Ana içeriğe atla

Akıldışı mı, siyasi panik mi?

Küçük bir park ihtilafının küresel bir siyasi krize dönüşmesinde Erdoğan hem rasyonel hem de irrasyonel işaretler veriyor. Ve son bir araştırmaya göre, Türkiye’de yeni bir siyasi parti isteyenlerin oranı yüzde 40’lara çıktı
Anti-government protesters, with the New mosque in the background, gather over the Galata bridge in Istanbul June 16, 2013. Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan rallied hundreds of thousands of supporters at an Istanbul parade ground on Sunday as riot police fired teargas several kilometres away in the city centre to disperse anti-government protesters. Riot police fired teargas into side streets around the central Taksim Square as he spoke, trying to prevent protesters from regrouping after hundreds were

Türkiye’nin özgürleşme ve barış içinde bir arada yaşama kavgası kızışıyor. Gezi Parkı’nda ağaçlar adına mücadelenin kendiliğinden tetiklediği olaylar silsilesiyle bir zaman kesiti daha geride kaldı, ve yeni bir safhaya geçildi.

Toplumsal aktörlerin seslerini karşılıklı olarak iyice yükselttiği bu yeni safhaya geçişte, eski dönemde kırılan tabular dizisine, son 5-6 yıldır alabildiğine yüceltilmiş, kendi taraftar katmanında bir tür dokunulmazlık kazanmış olan Erdoğan’ı kuşatan tabunun kırılması da eklendi. Bu çok doğal, çünkü yaşanan sosyal transformasyon hiçbir tabu üretimine meydan bırakmayacak, kültleştirmeyi kaldırmayacak kadar muazzam.

Yeni safhaya iyimser gözle bakanlar var: Bunun, Türkiye’nin demokratik olgunlaşması için kaçınılmaz olduğunu, çeşitlilik arzeden, çoğulcu ve kimlikler açısından hem güçlü hem de geçişken olan toplumun yeni hiçbir vesayetçi, keyfiyet.i veya otoriter düzeni kabul etmeyeceğini öne sürüyorlar.

Haklı olabilirler. Ama bu, yeni safhanın ana çatışma eksenini sadece daha çok belirginleştiriyor: Kızışan kavga, özgürlük, kimlik ve saygı taleplerine sahip çıkanlar ile bir prangadan yenisine geçilmesini sağlamaya çalışanlar arasında geçecek. Kaygı verici, ucu açık bir darboğaza girildiği kesin.

Şu ana kadar hemen tüm analizlerde olduğu gibi, bu aşamada da kilit isim Erdoğan. Tüm sorular ve cevaplar onun kişiliğinde ve tercihlerinde düğümleniyor. Türkiye Başbakanı bugün bir sorunun mu parçası, veya çözümün mü? Kıdemli meslektaşımız Hasan Cemal’in T24 sitesindeki son yorumuna göre Erdoğan ‘meselenin ta göbeğinde’. Gezi parkı’nı soruna, sorunu krize dönüştüren de Erdoğan’dan başkası değil, diyor Cemal ve ekliyor: ‘Türkiye tehlikeli sulara sürükleniyor’.

Eğer gerçekten öyleyse, şu soruya her yönden cevap bulunması gerekir: Ekonomik açıdan istikrarlı bir ülkede, siyasi açıdan güçlü bir iktidarın en tepesindeki kişiyi, bir parktaki üç-beş ağaç ve bir tarihi yapı replikasına itirazları bir varoluş meselesine dönüştürten asli saikler ne olabilir?

Ortada kafa bulandırıcı bir orantısızlıklar yumağı var. Güvenlik güçlerinin protestoculara tepkisi orantısız, gösterilerin coğrafi dağılımı orantısız, taleplerin medya üzerinden ele alınışı (hükümet lehine) orantısız ve en önemlisi, Erdoğan’ın meydanlara yüzbinleri seferber etme şekli de orantısız.

Tunus dönüşünde Istanbul Havalimanı’ndan başlayarak yayılan meydan konuşmalarının yerel seçimle bağlantılandırılmasına inanan yok gibi. Bu kitlesel hitaplara bakıldığında, Erdoğan ve AKP’nin tuhaf bir gölge boksu egzersizinde oluşu göze batıyor.

Hedef ne? Bu belli değil. İçinde bir avuç zeki, kentli, yeni siyaseti temsil eden gençlerden başlayarak anamuhalefet partisi, ‘karanlık devlet güçleri’, iş alemi, ulusal ve sanal medya, küresel komplo odakları, AB, Amerikan düşünce kuruluşları, İsrail lobisi, BBC, CNN, reuters vs gibi unsurları bir torbada toplayan, amorf, heyula gibi, bilimkurgu öykülerine taş çıkartacak saldırganlıkta bir kara delik tablosuna doğru yayılıp giden bir ‘düşman’.

Uçsuz bucaklığı ve belirsizliği ölçüsünde Türkiye adına riskleri artıran bir hayali resim.

Peki Erdoğan neden böyle bir çizgide kararlı? Bunun bir yönünde irrasyonel motifler olduğu aşikar. Tepede yalnızlık, kendini beğenme sınırsızlığı, yakın çevrenin liyakat değil sadakat kriterlerine göre belirlenmişliği, dalkavukluk ve yanlış yönlendirme mekanizmasının baskınlığı, istişare yokluğu ve öfke kontrolsüzlüğü bu çerçevede ilk akla gelen gerçekler.

Ama herşey irrasyonalite ile açıklanamayabilir. Toplumu adım adım iç çatışmanın eşiğine, yeni anayasanın unutulup gitmesine, AB ile köprülerin atılmasına kadar sürükleme potansiyeli taşıyan yeni ‘Erdoğan stratejisi’nin arkasında bir siyasi panik halinin ilk belirtileri mi var? Başbakan’ın decibel sınırlarını iyice zorlayan konuşmaları, Sincan’da sahnede arka planda dizili AKP’li kurmayların fotoğrafı, bir siyasi korkuyu mu gizlemekte? Acaba güçlü AKP’nin tabanında son zamanlarda bir kan kaybı mı var?

Eğer bu sorular makul ise, ipuçlarını Kürt Barış Süreci, anayasa kilitlenmesi, başkanlık sistemi gibi alanlarda algılamaları güncelleyen yeni bir ulusal kamuoyu araştırmasında bulabiliriz. Ankara merkezli Metropoll’un kamuya açıkladığı son veriler ilginç.

Bazı temel başlıkları aktaralım: AKP’nin oy desteği, Haziran 2013 itibarıyla bir önceki Haziran’a kıyasla 11 puan gerilemiş durumda. Nisan – Mayıs arasında Erdoğan’ın popülaritesi 7 puan azalmış görünüyor. Yüzde 49.6’lık bir kesim Erdoğan’ın Gezi olayları esnasındaki üslup ve tavrını kaba, sert ve çatışmacı buluyor.

Araştırmaya göre Gezi protestolarının ulusal krize dönüşmesinden sorumlu olan üç actor sırasıyla AKP hükümeti, Edoğan ve CHP lideri Kılçdaroğlu. hükümetin kötü yönettiğini, ulusal dalgaya yol açmasından sorumlu olduğunu düşünüyor. Krizde ‘iç ve dış güçler’ ile sosyal medyayı sorumlu görenlerin oranı yüzde 0.6 ile 3.2 aralığında kalıyor. Yüzde 62.9 parkın yeşil alan olarak kalmasından yana (yüzde 23.3 kışla olsun diyor). Yüzde 62.1 medyanın olayları adil vermediğini, yüzde 53.3 medyanın özgür olmadığını düşünüyor.

Sorulanların yarısı (% 49.9) hükümetin baskıcı, otoriter bir yönetim tarzına yöneldiği kanısında. Hayır, reform siyaseti devam ediyor diyenler, % 36 dolayında. Hükümet bizim hayat tarzımıza müdahale ediyor diyenlerin oranı % 54.5. hayır diyenler % 40.

Hükümetin Suriye politikalarını doğru bulmayanların oranı % 54.2. Destek verenler % 27.4.

AKP’nin Kürt partisi BDP ile anayasa konusunda işbirliği yapmasına karşı çıkanların oranı yüzde 59.8.

Ve son önemli veriler: ‘Türkiye’nin yeni bir siyasi partiye ihtiyacı vardır’ diyenler yüzde 41.7 düzeyinde (CHP seçmeninin yarısı, AKP seçmeninin dörtte birine yakını böyle düşünüyor).

Bugünlerde seçim olsaydı, tablo şöyle olurdu, MetroPoll’e göre: AKP % 35.3, CHP % 22.7, MHP % 14.5, BDP % 6.2. Kararsız ve cevapsızlar toplam % 13.5.

Erdoğan’ın kamuoyu araştırmalarına tutkulu bağlantısı bilinen bir gerçek. Eğer masasına gelen özel yoklamalar da benzer sonuçlar gösteriyor ise, bu ülkenin ana gündem maddelerinde (Suriye, Kürt süreci, Başkanlık, Istanbul projeleri vs), üslupta, ve ek olarak genç dindar kesimlerde dile gelen yoğun yolsuzluk algısı üzerinden ciddi sorunlara işaret ediliyor demektir.

Bütün bunlar, 2011 seçimlerinden beri sağa sola aşağı yukarı sürekli olarak gücünün sınırlarını zorlayan Erdoğan’ın, iyice sıkışmış siyasi gündemde bir kez daha MHP’ye yakınlaşmasını, milliyetçilik ve dini kullanıma açmasını ve kutuplaşmayı yayma üzerinden, merkezden kopuk, marjinal bir siyaset koreografisi kurmasını açıklama için yeterli olabilir.