Türkiye'nin Nabzı

Ak Parti - Doğu Perinçek ittifakı da nereden çıktı?

By
p
Article Summary
Ulusalcı Vatan Partisi’nin lideri Doğu Perinçek’in iktidardaki Ak Parti ile kurduğu “ortak cephe”nin arkasındaki neden. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Ak Parti 13 yılı aşkın iktidarı boyunca geniş bir muhalefet çevresi kadar geniş bir destekçi çevresi de toplamış durumda. Ancak destekçi saflarına katılan yeni bir isim Türkiye standartlarına göre bile oldukça sıradışı ve şaşırtıcı. Zira bu isim Ak Parti’nin yıllarca en hararetli hasımlarından biri olan ulusalcı Vatan Partisi’nin lideri Doğu Perinçek.

Perinçek uluslararası kamuoyu tarafından pek bilinmese de Türk siyasetinin daima marjinal ama adından çok söz ettiren isimlerinden biri olageldi. 1970’lerde kurduğu Mao’cu hareketle yalnızca komünizm karşıtı sağcı cepheyle değil, solun “Leninist” fraksiyonlarıyla da ters düşen Perinçek 80’lerde de Marksist dayanışma gereği PKK’yı destekler görünüyordu. Ancak Perinçek’in liderliğindeki siyasi hareket ve harekete bağlı Aydınlık dergisi sonra yavaş yavaş Kemalizme doğru kaymaya ve onun solcu, katı laik ve “anti emperyalist” bir yorumu olan ulusalcılığı benimsemeye başladı.

Perinçek’in “anti emperyalist” tutumunun tezahürlerinden biri, “Ermeni soykırımı”nı Türkiye’yi karalamak ve zayıflatmak amacıyla söylenen “emperyalist bir yalan” olarak lanse etmesiydi. Bunun sonunda İsviçre’deki bir mahkeme 2007’de Perinçek’i “soykırımı inkar” suçundan mahkum etti. Perinçek de İsviçre mahkemesinin kararını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. Yüksek mahkeme 2015’te son derece kritik bir karara imza atarak, Perinçek’in ifade özgürlüğünün arkasında durdu. Ermenistan’ı Amal Clooney’nin temsil ettiği dava basından büyük ilgi görmüştü.

Perinçek Türkiye’de ise başka yasal sorunlarla boğuşuyordu. 2008’de “Ergenkon”un kilit isimlerinden biri olduğu iddiasıyla tutuklanan Perinçek Ak Parti’ye karşı darbe teşebbüsüyle suçlanmıştı. Buna “kanıt” olarak gösterilen şeylerden biri de 2007’de yayımlanan “Haçlı İrtica” isimli kitabıydı. Türkiye’deki irticacıların “Batılı Haçlı”ların kuklası olduğunu iddia eden Perinçek’in kitabındaki alt başlıklardan biri şuydu: “AKP İktidarı Gayrimeşrudur ve Yıkılacaktır”.

Altı yıl cezaevinde kalan Perinçek, 2013 Ağustos’unda, o zamanlar hala Ak Parti’nin müttefiki olan Gülen hareketinin etkisinde sayılan bir mahkeme tarafından ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ancak sadece dört ay sonra, Ak Parti ile Gülen hareketi arasındaki ittifak çöktü ve topyekun bir siyasi savaşa dönüştü. Perinçek de üç ay sonra, Mart 2014’te diğer Ergenekon sanıklarıyla birlikte salıverildi. Ergenekon sanıklarının çoğu, asıl “Haçlı İrtica”nın Gülen hareketi olduğuna karar vermiş ve Ak Parti’yi kendi müttefikleri olarak görmeye başlamıştı.

Perinçek’in Ak Parti evreniyle (yani partiyle, medyayla, trollerle, pek de sivil olmayan “sivil toplum kuruluşlarıyla”) yakınlaşması da böyle başladı. İktidar yanlısı basına uzun röportajlar vermeye başlayan Perinçek en ateşli Erdoğan taraftarı televizyon yorumcularının programlarına konuk oldu. Malumun ilanı ise 20 Ocak’ta geldi. “Muhafazakarlarla vatan cephesini kurduk” diye ilan etti Perinçek.

Siyasi aktörler arasındaki bu şaşırtıcı yeniden cepheleşme, Türk siyasetinin Makyavelist doğasından kaynaklanıyor. Birbiriyle savaşan siyasi aşiretlerden oluşan Türkiye arenasında ittifaklar kolayca değişebiliyor, eski düşmanlar dost olabiliyor. Bunun son örneği, tüm siyasi aktörleri de yeni pozisyonlar almaya sevk eden Ak Parti-Gülen Cemaati savaşı.

Ancak Ak Parti ile Perinçek gibi ulusalcıların son dönemde belirginleşen ittifakının ideolojik bir temeli de var: Dış dünyayı düşman olarak gören içe kapanmacı otoriter fikriyat. Hatırlarsak ulusalcılık, 2000’lerin başlarında, Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler (Annan) planı, AB’ye üyelik süreci ve “açılım” diye bilinen bir dizi liberal reforma karşı kurulmuştu. Ak Parti o tarihlerde bu reformların hepsine öncülük ediyordu nitekim bu sebeple liberallerle ittifak halindeydi. Kendinden önceki iktidarları da dış dünya hakkında paranoyalar üretmekle suçluyordu. Dönemin Başbakanı Erdoğan 2010’daki önemli bir konuşmasında bu eleştirileri şöyle sıralamıştı:

“Türkiye 7.5 yıl öncesine kadar ‘üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili bir ülke' olarak tanımlanıyordu. Herkes düşman görülüyordu. Her ülkenin Türkiye üzerinde kirli emelleri olduğu varsayımıyla hareket ediliyor, adeta ülkenin etrafına görünmez duvarlar inşa ediliyordu. Eğer idarede başarısızlık varsa, fatura hemen dünyaya kesiliyordu”.

Bunlar, Türkiye’yi tabularından ve korkularından kurtarmak, ülkenin dünyaya daha büyük bir güvenle bakmasını sağlamakla övünen reformist Erdoğan’ın sözleriydi. Ancak benim de beğendiğim ve desteklediğim Erdoğan giderek ortadan kayboldu. Bilhassa kendisine karşı uluslararası bir komplo olarak algıladığı Haziran 2013’teki Gezi Parkı protestolarından bu sonra tam da bir zamanlar eleştirdiği söylemi benimsedi: Türkiye’nin dört bir tarafı düşmanlarla çevriliydi. Tüm sıkıntılar bu şer odaklarından kaynaklanıyordu. İktidarın ise hiç bir hatası ve kusuru yoktu.

Erdoğan yanlısı medyanın her gün topluma boca ettiği bu keskin ulusalcı söylem, Batı’yı türlü oyunlarla “Türkiye’nin yükselişi”ni engellemeye çalışan bir komplo odağı olarak tanımlıyor. İçerdeki tüm muhalifler de bu dış güce çalışan “hainler” oluyorlar. Durum bu iken, Perinçek gibi koyu ulusalcı isimlerin eskiden düşman gördükleri Ak Parti’ye yakınlaşması büyük bir sürpriz değil. Zira Ak Parti tam da onların “tam bağımsız Türkiye” idealini benimsemiş durumda. “Tam bağımsız”, yani, örneğin Avrupa Birliği’nin temel hak ve özgürlükler konusundaki eleştirilerini hiç umursamayan bir Türkiye…

Bu hikayede, ulusalcı fikirlerini uzun yıllardır hiç şaşmadan savunan Perinçek gibi isimlerin hakkını teslim gerekir: Tutarlıdırlar. Tutarlı olmayan, mutlak iktidarla birlikte inanılmaz bir şekilde değişen aktör, Ak Parti’dir.

Ancak kapatmadan bu hikayeye son bir nüans da koymak gerekiyor. Ak Parti’nin Batı karşıtı ulusalcı retoriği tam gaz devam ediyordu ki beklenmedik bir kriz yaşandı: Rusya’ya ait bir savaş uçağının Kasım’da Suriye sınırında düşürülmesiyle Moskova’yla bir tür soğuk savaş dönemine girildi. O günden sonra yeni şer imparatorluğu olarak Putin’in Rusya’sını hedef almaya başlayan Ak Parti propagandası Batı karşıtlığı söylemini nispeten yumuşattı. Ancak bunun geçici bir ayarlama mı, yoksa stratejik bir yönelim mi olduğunu zaman gösterecek.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
Bu bölümlerde bulundu: turkish politics, recep tayyip erdogan, gezi park, ergenekon, dogu perincek, armenian genocide, akp

Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarından olan Mustafa Akyol, aynı zamanda International New York Times ve Hürriyet Daily News gazetelerinde düzenli yorum yazıları yazmaktadır. Akyol’un makaleleri, Foreign Affairs, Newsweek, Washington Post, Wall Street Journal ve Guardian pek çok farklı yayında da yer almıştır. İstanbul’da yaşayan Akyol, Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve tarih okumuştur. Akyol’un İslami liberalizmi savunduğu “Islam Without Extremes: A Muslim Case for Liberty” isimli, Amerikan yayınevi W.W. Norton tarafından Temmuz 2011’de yayımlanan kitabı Financial Times'ın ifadesiyle,  “bir Müslümanın açık sözlü ve zarif özgürlük savunusu”dur.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept