlaşmayı değil, sonuna kadar savaşmayı teşvik ediyor.”

Suriyeli Hristiyanların Badiresi

Kerry, geçtiğimiz hafta senatörlerin sorularına verdiği yanıtlarda, Suriyeli isyancılar arasında ılımlı eğilimlerin arttığından da söz etti. Kerry, bu iddiasına dayanak olarak, Suriye muhalefeti lehine faaliyet gösteren Washington merkezli bir kuruluşta istihdam edilen bir şahsın ulaştığı bir değerlendirmeyi gösterdi. Ne var ki bu arada Suriye’nin en eski Hristiyan köyü olan ve hâlâ İsa Mesih’in konuştuğu Aramice dilinin konuşulduğu Malula, cihatçı güçlerin saldırısına uğradı. Uluslararası haber ajanslarına konu olan bu saldırı, Al-Monitor’da hem Nasser Chararah’ın kaleminden hem de El Sefir gazetesinden çevrilen bir haberle yer aldı.

Al-Monitor yazarı Jean Aziz ise, Hristiyan ruhani liderlerinin Lübnan’da düzenlediği olağandışı bir toplantıyı izledi. Toplantı, Suriye’de kuşatma altında olan ve ülkeden kaçan Hristiyanların badiresine odaklandı. Irak’ta olanların Suriye’de tekerrür edeceğine dair yaygın bir korku var. Cihatçı terör grupları, Irak’ta yaşanan mezhepsel iç savaşta Hristiyanları hedef almış ve Iraklı Hristiyanların kitlesel olarak ülkeden kaçmasına yol açmıştı. Suriye’de nisan ayında kaçırılan Halep’in Süryani Ortodoks Metropoliti Yuhanna İbrahim ve Rum Ortodoks Metropoliti Pavlos Yazıcı’nın akıbeti hâlâ bilinmiyor. Din adamlarının Çeçen cihatçılar tarafından kaçırıldığı sanılıyor.