Ana içeriğe atla

Başbakan Erdoğan karşı çıktığı faiz artışına razı edildi

Gezi protestoları için “faiz lobisi” adı altında yurt içi ve yurt dışı mali kurumları suçlayan Başbakan Tayyip Erdoğan, piyasadaki olumsuz gelişmeler üzerine, indirilmesini istediği faiz oranlarının artırılmasını kabul etmek zorunda kaldı.
People walk past a display board at a currency exchange office in Istanbul July 11, 2013. Turkey's central bank faced calls on Thursday to raise interest rates to steady the embattled lira despite political pressure from Prime Minister Tayyip Erdogan to keep rates low - a dilemma which could put the bank's credibility at stake. REUTERS/Osman Orsal (TURKEY - Tags: BUSINESS) - RTX11JW3
Başbakan Tayyip Erdoğan Gezi protestolarının etkisiyle içerde yaşadığı büyük siyasi sıkıntının sorumlusunu “faiz lobisi” olarak açıklamış, içeride ve dışarıdaki mali kurumları karışıklık yaratmakla suçlamıştı. Ancak ekonomide yaşanan sıkıntılarla baş etmek için, suçladığı mali kurumların talebi doğrultusunda, Merkez Bankası’nın resmi faiz oranlarını yükseltmesine izin vermek zorunda kaldı. 
 
Geçen hafta sonunda Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığında ekonomiyle ilgili bakanların katıldığı, uzun bir zirve toplantısı yapıldı. Ertesi gün, yani bu hafta başında piyasalar açıldığında Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın yaptığı açıklama, Zirve’de alınan kararları da açığa çıkarmış oldu. Başçı, 23 Temmuz’da toplanacak Para Politikası Kurulu’nda faiz artırımı kararının gündemlerinde olacağını söyledi. Bu açıklama, hedeflendiği gibi, piyasalarda somut bir “faizde artış sinyali” olarak algılandı. Piyasa beklentilerine uygun bu açıklamanın ardından piyasalarda iyileşme başladı. Çift haneye gelmek üzere olan Hazine tahvillerinin faiz oranları, yaklaşık 1 puan gerilerken, kurlar aşağı gelmeye başladı, hisse senedi fiyatları yükselişe geçti. 
 
Başbakan Tayyip Erdoğan daha birkaç ay önce, yüzde 5’lere inen faiz oranlarını beğenmiyor, bu oranın daha da aşağı indirilmesini istiyordu. Aynı dönemde TL’nin dolar karşısındaki değeri 1.75 civarında seyrediyordu. Ancak küresel gelişmeler üzerine, Gezi protestolarının da etkisiyle, bir ay içinde faiz oranları çift haneye yaklaştı, dolar kuru 1.95 TL’yi aştı.
 
ABD Merkez Bankası FED’in Mayıs ayının sonlarında yaptığı açıklamalardan sonra gelişmekte olan ülkelerden kısa vadeli sermaye çıkışının başlaması, diğer benzer ülkeler gibi Türkiye’yi de etkilemiş, piyasalar bozulmaya başlamıştı. Küresel sermaye hareketlerinin hızlandığı dönem olan Haziran ayının hemen başında Taksim’deki Gezi Parkı için yapılan protestolar başladı ve hızla tüm ülkeye yayıldı. Protestoların yayılması piyasalardaki bozulmayı hızlandırdı ama bozulmanın ne kadarının küresel sermaye hareketlerinden, ne kadarının Gezi protestolarından kaynakladığı tam olarak ölçülemedi. Tüm gelişmekte olan ülkelerle paralel bir hareket vardı ama bozulmanın ortalamanın üzerine çıktığı da görüldü. Geçen hafta ortasında küresel piyasalardaki beklentiler tersine dönmüş, benzer ülkelerde iyileşme başlamışken, iç piyasalardaki bozulmanın devam etmesi, ekonomi yönetimini telaşlandırdı. 
 
Yabancı bankaların Merkez Bankası’nın faiz artışı kararı vermesi, aksi takdirde sermaye kaçışının hızlanacağı yolundaki raporları, ekonomi yönetimini iyice telaşlandırdı. İşte bu gelişmeler üzerine ekonomi yöneticileri, Zirve çağrısı yaptıkları Başbakan Tayyip Erdoğan’a, “Artık faiz artırım kararı alınması gerektiğini, aksi takdirde piyasalarda büyüyen telaşın olumsuzluğu iyice artıracağını” söylediler. 4 saatlik Zirve toplantısının ardından, önemli mesajı olmayan genel bir açıklama yapıldı ama Zirve’de alınan asıl kararı açıklayan ertesi sabah Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı oldu. Bu açıklamanın ardından yaşanan iyileşmeler ise ekonomi yönetimini haklı çıkardı. 
 
Piyasadaki düzelme henüz kalıcı değil
 
Piyasadaki olumlu gelişmelerin devam edip etmeyeceği ise, tabi ki önce küresel piyasalardaki gelişmelere bağlı olacak. Bunun yanında önümüzdeki hafta açıklanacak faiz artırım kararının içeriği ve artırım oranı da bundan sonraki piyasa gelişmelerini yakından etkileyecek. Piyasa uzmanları, “yabancı fon sahipleri faiz artırımının en az 1 puan olması gerektiğini, bunun altında kalacak bir artırımın piyasaları tatmin etmeyeceği görüşünde” diyorlar. Başçı’nın açıklamasında faiz artışına dönük yer alan, “ölçülü”  ibaresinin ne anlama geldiğinin henüz belli olmadığını, ölçünün piyasa beklentisinin altında tutulması halinde yeniden bozulmanın başlayabileceğini de söylüyorlar.
 
Bu arada Başbakan Tayyip Erdoğan’ın değişmeyen söyleminin piyasaları etkilemeye devam etmesi bekleniyor. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, piyasalardaki bozulmanın büyük ölçüde küresel gelişmelerden kaynaklandığını, protestoların etkisinin çok az olduğunu diğer ülkelerden örnekler vererek açıklıyor ama Başbakan Erdoğan “faiz lobisi” adı altında yerli ve yabancı mali kurumları suçlamaya devam ediyor. Başbakanın söyleminin piyasaya zarar verdiği, özellikle yabancı yatırımcıları tedirgin ettiği açık. Buna karşılık son faiz artırım kararını örnek veren bazı bankacılar, “Başbakan öyle konuşuyor ama ekonomide gerekeni de yapmaya devam ediyor” yorumlarını yapıyorlar. Bir başka deyişle “Başbakanın söylediklerine değil yaptıklarına bakın” diyorlar. “Faiz lobisi” gibi belirsiz bir kavram üzerinden politika yaptığını kaydeden aynı bankacılar, bundan sonra da Başbakanın gerekli kararlara, istemese bile, razı olacağı yönündeki beklentilerini de ifade ediyorlar.
 
Bu arada Başbakanın “faiz lobisi” propagandasına uygun olarak, Sermaye Piyasası Kurulu ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na, piyasalarda bozulmanın yaşandığı günlerde meydana gelen şüpheli piyasa işlemlerini soruşturma talimatı verdiği de biliniyor. Resmi otoritelerin “polisiye tedbir” olarak algılanan bu soruşturmaları başlatıp, işlemlere ilişkin çok detaylı veriler ve bilgiler istemesi piyasaları tedirgin eden başka bir unsur oluyor. Piyasa ekonomisinin işleyişi adına sakıncalı bulunan bu soruşturmaların, yabancı sermayenin Türkiye ekonomisine bakışını zedelediği açık. Ekonomi yöneticileri, bir yandan Başbakanla ters düşmemek için, soruşturmaların “kurallı piyasa ekonomisi” çerçevesinde sakıncalı olan  “manipülatif”  işlem olup olmadığına dönük olduğunu söylüyorlar. Ancak öte yandan da bu soruşturmaların, tam da ihtiyaçları olan bu dönemde yabancı yatırımcıları tedirgin ettiklerini bildikleri için, soruşturmaların çok fazla gündemi işgal etmesini de istemiyorlar.  
 
Ekonomideki riskler büyüyor
 
Özet olarak Türkiye ekonomisinde risklerin büyüdüğü bir döneme giriyoruz. Risklerin başında, FED başta olmak üzere, küresel likiditedeki bolluk döneminin artık sona erdirilmesi için alınan kararlar geliyor. Likiditenin, faiz artışlarının önümüzdeki yıl başlayacağı anlaşılan, gelişmiş ülkelere geri dönmesi, başka bir deyişle normalleşme dönemi, başlayacak. Bu süreçte Türkiye gibi diğer kısa vadeli fon hareketlerini çeken tüm gelişmekte olan ülkeler derinden etkilenecek. Büyük ihtimalle faizlerin arttığı, büyümenin daraldığı bir dönem yaşanacak.
 
Türkiye ekonomisinin bu süreçten olumsuz etkileneceği açık. Ancak bunun yanında Türkiye’ye özgü ekonomik ve siyasi gelişmelerin de ekonomiyi artı  olarak zorlayacağı anlaşılıyor. Diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla, cari açığı yüksek olan Türkiye ekonomisinin, sermaye çıkışından daha fazla olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz. Bu gerçek ekonomideki büyüme oranlarının düşmesi sonucunu doğuracak. 2014 Mart ayında başlayacak, ardı ardına  3 seçimin yapılacağı, 1,5 yıllık bir seçim döneminde büyümenin daralmasının istenmeyeceği açık. İşte bu noktada şimdiye kadar sadık kalınan mali disiplinin bozulması tehlikesinin ortaya çıkması bekleniyor. 
 
Gezi Protestoları ile başlayan iç siyasi çatışmaların ise, son günlerde yumuşamış görünse de, Eylül ayı başından itibaren yeniden artacağı beklentisi var. Başbakan Erdoğan’ın büyüyen toplumsal muhalefet karşısında, uzlaşma ya da demokrasinin geliştirilmesi yerine, kutuplaştırma gibi alışıldık yöntemlere başvurmaya devam etmesi, bu beklentileri artırıyor. Aynı çerçevede olayların ardında iç ve dış komplolar araması, siyasetteki adımları etkilediği gibi, böylesine kritik küresel değişim sürecinde, ekonomik istikrarın korunması açısından oluşan riskleri de büyütüyor.

More from Erdal Sağlam