Ana içeriğe atla

Türkiye’nin Barış Süreci çöküyor mu?

Kürt Barış Süreci'nde reform eksenli ikinci aşamaya geçiş mühleti 1 Eylül'de dolarken, hükümet ve parlamentodan hiçbir olumlu adım yok. Süreç tamamen tıkanacak mı?
A Kurdish woman demonstrates against the conditions of detention of jailed Kurdistan Workers Party (PKK) leader Abdullah Ocalan during a protest in Strasbourg April 4, 2012. Hundreds of demonstrators protested in support of Ocalan, who was captured on February 15, 1999, and is currently serving a life sentence in Turkey.  REUTERS/Vincent Kessler (FRANCE - Tags: POLITICS CIVIL UNREST) - RTR30BET
Türkiye’de kırılgan siyasetin geleceği açısından kilit önemdeki Kürt Barış Süreci üzerinde kara bulutlar toplanmaya başladı. Taraflar arasındaki görüşmeler ağır aksak ilerlese de, bölgedeki gerilimin iyice artması, Türkiye’nin ‘savaş hali’ne geçme olasılığı ve parlamentoda anayasa çalışmalarının umut verici olmaması, endişeleri iyice körüklüyor.
 
Korkulan mı olacak? AKP hükümeti üzerinde, PKK ve BDP’den kaynaklanan basınç son birkaç hafta içinde iyice arttı. Barış Süreci’nin üç aşamasından ilki, PKK’lıların Türkiye topraklarını terk etmesiydi. Bu konuda PKK/BDP ve AKP ciddi bir tartışma içinde: Bir taraf çekilme neredeyse tamamlandı derken, Ankara’da ‘sadece yüzde 20’si çekildi’ görüşü hâkim. Bu kilitlenme, tarafların aradan aylar geçmesine rağmen, sonuç için gerekli karşılıklı güveni kuramadığını açıkça gösteriyor.
 
Asıl soru, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hükümete ‘1 Eylül’e kadar ikinci aşama için gerekli reform programını açıklayın ve 15 Ekim’de uygulamaya geçin’ ültimatomu, ayrıca ‘sürece katkı için mecliste komisyonlar kurun’ çağrısı konusunda şimdi ne olacağı. 1 Eylül’e birkaç gün kaldı ve hükümette henüz herhangi bir kıpırtı yok.
 
PKK’nın askeri kanadından gelen açıklamalar ise iyice sertleşti. Örgütün Irak Kürdistanı’ndaki en üst düzey isimlerinden Cemil Bayık, BBC Türkçe Servisi’ne verdiği mülakatta ‘süreç çökmek üzere’ diyor: ‘Bizden istenenlerin hepsini fazlası ile yaptık. (Ama) Bu şekilde bu süreç böyle yürümez. Devlet, süreci tıkanma aşamasına getirdi. Onları uyardık, süreci heba etmemelerini söyledik. Onuncu aya kadar ikinci aşamanın bitmesi gerekir.’
 
Bayık’a göre, Erdoğan Hükümeti süreci ‘faydacı taktik’ olarak kullanmaktan öte bir niyet taşımıyor: ‘Süreci seçimlere kurban etmek istiyorlar. Zindanlardaki Kürt siyasetçilerin serbest bırakmaları, Karakol yapımlarını durdurmaları, baraj ve askeri yollar yapmamaları lazımdı. Demokratik siyaset yollarını açmaları gerekirdi.
Bunların hiçbirini yapmadılar. Tersini yaptılar. Sadece BDP heyetinin (Öcalan’ın hapis tutulduğu adaya) gitmesine izin veriyorlar. Heyet üç kişiden ikiye indi, 15 günde bir yapılması gereken görüşmeler bir aya çıktı.’
 
"Bu görüşme ve müzakerelerde üçüncü tarafların da yer alması gerekir. Bunlar üçüncü tarafı bırakmıyorlar, yaptıkları görüşmeleri kâğıtlara döküp, mühürleyip, imzalamıyorlar. Bu olmadığı için sonra Türkiye her şeyi inkâr ediyor. Görüşmelere şahitlik yapan üçüncü taraf yok, imzalanıp yazılan belgeler yok. (Öcalan’a) taktiksel yaklaşıp zaman kazanmak istiyorlar.’
 
Bayık’ın sözlerine bakılınca, son durum pek umut verici görünmüyor. Oysa Barış Süreci’nin Türkiye’nin neredeyse donma noktasına gelmiş demokratikleşme serüveninde ‘oyun değiştirici’ olduğu konusunda reform yanlıları arasında geniş bir mutabakat mevcut.
 
Takvimin iyice sıkışıp tıkanma ihtimalinin hızla güçlenmesi, endişelilerin hareketlenmesine yol açtı. Çeşitli üniversitelerden 258 akademisyen geçen hafta bir deklarasyon yayınlayarak hükümeti acilen adım atmaya çağırdı.
 
 
‘Hükümetin kamuoyunu bilgilendiren açıklamalardan kaçınması ve süreç ile ilgili gelişmelerin tamamının KCK sorumluları ve BDP milletvekilleri tarafından kamuoyu ile paylaşılması çözüm sürecinin beklendiği gibi yürümediğine işaret etmektedir.’
 
‘Akademik araştırmalar dünyada gerçekleşen barış süreçlerinin yarısının ilk beş yıl içinde bozulduğunu göstermektedir. Bunun sebebi çoğunlukla devletlerin müzakere sırasında verdikleri sözleri tutmamalarıdır… Ortadoğu’nun her yanında savaş durumu hâkimken ve 30 yılı aşkın süren çatışmalarda 50.000’e yakın vatandaşımızı kaybetmişken, Türkiye’nin bu süreçte yeni bir deneme-yanılma lüksü bulunmamaktadır. Dünya deneyimlerinden gerekli dersler çıkarılmalı ve evrensel standartlara uygun kalıcı ve adil bir barış sürecinin işlemesi için gerekli adımlar atılmalıdır.’
 
Parlamentoda, süreçle doğrudan bağlantılı olan yeni, sivil anayasa konulu komisyon çalışmalarından da pek umut verici sonuçlar çıkmıyor. Son günlerde anayasanın en kritik ilk dört maddesini tartışan Anayasa Uzlaşma Komisyonu, ne dil ne de anadilde eğitim üzerinde anlaşma sağlayabildi.
 
En kritik konulardan biri, mevcut anayasanın 3’üncü maddesindeki şu ifadenin ne olacağı idi: ‘Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.’ Buradaki ilk cümlenin tamamen kaldırılması ve ikinci cümle için ise ‘resmi dili Türkçedir’ denmesinde uzlaşılması bekleniyordu.
 
 
Bu hamlelerin Barış Süreci’ni teşvik edici, önünü açıcı nitelik taşımadığı aşikâr. Parlamento ve hükümet düzeyindeki siyasal araçlar statüko savunucularının lehine işlemekte. BDP’nin bu konuda ne yapacağı merak konusu.
 
Kuvvetle tahmin edilen bir başka konu, reform programı hükümet tarafından bugünlerde acilen açıklansa bile, bunun ne bir anadil eğitimi ne de bir siyasi af içereceği. Başbakan Erdoğan ve diğer AKP yetkililerinden gelen açıklamalar, görüşmelerin PKK/BDP tarafını hiç memnun etmeyebilir.
BDP’nin açık sözlülüğüyle tanınan milletvekili ve anayasa komisyonu üyesi Altan Tan’a göre ortada güveni daha da sarsıcı bir oyalama durumu var. Tan, Zaman gazetesine şunu söylüyor:
 
‘Kürtlerin kulağına şu fısıldanıyor. ‘Siz bekleyin 3 tane seçim geçsin, bundan sonra bir genel af çıkarırız veya siyasi ortamı bir şekilde düzenleriz. Ergenekon da çıkar, Abdullah Öcalan da çıkar. Kürt siyasi tutukluları da çıkar. Siz bizi kurtarın, Başbakan Erdoğan’ı başkan, cumhurbaşkanı yapın, biz de sizi kurtaralım’. Bunlar çokça yazılıyor, çiziliyor ve çokça da fısıldanıyor kulaklara. Bu siyasi ahlak ve etik açısından çok yanlış.’
 
Hükümetten şu ana kadar net bir açıklama yok. Dün Hürriyet gazetesine bir demeç veren Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 'süreç taktik arayışlara kurban edilecek' suçlamalarını reddediyor.
 
'Çözüm süreci seçime dönük bir manevra değil. Sorun çıkarsa ‘Nerede kalmıştık der?’ devam ederiz.
 
Biz işimize bakıyoruz. Bir polemik içinde olmayacağız. Telaşa da gerek yok. Çözüm süreci dediğimiz çalışmalar hükümet politikasıdır. Öneriler masanın üzerine konulur, hangi takvimle sıralama ile karşılayacağımız konur. Farklı konularda farklı bakış açılarının da bir önemi yoktur... Seçimlere kadar kaydıyla bir düzenleme de yapmıyoruz. Geleceğe dönük hukuk altyapısını oluşturuyoruz. Biz yönümüzü ve istikametimizi belirlemişiz' diyor Ergin.
 
Hükümetin asıl niyeti ne? Pek çok yorumcu ‘hükümet’ terimini ‘başbakan’a tercüme ediyor ve süreçle ülke gündemini şimdiden kaplayan, gelecek yılın yerel, genel ve başkanlı seçimleri arasında taktiksel bir bağ kuruyor.
 
Böyle bir bağ varsa, Erdoğan için çok kritik üç tercih söz konusu: Sonbaharda peş peşe adımlar atarak sürecin ikinci aşamasına güçlü yeşil ışık yakmak; Suriye’de olası bir ‘savaş hali’ni gerekçe göstererek süreci durdurmak veya şu ana kadarki tavrı sürdürerek belirsizlikler içeren bir ‘ağır çekim çözüm’ takvimine bağlı kalmak.
 
En güçlü senaryo, sonuncusu. Ama bunun için PKK ve BDP’nin ‘konjonktür ancak buna izin veriyor’ şeklindeki AKP argümanına ikna olması gerekiyor. Olur mu? Buna Öcalan karar verecek. Ülkede barış beklentisi çok güçlü, ama bölgede Kürtleri de kapsayan faktörler de aynı ölçüde kontrol dışı. Endişeye mahal olduğu çok açık.

 

More from Yavuz Baydar