Irak'ın Nabzı

Iraklı Kürtler Türkiye’nin gazabını göze alarak Suriyeli kardeşlerine destek veriyor

By
p
Article Summary
Öteden beri ayrışma içinde olan Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürt grupları, Suriyeli Kürtlerin özyönetim oluşturduğu bölgeleri hedef alan Türk askeri harekâtına karşı ortak tavır sergiliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Kürtlerin neden devletsiz kaldığı tartışılırken dile en çok getirilen sebeplerden biri, Kürtlerin kendi aralarındaki bitmeyen ayrışma. Ancak Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’de ABD destekli Kürt milislerine karşı 9 Ekim’de başlattığı harekât, Kürtleri örneği görülmemiş bir dayanışma sergilemeye itti. 

Harekâta karşı tepkilerde Iraklı Kürtler öncü oldu. Pek çok Iraklı Kürt Türk mallarını boykot ederken, liderleri de Ankara’ya karşı alışılmamış sertlikte bir duruş ortaya koyuyor. 

Gerilen hava, Türkiye Cumhuriyeti’nin 96’ncı kuruluş yıldönümünün kutlandığı 29 Ekim’de kamuoyuna yansıdı ki bazılarına göre bu, tesadüf eseri olmadı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başbakanı Mesrur Barzani “bu hafta Türkiye’yi ziyaret etme planı olmadığı” bilgisini kamuoyuna yansıttı. Görünen o ki bir başbakanlık yetkilisi tarafından sızdırılan bu haber, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a yanıt niteliğindeydi. Kalın, Barzani’nin Ankara’ya geleceğini ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesinin kesin olmadığını söylemiş, Türk medyası ise ziyaret tarihini 30 Ekim olarak vermişti. 

Türkiye KBY’nin ekonomik esenliğinde, hatta bazılarına göre ayakta kalmasında kritik bir rol oynuyor. KBY’nin ana gelir kaynağı olan petrol, Türkiye’nin Akdeniz kıyısındaki yükleme terminallerine uzanan bir boru hattından ihraç ediliyor. 

Mağrur kişiliğiyle bilinen Mesrur Barzani, başbakan sıfatıyla Ankara’ya henüz gitmiş değil ve ziyaret planından Erdoğan’la görüşmesinin kesinleşmemesi nedeniyle vazgeçmiş olabilir. Ancak milyonlarca Kürt bu açıklamayı Suriye’de Halk Savunma Birlikleri’ndeki (YPG) soydaşlarını hedef alan Türk harekâtına karşı sert bir tepki olarak algıladı. 

KBY parlamentosundan yapılan açıklamada, Suriye’nin Kürt bölgeleri kastedilerek Türkiye’ye “Batı Kürdistan’daki askeri harekâtı durdurma” çağrısı yapılmıştı. Irak Kürdistanı’nda ana akım medyayı temsil eden Kurdistan24 ve Rudaw gibi medya kuruluşları ise Barış Pınarı Harekâtı başladığından beri büyük bir hevesle Türkiye destekli isyancı grupların zalimliklerini aktarıyorlar.

Washington merkezli Orta Doğu Enstitüsü’nde misafir araştırmacı olan Güney Yıldız, “Kürtler arasındaki ulusal birlik duygularında bunun bir zirve olduğunu” düşünüyor.

Türkiye’nin Irak Kürdistanı’ndaki ilk başkonsolosu olarak görev yapmış olan siyasi yorumcu Aydın Selcen de aynı fikirde. Al-Monitor’a konuşan Selcen, Irak’taki Kürt siyasi partilerin parçalanmışlıkla ünlü olduğunu ancak harekâtın “Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki tüm siyasi aktörler arasında nadir görülen bir birlik yarattığını” belirtti. 

ABD Barış Enstitüsü uzmanlarından Remzi Mardini de Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede Irak Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) YPG’yle aslında “rakip” olduğunu ancak “Suriye’de yaşananların siyasi rekabetleri aştığını” vurgulayarak, “Iraklı Kürtler kendilerini Suriyeli Kürtler ile özdeşleştiriyor. Bunu fark etmemek zor diye düşünüyorum” dedi. KDP’nin başında Başbakan’ın babası ve Irak Kürdistanı siyasetinde perde arkasındaki güç olan Mesud Barzani buluyor. 

Mardini’nin işaret ettiği rekabet Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta yaşayan 30 milyonu aşkın Kürt’ün liderliği konusunda yaşanıyor. Bu çekişmenin başlıca taraflarından biri Barzani ailesi, diğeri ise Türkiye’de hapiste bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan. Yasadışı bir örgüt olan PKK, 35 yıldır Türk güvenlik güçlerine karşı silahlı mücadele yürütüyor. Türkiye, Suriye, İran ve Irak’tan toprak alarak bağımsız bir Kürdistan kurma hedefiyle yola çıkan PKK, bugün Türkiye sınırları içinde Kürtler için özerklikten yana olduğunu söylüyor.

YPG ise PKK’nın Suriye’deki uzantısı. ABD’nin YPG’yle ortaklığının Türkiye’yi çileden çıkarmasının nedeni de bu. Mardini sözlerini şöyle sürdürdü: “Ankara’da [Mesrur Barzani ile Erdoğan arasında] bir görüşme yapılması, KDP-Türkiye ilişkilerini vurgulayacaktı ki bu, şu anda Suriye’de Kürtler ölürken Barzani için iç siyasette iyi bir şey olmazdı. Siyasi motivasyonların şekillenmesinde Kürt milliyetçiliğinin ittifaklardan daha güçlü bir dinamik olduğunu düşünüyorum, Türkiye’yle olan ittifak gibi önemli ittifaklar da buna dâhil.”

KBY hükümeti ve özellikle KDP, Türkiye’nin PKK’yla mücadelede sorgusuz sualsiz hareket etmesine müsamaha gösterdiği gerekçesiyle ağır bir şekilde eleştiriliyor. Irak genelinde yaygın olan yolsuzluk ve ekonomik sıkıntılar KBY’de protesto gösterilerine neden olmuştu. Suriye konusunda atılacak yanlış bir adım fitili yeniden ateşleyebilir.

Iraklı Kürtlerin ABD himayesi altında kendi bölgelerini yönetmeye başladığı 1991 yılından bu yana Türkiye, sınırın Irak ve İran taraflarında üslenen PKK mensuplarına karşı operasyonlar yapıyor. KDP ve başlıca siyasi rakibi olan Kürdistan Yurtseverler Birliği de bir dönem Türkiye’nin baskısıyla PKK’yla çatıştılar. 

Türkiye şimdi PKK ile YPG arasındaki ikmal güzergâhlarını kesme stratejisi doğrultusunda Suriye sınırı yakınında bulunan ve Arapça adıyla Sincar olarak da bilinen Ezidi ağırlıklı Şengal bölgesini de hedef alıyor. Türkiye’nin hava saldırılarında bugüne kadar onlarca sivil öldürüldü ya da yaralandı. Türkiye’yi hoş tutmak için hassas bir denge oyunu oynayan Iraklı Kürt liderler, rutin olarak PKK’yı suçluyor, örgütün Türkiye’ye yönelik saldırılarda KBY topraklarını üs olarak kullanarak Türkiye’nin misillemelerine davetiye çıkardığını söylüyorlar. 

Ancak liderlerin tepkisi şimdi Türkiye’ye yönelmiş durumda. 

İlk tepki baba Barzani’den geldi. Mesud Barzani 9 Ekim’deki Twitter mesajında şöyle dedi: “Batı Kürdistan’daki son gelişmelerden dolayı son derece kaygılıyız. Bazı kanallarla temas halindeyiz ve Rojava halkının yeni felaketlere maruz bırakılmaması için elimizden geleni yapacağız.” Ardından Mesrur Barzani ve KBY Başkanı Neçirvan Barzani de kendi açıklamalarını yaptılar. 

YPG öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’nin genel komutanı Mazlum Kobane KBY’ye ve “özellikle Mesud Barzani’ye” desteklerinden dolayı teşekkür etti. PKK’dan da benzer tonda olumlu sesler duyuldu. 

Baba Barzani’nin bahsettiği “kanallar” muhtemelen Avrupa Birliği liderleri ve özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron idi. Türkiye’deki en büyük Kürt yanlısı parti olan Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) mensup olan ve Barzani’nin perde arkasındaki diplomatik çabalarını yakından bilen bir vekil Al-Monitor’a yaptığı açıklamada “Mesud, Macron ve Almanlar başta olmak üzere Avrupa hükümetlerine, Türkiye’ye operasyonu durdurması yönünde baskı yaptırtmak için çok uğraştı” dedi. 

Türk harekâtının en sert tenkitçilerinden biri olan Macron, harekâtın İslam Devleti’nin canlanmasına zemin hazırlayacağını öne sürdü. Operasyonda ağır yanıklara maruz kalan bir Kürt çocuğunun tedavi için Fransa’ya götürülmesinde Macron’un Mesud Barzani’nin ricası üzerine şahsen devreye girdiği söyleniyor. 

Türkiye Fransa’ya yönelik sert çıkışlarda bulunsa da KBY’yi henüz açıkça eleştirmiş değil. 

Bu da iki tarafın da ilişkileri onarılmaz bir noktaya taşımak istemediğini gösteriyor. Orta Doğu Enstitüsü uzmanı Yıldız “Irak Kürt hükümetinin Türkiye’ye karşı resmi tutumu yine de çoğu Arap devletinin ve bazı Avrupa hükümetlerinin tutumundan çok daha zayıf kaldı” diyor.

KBY Türkiye için Irak ve Orta Doğu’ya açılan bir kapı olarak kritik önem taşıyor. Iraklı Kürtlerle dostane ilişkiler sayesinde Ankara “Kürt karşıtı” değil “PKK karşıtı” olduğunu öne sürebiliyor. Eski başkonsolos Selcen’e göre “İkili ilişkilerin iyice raydan çıkmasını önlemekte en baskın iki faktör karşılıklı bağımlılık ve Başkan Neçirvan Barzani’nin liderliği olacak.” Pragmatik bir isim olarak bilinen Neçirvan Barzani Türkiye’nin başlıca muhatabı. En önemlisi de Erdoğan’ın ondan hoşlandığı söyleniyor. 

Bu arada, farklı ülkelerdeki Kürtlerin katılımıyla büyük bir kongre düzenleme düşüncesi yeniden canlanmış durumda ve Ankara bunu da engellemeye çalışıyor. 2013’ten beri gündemde olan kongrenin Mesud Barzani başkanlığında Dohuk veya Erbil’de toplanması konuşuluyor. Adının saklı kalmasını isteyen HDP’li siyasetçi, Türkiye’nin operasyonuyla oluşan “birlik ruhunu” harekete geçirmek için Türkiye, Suriye ve Irak’taki Kürt siyasi partilerini “mümkün olan en kısa sürede” bir araya getirme çabalarında HDP’nin de yer aldığını belirtti. 

Ancak Iraklı Kürtler için mesele sırf dayanışmadan ibaret değil. 

Iraklı Kürtlerin en büyük kaygısını, Barzani ailesinin bir başka mensubu olan KDP Başkanlık Konseyi’nin eski başkanı Ethem Barzani dile getirdi. 13 Ekim’de Amerika’nın Sesi Kürtçe servisine konuşan Ethem Barzani, Türkiye’nin Kürtlere yönelik son harekâtı başarılı olursa sıranın Irak Kürdistanı’na geleceğini savundu. 

Londra Kingston Üniversitesi’nde demokrasi ve devlet inşası konularında çalışan Iraklı Kürt doktora adayı Rüveyda Mustafa, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede “Kürdistan’ın [eylül 2017’de] düzenlediği bağımsızlık referandumu Türkiye’yle ilişkileri zedeledi, hâlâ bunun aşılmasına çalışılıyor” dedi. Iraklı Kürtler daha önce ABD’nin desteğine bel bağlayabiliyordu ancak Mustafa’ya göre Suriye’de yaşananlar ve Washington’un referanduma sert bir şekilde karşı çıkması “ABD’nin artık Kürtlerin düşündüğü gibi güvenilir bir müttefik olmadığını gösterdi.” 

KBY’nin bir diğer ciddi kaygısı, Türk operasyonundan kaçan Suriyeli Kürtlerin Irak Kürdistanı’na akın etmesi ihtimali. KBY yetkililerine göre böyle bir dalga 300 bin kişiyi bulabilir. KBY hâlihazırda İslam Devleti’yle mücadelede yerinden edilen yaklaşık 1.2 milyon kişinin mali ve lojistik yükünü taşıyor. 3 Ekim itibariyle KBY’ye 13 bin 638 Suriyeli Kürt sığınmış durumda. 

Erbil merkezli yardım kuruluşu SEED Vakfı’nın başkanı Sherri Kraham Talabani Al-Monitor’a e-mail aracılığıyla yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Komşumuz Suriye’deki iç savaşın sekizinci yılına, Irak’ta İslam Devleti’nden kaynaklı kendi krizimiz de altıncı yılına girerken belli bir istikrar düzeyine, insanların evlerine dönebileceği imkânlara kavuşur gibiydik. Kürt, Ezidi ve Hristiyan azınlıklarını hedef alan bu yeni saldırı dalgası, gerçekten feci. Kaosun baş göstermesi, siyasi düzenin bozulması, İD mensuplarının bulunduğu hapishanelerin kontrolsüzlüğü, tüm bunlar bölgedeki istikrarı bozuyor ve sadece Kürdistan ve Irak için değil, tüm dünya için büyük riskler oluşturuyor."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Amberin Zaman is a senior correspondent reporting from the Middle East, North Africa and Europe exclusively for Al-Monitor. Zaman has been a columnist for Al-Monitor for the past five years, examining the politics of Turkey, Iraq and Syria and writing the daily Briefly Turkey newsletter.  Prior to Al-Monitor, Zaman covered Turkey, the Kurds and conflicts in the region for The Washington Post, The Daily Telegraph, The Los Angeles Times and the Voice of America. She served as The Economist's Turkey correspondent between 1999 and 2016, and has worked as a columnist for several Turkish language outlets. On Twitter: @amberinzaman

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept