Ana içeriğe atla

Erdoğan muhaliflerini birleştiriyor

Erdoğan muhaliflerini birleştiriyor
Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan speaks during a rally in Sincan June 15, 2013. Erdogan warned protesters occupying a central Istanbul park that they should leave before a ruling party rally on Sunday or face eviction by the security forces. REUTERS/Dado Ruvic (TURKEY - Tags: POLITICS CIVIL UNREST) - RTX10ORO

Bu yazının yazıldığı 22 Haziran tarihi itibarı ile Türkiye’de durum önceki haftalara nazaran şimdilik daha sakin göründüğüne göre, artık “Gezi Parkı İsyanı”nın Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidarında yol açtığı muazzam hasarın genel bir muhasebesini yapmaya başlamanın zamanı gelmiş demektir.

Konunun Erdoğan açısından trajik tarafı, bu toplumsal patlamanın bizzat kendisinin aldığı ve ardından devamında ısrarcı olduğu yanlış kararlar neticesinde meydana gelmesidir.

Gezi Parkı direnişi çok önemli sonuçlara yol açmıştır ve açmaya da devam edecektir. Bu sonuçlardan bazıları şimdiden kesinlik içermektedir, bazıları da siyasi ve toplumsal aktörlerin tepkileriyle gelecekte nihai olarak şekillenecektir. 

Kesin hasardan önce, nihai sonucu aktörlerin müdahalelerine bağlı olanlardan başlamak gerekirse,

birinci sıraya “Kürtlerle barış süreci”ni koymak gerekiyor.

Şu an PKK silahlı güçlerini peyderpey Türkiye’den Irak Kürdistanı’ndaki üslerine çekiyor. Bu süreç devam ederken PKK’nın Ankara’dan beklentisi, “güven artırıcı önlemeler” dairesinde bazı adımların atılmasıdır.

Bunların bir kısmı doğrudan Türkiye’nin demokratikleşmesiyle ilgili. Basın ve ifade özgürlüğünün sınırlarının genişletilmesi, örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan yasakların kaldırılması, toplantı ve gösteri yapma haklarının güvence altına alınması, dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde olmayan yüzde 10’luk seçim barajının düşürülmesi gibi...

Şurası bir gerçektir: Gezi Parkı isyanında ortaya çıkan toplumsal muhalefeti sertlik ve otoriterlikle bastırmayı kafaya koymuş bir iktidar yukarıdaki adımları atamaz. Bu adımlar atılmazsa Kürtlerle barış süreci de ilerletilemez.

Güven artırıcı önlemler kapsamında Kürt hareketi, yasadışı Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) üyesi oldukları iddiasıyla hapiste tutulan ve sayılarının 5 ila 7 bin arasında değiştiği belirtilen şiddet eylemlerine karışmamış Kürt aktivistlerinin serbest bırakılmasını istiyor.

Bu konuda da somut ve tatminkar adımlar henüz atılmış değil.

Demokratikleşmenin ötesinde, Kürt sorununun çözümü için gerekli olan anayasa değişikliklerinin yapılması ise belirsiz bir geleceğe ertelenmiş durumda...

KCK Yürütme Konseyi Başkanı ve PKK’nın askeri lideri Murat Karayılan, 19 Haziran’da PKK’ya yakınlığıyla bilinen Fırat Haber Ajansı’na verdiği demeçte barış sürecinin devamına ilişkin, Türk hükümetinin tutumundan kaynaklanan kaygılarını yansıttı.

Karayılan’a göre, PKK Türkiye’den çekilirken bölgeye Türk ordusu için yeni karakollar yapıldığını, devletten maaş alan hükümet yanlısı Kürt milislerinin tasfiye edilecekleri yerde sayılarının artırıldığını söyledi ve bunları “savaş hazırlığı” olarak yorumladı.

Karayılan şunları söyledi: “Madem silahlar susturuldu ve ‘fikir savaşı yapılacak, siyaset yapılacak’ deniyor, o zaman hükümetin ve devletin siyasetin kanallarını açması gerekmez mi? Kürt siyasetini özgürleştirmesi gerekmez mi? Gerekir. Ama bakıyoruz Kürt siyasetinin kadrolarının büyük çoğunluğu halen zindandadır. Siyaseti yürütecek olanlar zindanda kalacak, gerilla da geri çekilecek. Peki ne yapılmak isteniyor?”

Karayılan AKP iktidarını gerekli adımları acilen ataya çağırarak, “Adım atmazsa tek ayaklı ilerlenemez, tıkanır. Çünkü devletin adım atmaması demek, sürecin tıkanması demektir” dedi.

AKP hükümetinin gereken acil adımları atmadığını ve sürecin gerçekten de tıkandığını varsayalım. O zaman ne olur? Çatışmalar yeniden mi başlar?

Karayılan’ın uzun demecinde silah kullanmaya geri dönülebileceğine dair herhangi bir ima ya da üstü kapalı bir tehdit yoktu.

Ve bu bir rastlantı değildi.

30 Mayıs’ta, polisin Taksim Gezi Parkı’ndaki birkaç yüz direnişçiye saldırarak Başbakan Erdoğan’a karşı birikmiş toplumsal öfkeyi patlatmasından bir gün önce, yine Taksim’deki bir otelin salonunda bir grup köşe yazarı ile bir araya gelen Kürt partisi Barış ve Demokrasi’nin (BDP) üç milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Altan Tan ve Meral Danış Beştaş, silahın Kürt hareketi için artık bir seçenek olmaktan çıktığını söylediler.

Mesela bu milletvekillerinden Altan Tan şunları söyledi:

“Diyelim ki AKP hiçbir sözünde durmadı. Bunun alternatifi yeniden silaha dönmek değildir; Kürt siyasi hareketinin kendisini yeniden inşa etmesidir. Dindar Kürtlere ulaşmaktır; liberallerden destek almaktır.”

28 Mayıs’ta Taksim Gezi Parkı’nda iş makinesinin önünde durup ağaçların sökülmesini engellediği için direnişin sembol isimlerinden biri haline gelen Sırrı Süreyya Önder, aynı zamanda Öcalan’la İmralı Adası’ndaki özel cezaevinde yüz yüze görüşen az sayıdaki BDP milletvekillerinden biri... Önder de “Öcalan silahlı mücadeleyi repertuarından dışarı çıkarmış. AKP’nin sözünde durmaması halinde müeyyidesi silahlı mücadele değil. Toplumsal muhalefettir” dedi.

Tüm bu verilerin ışığında artık şunu söyleyebiliriz: Başbakan Erdoğan’ın önünde tam ve eksiksiz demokratikleşme dışında faydalı seçenek kalmamıştır. Bunun dışında hangi seçeneği tercih ederse etsin, Türkiye her durumda farklı nitelikte muazzam meydan okumalarla yüz yüze gelecektir.

Farz edelim ki silahsız siyaset hakkında verdikleri tüm bu olumlu mesajlara rağmen, Erdoğan’dan beklenen adımlar gelmedi ve sahada oluşan bazı olağandışı koşulların sonucu Kürt hareketi yeniden silaha başvurdu...

Bunun sonucu, belediyeler ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı 2014 yılı öncesinde Türkiye’nin istikrarsızlaşması olacaktır. Bu istikrarsızlığın, ülkenin yanı başındaki Suriye krizi dikkate alındığında Türkiye’ye son derece olumsuz geri dönüşlerinin olması kaçınılmazdır.

Farz edelim ki Erdoğan beklenen adımları atmadı ama bunun karşılığında Kürt hareketi kesin bir karar alarak silahtan uzak durdu...

İşte burada sözü Gezi Parkı deneyimine getirmek istiyorum.

Silahsız ve şiddetsiz bir Kürt hareketinin Türkiye’deki demokratik toplumsal muhalefete ne kadar büyük bir olumlu katkıda bulunabileceğinin “laboratuvar deneyi” Gezi Parkı isyanı sırasında yapıldı ve ilk sonuç gayet başarılı oldu.

Gezi Parkı’nda sadece Erdoğan’ın politika ve üslubuna tepki duyarak, kendi özgürlüklerini savunmak için sokağa çıkmış “90 Kuşağı”nın örgütsüz gençlerinin çadırları yoktu; Kemalistler dahil, Türkiye’de iktidar ve siyasetten şikayeti olanların büyük çoğunlukla temsil edildiği çadırlar da vardı ve bunlar arasındaki en büyüklerinden biri BDP’ye aitti. BDP’nin Taksim’in birçok yerinden görülen çadırında Öcalan bayrakları da dalgalanıyordu. Öcalan’lı BDP çadırı ve Kürtler 15 gün boyunca Gezi Parkı’nı Kemalistlerle olaysız paylaştı. Bu 15 gün boyunca Gezi Parkı’nda yepyeni bir politikleşme yaşandı.

9 Haziran Pazar günü, o zaman direnişçilerin elinde olan Taksim Meydanı’nda düzenlenen büyük mitingde kürsünün hemen önünde Öcalan bayraklarıyla BDP’liler yer aldı.

Öcalan İmralı’dan gönderdiği mesajda Gezi direnişini selamlamıştı.

Muhtemelen Kemalist ya da CHP seçmeni ama Gezi’deki direnişçilerden olmadıkları kesin bir grup insan, sevmediklerini bildiğimiz Öcalan’ın miting alanındaki bayraklarını kısa bir süre için “Apo dışarı” (Apo, Öcalan’ın kısa adıdır) sloganlarıyla protesto etti. Geçmişte olsa Kürtler bu sloganlara “Yaşasın Başkan Apo” anlamına gelen, Kürtçe “Biji Serok Apo” sloganlarıyla cevap verirlerdi ama sustular, hiç oralı olmadılar. 10 dakika kadar sonra protestocular da sustu ama onlar da “Apo”yu protesto etmek için miting alanını terk etmedi. Böylece “ilk temas” olaysız son buldu.

BDP, Kürt çoğunluklu illerde AKP iktidarını tedirgin etmemek için Gezi Parkı direnişine destek gösterileri düzenlemedi ama İstanbul’daki direnişte yer aldı. Bununla verilen mesaj, “barış süreci”ne de Türkiye’nin toplumsal muhalefetinde yer almaya da “evet” demektir.

BDP’nin Gezi direnişine katılabildiyse ve bu durum herhangi bir nahoş hadiseye yol açmadıysa, bunu aralık ayından beri çatışmasızlığın hakim olmasına ve asker ya da PKK’lıların ölmemesine borçluyuz.

Türkiye’nin batısındaki kentli modern ve laik orta sınıflar ile Kürtler, demokratikleşme söz konusu olduğunda doğal müttefiktirler ve çatışmasızlık devam ederse birbirlerini daha iyi anlayacaklardır.

Gezi Parkı deneyi ise sadece bir başlangıçtır.

Erdoğan, demokratikleşme yerine daha fazla otoriterliği tercih eder ve Kürtler yeniden silaha başvurmaz ise yakın bir gelecekte karşısında çok geniş ve güçlenen bir toplumsal muhalefet ittifakı bulabilir.

Dolayısıyla tek seçeneğinin demokratikleşme olduğunu kavraması gerekiyor.

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial