Türkiye ve İran arasında yoğunlaşan Suriye koordinasyonu

By
p
Article Summary
Suriye konusunda düne kadar uzlaşılmaz görünen Türkiye ve İran ABD ve Rusya’nın adımları karşısında bir mutabakata varabilir. Iraklı Kürt kaynaklar referandumun “kısa süreli” ertelenebileceği sinyalini veriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Geçtiğimiz ay bu sütunda Suriye’deki ABD-Rusya koordinasyonunun “Türkiye’yi Suriye ve İran’a yakınlaştıracak, Moskova’nın bölgesel oyuncular üzerindeki nüfuzunu sınayacak yeni bir hizalanmaya yol açabileceğini” yazmıştık. İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Hüseyin Bakıri’nin Ankara’ya bu hafta “örneği görülmemiş” bir ziyaret yaptığını aktaran Amberin Zaman’a göre “ABD ve Rusya savaşı bitirmenin yollarını ararken arkalarından iş çevrildiğini düşünen İran ve Türkiye birlik görüntüsü vermek istiyor.”

Anton Mardasov’a göre ise Moskova Suriye’deki etki gücünü artırmaya çalışıyor hem genel anlamda hem de İran’a karşı. Mardasov şöyle yazıyor: “Rusya Astana süreci dışında, yani İran’ın arkasından anlaşmalar yapmaya yöneldi. Bunun örnekleri arasında Rusya’nın ABD’yle güneybatı Suriye için Ürdün’ün başkenti Amman’da müzakere ettiği çatışmasızlık bölgesi ve her ikisi Kahire’de müzakere edilen doğu Guta ve kuzey Humus çatışmasızlık bölgeleri sayılabilir.”

Mardasov şu tespitlerde bulunuyor: “Doğu Halep’in alınmasından bu yana Rusya’nın bölgedeki etkisini artırdığı muhakkak. Rusya savaşın gidişatını değiştirdi ve rejimin ayakta kalmasına yardım etti. Ancak İran da savaş esnasında ivme kazandı ve Suriye’de yerel Şii militanları da kapsayan çok katmanlı bir varlık oluşturdu. Bu grupların arasında Lübnan’daki İdeolojik Direniş’in uzantısı olan Suriyeli birlikler, bazen Irak Hizbullahı diye anılan Suriyeli İslami Direniş grupları ve Halep’teki Yerel Savunma Güçleri ile Ulusal Savunma Güçleri’nin birlikleri yer alıyor. Bunlar, İranlı askeri danışmanlardan destek alan, kısmen veya tümden İran tarafından finanse edilen Alevi, Sünni ve başka Suriyeli unsurlardan oluşuyor. Yeni kurulan İran kültür merkezleri ve yerel halk arasında yapılan Şii propagandası ile İran ‘yumuşak güç’ uyguluyor. Bu strateji bölgede etnik ve mezhepsel gerilimleri artırıyor ki bu da İslam Devleti ile Heyet Tahrir El Şam’ın (HTŞ) propagandasını kolaylaştırıyor.”

Suriye-İsrail sınırı potansiyel parlama noktalarından biri. Mardasov bu konuda şu notu düşüyor: “İsrail hava kuvvetlerine Suriye’deki Hizbullah unsurlarını vurma imkânı tanıyan İsrail-Rusya anlaşması ilk karşı denge hamlesi olarak ortaya çıkmış ve Tahran’ın öfkesini çekmişti.”

Geçtiğimiz ay bu sütunda İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Suriye’de İran’a karşı bazı kırmızı çizgiler koyup koymayacağını sorgulamıştık. Bu hafta ise Ben Caspit ABD ve Rusya’nın planlarından İran’da duyulan kaygının adeta İsrail’deki iz düşümü olan bir gelişmeyi aktarıyor. Buna göre Netanyahu, hükümetten veya Kabine’den yetki almadan savaş ilan etmesine imkân tanıyacak yeni bir yasa çıkartmak istiyor. Bu aslında İsrail’in Washington ve Moskova tarafından satılabileceği kaygısını yansıtıyor.

Caspit şöyle yazıyor: “Knesset’in böyle bir yasaya onay verip vermeyeceği belli değil ancak bunun bölgedeki etkisinin ne olacağı apaçık ortada: İsrail’in Lübnan veya Suriye’de İran’ın ya da Hizbullah’ın altyapısına saldırması taraflar arasında topyekûn, açık bir savaş anlamına gelecek. Netanyahu böyle bir saldırıya onay verme yetkisine tek başına sahip olmak istiyor. Bu, bölgede bir süredir devam eden sinir harbinde yeni bir aşama. Birçok uluslararası gözlemci bunu İsrail’in İran’ın nükleer faaliyetleriyle ilgili tehditlerine benzetiyor. Bu tehditler sonucu İran’a uygulanan uluslararası yaptırımlar ağırlaştırılmış ve nihayetinde nükleer anlaşmaya varılmıştı.”

İkinci bir parlama noktası da tabii ki İdlib. Mardasov bu konuda şöyle yazıyor: “İsyancıların kontrolündeki İdlib’te (El Kaide bağlantılı) HTŞ’nin güçlenmesi ve müzakerelerde oyalama taktiklerinin kullanılması kayıpların telafisi için uzatmalı bir askeri harekâta ihtiyaç duyan Şam ve Tahran’ın işine geliyor. Şam ve Tahran muhalif grupları El Kaide’ye bağlı olmakla suçluyor. Suriye hükümetinin İdlib taarruzu Rusya ve Türkiye açısından olumsuz bir senaryo. Görünen o ki isyancı güçler ortak düşmana karşı birlikte hareket edecek, ılımlı ve radikal muhalefet arasında yeni koalisyonlar doğacak. Neticede bu süreç El Kaide’nin Suriye’deki konumunu güçlendirecek ve yeni bir insani krizi, yeni bir sığınmacı dalgasını tetikleyecek. Çok açık ki bu koşullarda ilerleyen birlikler de ağır kayıplar yaşayacak. Bu nedenle Şam ve İran savaşın bu yeni aşamasına Rusya’yı da çekmeye çalışacak. Durum iyice ciddileşirse Moskova Türk askerinin gelişine müsamaha gösterecek.”

Türkiye’nin kendi nüfuzunu artırmaya ve Kürt kontrolünü kısıtlamaya çalıştığı kuzey Suriye’deki bölgeler üçüncü bir parlama noktası oluşturuyor. Ankara’ya göre Halk Savunma Birlikleri (YPG), Türkiye ve ABD’nin terörist örgüt saydığı PKK’yle bağlantılı. Metin Gürcan, Fırat Halkanı Harekâtı’yla İslam Devleti’nden temizlenen 2 bin kilometrekarelik Cerablus-El Rai-El Bab üçgeninin yeniden inşası için Türkiye’nin “iddialı ve pahalı projeler” başlattığını ve bunun “kapsamlı bir toplum inşasına işaret ettiğini” yazıyor. Türkiye’nin Suriyeli Kürtlerle ilgili seçenek ve stratejilerini değerlendiren Fehim Taştekin ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şu sözlerini aktarıyor: “Fırat Kalkanı Harekâtı ile Suriye'deki terör oluşumu projesinin kalbine soktuğumuz hançeri yeni hamlelerle genişletmekte kararlıyız. Çok yakında bu konuda yeni ve önemli adımlarımız olacak.”

Türkiye’nin kuzey Suriye’de Kürtleri zayıflatma saplantısı Şam’la arasında belli bir uzlaşıya yol açabilir. Geçtiğimiz aylarda da vurguladığımız gibi Membiç’te yaşananlar Türkiye, YPG, Suriye, Rusya ve ABD’nin menfaat ve rolleri açısından bazı dersler vermiş olabilir.

Amberin Zaman bu konuda şöyle yazıyor: “Ankara Afrin’e girme tehditlerini sürdürüyor. Sınırın hemen öbür tarafında YPG ile siyasi müttefiklerinin idaresinde Kürt ağırlıklı bir bölge olan Afrin, fiilen ABD koruması altında olan diğer YPG denetimindeki bölgelerle kara bağlantısına sahip değil. Türkiye bu durumu böyle sürdürmeye kararlı. Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan Batılı bir diplomata göre Türkiye YPG’yi ezmesine yardımcı olursa ‘Esad’la hemen barışır’. Esad’ı iktidarda tutmaya kararlı olan İran bu bağlamda eline bir fırsat geçtiğini seziyor. Aynı şey Rusya için de geçerli. Türkiye’nin İdlib’i kontrol eden El Kaide bağlantılı militanlara karşı daha sert harekete geçmesi için baskı yapan Rusya, YPG yetkililerine göre Afrin’i Türkiye’ye karşı bir pazarlık unsuru olarak kullanıyor.”

Suriye’de Rusya ve İran’ın menfaatleri ayrışıyor olsa da iki taraf arasında hasmane bir rekabet veya bir “boşanma” öngörmek için hem çok erken hem de yanıltıcı olabilir. Moskova da Tahran da Suriye hükümetini destekliyor ve Mardasov’un da belirttiği gibi “Moskova’nın stratejisi, cephe hattının farklı bölümlerini kontrol eden bilumum İran yanlısı güçlerin varlığına doğrudan bağlı.”

Öte yandan ABD’nin yaptırım yasaları da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Donald Trump yönetimiyle iş birliği yapma umudunu söndürmüş olabilir. Geçtiğimiz ay bu sütunda Türkiye ve İran’ı kapsayan yeni bir bölgesel hizalanmanın Putin için bir “sınama” olacağını vurgulamış ve şöyle demiştik: “Putin, Suriye’yi istikrara kavuşturmak için ABD’yle iş birliğine sıcak bakıyor ve buna ihtiyaç duyuyor ancak ABD’yle daha yakın ilişkiler onun Şam, Tahran ve Ankara üzerindeki etki gücünü artırmaktan çok zayıflatabilir. (…) Yaptırımlar hafiflemeyecekse Putin’in bölgesel ilişkileri pahasına Trump’ın suyuna gitmesi için fazla sebebi kalmaz. Dolayısıyla Rusya, dışarıdan pasif görünen ama içeriden destekleyici bir tutumla bölgesel ülkelerin Suriyeli Kürtler gibi aktörlere karşı inisiyatif almasına izin verebilir. Moskova bunu oyundaki kazanan el olarak görebilir. ABD ise Rusya kartını dikkatli bir şekilde oynamalı; Tahran, Ankara ve Şam’ın burada söz sahibi olduğunu kesinlikle unutmamalıdır.”

Iraklı Kütler referandumu erteleyebilir

Geçtiğimiz günlerde de değindiğimiz gibi Irak Kürdistanı’nın 25 Eylül’de yapmayı planladığı bağımsızlık referandumu Erbil’e verilen bölgesel ve uluslararası desteğin sınırlarını ortaya koydu, Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile Türkiye’nin ortaklığını sarstı.

KBY Başkanı Mesud Barzani’ye referandumu ertelemesi için uygulanan baskı son günlerde iyice arttı. Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 16 Ağustos’ta referandumun “iç savaşa” yol açabileceği uyarısında bulundu. Ertesi gün Barzani’yle Erbil’de bir araya gelen ABD Merkezi Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel de Washington’un referanduma karşı olduğunu bir kez daha dile getirdi.

Baskılar Erbil’i referandumu gözden geçirmeye itiyor olabilir. 17 Ağustos’ta KBY’den bir heyet Bağdat’ta Irak hükümet yetkilileriyle görüşmeler yaptı. Iraklı Kürt kaynakların bu temasların ardından verdiği bilgiye göre yeni bir referandum tarihinin “yazılı olarak” ve BM denetiminde güvenceye alınması halinde Barzani, nisan 2018’deki Irak seçimleri sonrasına kadar “kısa süreli” bir ertelemeyi düşünebilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: massoud barzani, krg, kurdish independence, independence referendum, ypg, kurdish issue, turkish army, syrian war
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept