Ana içeriğe atla

Kim korkar kararsız CHP’den?

Brüksel'deki skandal gösteriyor ki, Türkiye'nin çözüm kaynağı olması gereken anamuhalefet partisi, en acil çözüm bekleyen sorunlar arasına yerleşti. 
Turkey's main opposition Republican People's Party (CHP) leader Kemal Kilicdaroglu addresses his supporters during a demonstration in Ankara March 27, 2012. Thousands of Turkish opposition supporters demonstrated in the capital Ankara on Tuesday against a government attempt to railroad a new education bill through parliament which secular parties say is designed to promote Islamic schooling. The government wants to overturn a 1997 law imposed with the backing of the military which led to a sharp decrease in

Birkaç gün önce Brüksel’de yaşanan bir siyasi skandal, Türkiye’de iç gerginliğin artık sınır dışına taştığını haber verdi. Aynı zamanda ülkede AK Parti’ye alternatif arayışında olan seçmenlerin her gün sorduğu özlü soruları uluslararası gündeme çiviledi: Anamuhalefet partisi CHP neden kötü yönetiliyor? Bu partinin yönetimi umut olmak için gerçekten ne istiyor, ne yapıyor?

Skandal, Türkiye’nin Kemalist anamuhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Avrupa Parlamentosu’nun ikinci büyük grubu olan Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı’nın Başkanı Hannes Swoboda ile ikili görüşme için geldiği Brüksel’de patladı.

Görüşme öncesinde bir basın toplantısı düzenleyen Kılıçdaroğlu, Hatay’daki terör saldırısını kastederek, Esad ile Erdoğan’ı kıyasladı ve ‘Reyhanlı’da ölen 51 kişinin katili Recep Tayyip Erdoğan’dır’ dedi. Bu sözlere çok sert tepki gösteren Avusturyalı siyasetçi, Kılıçdaroğlu’ndan sözlerini ‘düzeltmesini’ istedi. Bu yapılmayınca kendisiyle görüşmeyi reddetti ve kapıdan çevirdi.

Swoboda, “Sözlerinize açıklık getirin, doğrudan mukayese kastetmedik’ gibi bir açıklama yapın dedik. Anlaşmıştık. Ancak sonra bir danışmanı ‘Bunu yayınlayamayız.’ dedi. Ben de o zaman ‘Konuşacak bir şey yok’ karşılığını verdim” dedi.

Kılıçdaroğlu ise görüşmeyi kendisinin iptal ettiğini öne sürdü, ve ekledi: ‘Düşünceyi açıklama özgürlüğünü kabul etmeyenle görüşmem. Hiçbir Batılı bize demokrasi dersi veremez.’

‘Birinin evine misafirseniz, o evin kurallarına uymak mecburiyetindesiniz. Evin ruhuna aykırı açıklamalar yapamazsınız’ diyen Swoboda eleştirilerini CHP’nin siyasi çizgisine de yöneltti.

‘CHP sosyal demokrat değerlerin parçası olmak istiyorsa, bu değerleri kabul etmek zorunda. Bu parti acaba neden Kürt sorunu ve benzer konularda ön safta değil? Onlardan değerlerimize saygı bekliyorum, aksi halde partilerimizin paylaşacağı bir şey yok. Ben ahlaki standartlarımı muhafaza etmek istiyorum. Eğer kendisi istemiyorsa buraya gelmek zorunda değil.”

Bu, Sosyalist Enternasyonal’de birbirine ‘yoldaş’ diye hitap eden iki lideri arasında çok ağır bir atışma. Ama asıl soru, Kılıçdaroğlu’nun ‘Batılılar’ diyerek, aşağılayıcı dil kullanmasında gizli.

CHP, lideri ve yönetici kadrosu ile ‘mahalli’ bir parti olarak mı kalacak, yoksa ülkeyi aşırı güçle yöneten AKP karşısında evrensel sol değerlerle, demokratik denge unsuru ve alternatif mi olacak?

Partiye yıllardır istemeyerek oy veren veya vermek isteyip de veremeyen laik, solcu veya cumhuriyetçi liberal seçmen açısından derinleşerek yayılan bir meselenin yeni işaret fişeği bu kriz. Sol cephede önemli bir kesim, partinin sadece reflekslere, sığ yüksek sesli karşı çıkmalara, umut yerine korku üretimine, oyları artıracak çözüm politikalarına uzak durmasına öfke duyuyor. Örneğin, MetroPoll araştırmasına göre CHP seçmeninin üçte ikisi Kürt barış sürecini destekliyor.

Pek çok siyasi gözlemci, tek parti egemenliğinde yönetilen Türkiye’de CHP’nin paramparça, ‘şizoid’ siyasi bakışıyla, sol alternatife siyaseti felç halinde tuttuğu görüşünde.

Selefi Deniz Baykal bir video skandalıyla düşünce, 2010’da yerine seçilen Alevi-Kürt kökenli Kılıçdaroğlu ancak birkaç ay umut saçabildi. Tabanda gördüğü desteğe rağmen muhafazakâr devletçi çizgiden uzaklaşmadı. Parti içindeki hasmane, zıt kliklerin çekişmesinden kısa vadeli kişisel kar elde ederek koltukta kalma stratejisini; CHP’yi verimsiz, tedavül dışı Kemalist çizgiden reformist bir sosyal demokrasiye çevirme stratejisine tercih etti.

‘Arada kaldıkça’ partiyi yönetemez hale geldi, parti içindeki yıkıcı karşıtlıklar onu yönetir oldu. Hitap gücündeki zayıflığı yenik halini her gün besledi: Rakibi Erdoğan’ın sözel hâkimiyeti karşısında, sesi boyundan çok yüksek çıkan bir ‘siyasi cüce’ algısı giderek yaygınlaştı.

Kaygılar tabii ki sadece lideriyle veya CHP ile sınırlı değil. Öfkesine hâkim olamayan Swoboda, (sosyal) liberaller ve Washington’daki Demokratlar da dâhil, dışarda ve içerde Türkiye’deki reform ihtiyacının aciliyetini ve ‘normalleşme’ sürecinin tekleyişini görenler, sorumlulukta CHP’nin payını hiç küçümsememeyi de öğrendi.

Belirsizlikleri ve zikzakları ile anamuhalefet, çözüm kaynağı olması gerekirken, ülkenin acil çözüm bekleyen sorunlarına eklenmiş durumda.

2010’dan bu yana parti icraatı bir hayal kırıklıkları silsilesi. Parti, kısmi anayasa referandumu esnasında daha çok hak ve özgürlük yanlısı olmak yerine blokajı tercih etti. Kürt sorununun çözümüne yıllardır açıkça sahip çıkmadı. Değişim söylemine özen gösterse de eylemleriyle tersini sergiledi. Tavırlarını hep AKP’nin muhtemel hatalarına göre kurguladı, yanıldı. Erdoğan oy gücünü korudukça çareyi hakaret dolu ağız kavgalarında aradı, ama bu da oy payını artırmadı.

Gelinen noktada mutlak bir kilitlenme var. Kaygılar Brüksel ve ötesi kadar, partinin iç dokularına da yayılmış durumda. Klikler birbiriyle it dalaşı halinde: Ne geleneksel Kemalistler, ne milliyetçi sol kesim, ne de reformistler Kılıçdaroğlu’ndan memnun.

Parlamentodaki milletvekillerinden bir kısmının, ‘militarist sol’ kimlikli İşçi Partisi ile eylem birliği yaptığı aşikâr.

Küçük ama kritik sayıda - 15 kadar – reformist milletvekili ise, yeni bir demokratik anayasa arayışı ile Kürt barış sürecinde statükocu tutumdan çok rahatsız.

Bunların geçenlerde bazı sosyal demokrat ve solcu sivillerin açıkladığı demokrasi manifestosuna imza atması, CHP’yi bölünme veya bir ‘doğum’un eşiğine getirmiş olabilir.

Böyle gitmeyeceğine göre kim kazanacak, hangi eğilim galip gelecek? Swoboda’nın da dile getirdiği sorunun yanıtını almak için daha beklemek gerekebilir. Devlete yakın olmayı terk etmediği için, CHP’yi bir çıkar, ikbal ve gelir musluğu olarak gören parti içi nomenklatura kriz halini seviyor. Bu da her geçen gün Türkiye’nin krizlerini besliyor.   

More from Yavuz Baydar

Recommended Articles