İdlib: Türkiye için El Kaide’yle hesap günü mü geliyor?

By
p
Article Summary
El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir El Şam Suriye’nin İdlib kentinde üstünlüğü ele geçiriyor. Türkiye’de bağımsız gazetecilerin yargılandığı utanç verici göstermelik dava “şiddetli bir baskı kampanyasının” parçası olarak görülüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

 

Türkiye’nin İdlib bataklığı

Fehim Taştekin, bu haftaki yazısında ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’deki silahlı gruplara yönelik gizli CIA programını bitirdiğine ve Körfez’deki Katar krizine dikkat çekerek Türkiye’nin İdlib’te El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir El Şam’la (HTS) savaşa sürüklenebileceğini yazıyor.

Nitekim martta da bu sütunda şöyle demiştik: “ABD İslam Devleti’ni (İD) Rakka’dan çıkarmak için planlar yaparken Türkiye destekli Ahrar El Şam gibi Batı karşıtı Selefi gruplar ile Heyet Tahrir El Şam arasındaki çizginin giderek bulanıklaşması İdlib’i de en az Rakka kadar tehlikeli bir fay hattı hâline getirebilir.”

Türkiye’nin İdlib’teki seçeneklerini sıra dışı bir ayrıntıyla aktaran Taştekin şöyle yazıyor: “El Kaide çizgisinin İdlib’te baskın çıkması üzerine Müşterek Operasyon Merkezi’ndeki Amerikan, Türk ve Suudi istihbarat yetkilileri sahaya çekidüzen vermek üzere birkaç girişimde bulunmuştu. (…) Geçen şubatta Amerikan, Suudi ve Türk istihbarat servisleri önde gelen gruplardan beşinin komutanını çağırıp cihatçılara karşı ortak bir cephe kuruluncaya dek Müşterek Operasyon Merkezi üzerinden verilen yardımın kesileceğini bildirdi. Bu yardım savaşçıların maaşları, hafif silahlar, mühimmat ve tanksavar füzelerini içeriyordu. Bu uyarı üzerine bir ay boyunca yürütülen müzakerelerin ardından 17 örgüt Kuzey Cephesi Operasyon Odası çatısı altında birleşti. (…) Bu arada Türkiye, paralel bir çabayla Fırat Kalkanı’nı İdlib’e taşımak için Ceyş El Vatani ya da Ceyş El Tahrir adıyla yeni bir ordu kurmak için Ankara’da örgüt liderleriyle toplantılar yaptı ama başaramadı. (…) Yardımın kesilmesi bu grupları daha da anlamsız hâle getirecektir.”

Taştekin şu tespitlerde bulunuyor: “Batı-Körfez destekli gruplara Rusya ve İran’ın Türkiye’yi yanlarına alarak yürüttüğü Astana sürecine katılmaları için yapılan baskı artabilir. Hâlihazırda Astana’nın böldüğü İdlib cephesinde Tahrir El Şam gücünü giderek pekiştiriyor. (…) Ahrar El Şam, son çatışmalarda çok sayıda yeri Heyet Tahrir El Şam’a kaptırınca Fırat Kalkanı’ndaki güçlerini İdlib’e yardıma çağırdı. Yaklaşık 150 kişi Bab El Havva kapısı üzerinden İdlib cephesine geçti.”

Mat Nashed ise yine İdlib bağlamında şunları aktarıyor: “Ateşkes şimdilik sürüyor olsa da aktivistler ve yorumcular silahlı grupların sivil toplumu baltaladığını söylüyorlar. (…) HTŞ, insani yardım faaliyetlerini kökten sabote etmek yerine yardımlara nezaret etmek üzere kendi sivil birimini kurarak destek kazanmaya çalıştı. İdlib’te önemli güce sahip rakip bir İslamcı grup olan Ahrar El Şam da aynı stratejiyi benimsedi.”

Taştekin’e göre “CIA’in aradan çekilmesi İdlib cephesinde Türklerin operasyon planlamalarını da etkileyebilir. Türkiye burada Heyet Tahrir El Şam’a karşı Ahrar El Şam ve müttefiklerinin önünü açan bir ayarlamanın peşindeydi. Ankara’nın hesabı Azez-El Bab cebindeki Fırat Kalkanı güçlerini İdlib’e de taşımaktı. Fakat Astana görüşmelerine katılımın yarattığı çatlak, Türkiye’nin İdlib’teki grupları Fırat Kalkanı’na katma çabasıyla daha da derinleşti.”

Körfez-Katar krizi de İdlib’teki güç dengesini etkiliyor. Ahrar El Şam’ın en önemli destekçileri arasında Türkiye’nin yanı sıra Katar da yer alıyordu. Bu desteğin sürüp sürmeyeceği belli değil. Taştekin şöyle devam ediyor: “Katar’a kalkan olmasından dolayı Ankara’ya kızgın olan Suudi Arabistan’ın Suriye’de Türkiye ile daha fazla iş birliği yapması da beklenmiyor. Özellikle 2015’te Halep ve İdlib’e yönelik ‘fetih hareketleri’ Suudi Arabistan’ın bonkörce yardımları sayesinde mümkün olabilmişti. (…) Trump’ın kararını eleştirenler CIA’in yokluğunda Türkiye ve Körfez ülkelerinin kontrolsüz şekilde radikal gruplara uçaksavar gibi gelişmiş silahlar gönderebileceğine dikkat çekiyor.”

Bu sütunda yıllardır Ahrar El Şam ile El Kaide bağlantılı grupların ideolojik açıdan “kardeş” olduğu, farklı bayraklar altında savaşsalar da şeriata dayalı bir yönetim kurmayı, Suriye halkının laiklik ve azınlıklara karşı hoşgörü geleneğini ortadan kaldırmayı amaçladığı vurgulanıyor. Ahrar El Şam ve Nusra Cephesi’nin Ceyş El Fetih (Fetih Ordusu) bayrağı altında bir araya geldiği günler çok da uzakta değil. Bu gruplar Halep’ten temizlendi ama bunların birçok mensubu İdlib’e kaçmayı başardı ve bugün İdlib halkını terörize ediyorlar.

Türkiye açısından biraz da “Ne ekersen onu biçersin.” durumu söz konusu olabilir. Amberin Zaman, geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin İD’le mücadelesini anlatan bir İçişleri Bakanlığı raporundan bahsetmiş ve şu bilgileri aktarmıştı: “Raporda Türkiye’nin İD’den en çok zarar gören ülke olduğu belirtiliyor. Örgüt Türkiye’ye yönelik 14 saldırı gerçekleştirmiş. Bunların içinde 10 intihar eylemi ve üç silahlı saldırı var. İD’in eylemleri sonucunda 304 kişi hayatını kaybetmiş, bin 338 kişi yaralanmış. Ancak kimi uzmanlara göre bu sonucun en büyük sorumlusu Türkiye’nin kendisi. Türkiye uzun zamandır İD’e karşı yumuşak davranmak, hatta örgütle üstü kapalı iş birliği yapmakla suçlanıyor. İD’in güçlenmesi doğrudan Türkiye’nin gevşek sınır politikasının bir sonucu. Bu politika çerçevesinde Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı devirecekler umuduyla her türden silahlı isyancının Suriye’ye giriş çıkışına izin verildi.”

Zaman şöyle devam ediyor: “Cihatçılar Suriyeli Kürtlerden oluşan Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) de hedef aldı. (…) Türkiye’deki en kanlı İD eylemleri de PKK yanlısı Kürtleri hedef alırken resmi makamların tepkisi kulakları sağır eden bir sessizlik oldu. Bu tepkisizlik, bilhassa da İD’in 2014’te Suriye sınırındaki Kürt kenti Kobani’yi kuşattığı günlerde Türkiye’nin İD’i Kürtlere karşı teşvik ettiği suçlamalarına yol açtı.”

Al-Monitor yazarları yıllardır Türkiye ile Suriye arasındaki çift yönlü “cihatçı otobanını”, geçirgen sınırları anlatıp eleştiriyor. Bu durum yabancı savaşçıların İD’e, El Kaide’nin kolu Nusra Cephesi’ne, Ahrar El Şam ve diğer Selefi gruplara katılımını teşvik etti, malzeme ikmalini kolaylaştırdı.

ABD’nin İdlib’te çoğunlukla oyun dışı kalması Türkiye’nin İdlib bataklığını daha da karmaşık hâle getiriyor. ABD sahayı şimdiye kadar Rusya ve Türkiye’ye bıraktı. Moskova İdlib’in bir cihatçı ve Selefi yuvası olarak nasıl bir tehdit oluşturduğunu görüyor ancak özellikle Türkiye’nin niyetleri ve yapabilecekleri belirsiz olduğu için durumu tırmandırmamak adına şimdilik ihtiyatlı davranıyor.

Bruce Riedel ise El Kaide’nin Suudi Arabistan’a karşı ideolojik meydan okumasını artırmaya başladığını aktarıyor. Riedel şöyle yazıyor: “Kuşku yok ki Riyad’daki yeni güvenlik ekibi El Kaide tarafından sınanacak. Arap Yarımadası’ndaki El Kaide’ye bağlı hücreler hâlen faal durumda. (El Kaide’nin medya kolu) Es Sahab yeni veliaht prensin meşruiyetini sorgulayacak, onu krallık vasıflardan yoksun biri olarak sunacaktır. Suudi Arabistan için ufukta kanlı düşmanlarla girift, iç içe geçmiş restleşmeler silsilesi var.”

Cumhuriyet davasındaki sirk

Terör örgütleriyle gizli iş birliği yapmak ve teröre destek vermekle suçlanan 17 gazeteci Türkiye’de bu hafta yargıç önüne çıktı. Sirke benzeyen bu davada Al-Monitor yazarı Kadri Gürsel de yargılanıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü davayı “bağımsız seslere yönelik şiddetli bir baskı kampanyasının” parçası olarak niteliyor. Örgüte göre “Terörü desteklemek bir yana herhangi bir suçun işlendiğini gösteren en ufak bir şey olmadığı görülüyor.”

Zaman ise şöyle yazıyor: “Son verilere göre kamudan en az 150 bin kişi atıldı, en az 50 bin kişi de (darbecilerle) iş birliği suçlamasıyla tutuklandı. 150’den fazla gazetecinin hapiste olduğu Türkiye bu alandaki dünya birinciliğini koruyor. Erdoğan ise BBC’ye geçtiğimiz günlerde verdiği mülakatta bunların sadece ikisinin gerçek gazeteci olduğunu iddia etti. Erdoğan, yine yakın zamanda yaptığı bir konuşmada geri kalanların katil, dolandırıcı, hırsız ve çocuk tacizci olduğunu söyledi. (…) Hapisteki medya çalışanlarının çoğu şu an kapatılmış olan Gülen bağlantılı kurumlarda çalışıyordu. Bu, onların ne gibi haberler yazdığı veya ne gibi fikirler dile getirdiğinden bağımsız olarak başlı başına bir suç. Bu kategorideki mağdurlar arasında 70’li yaşlarında sağılığı bozuk bir aydın olan Şahin Alpay ve saygın bir liberal iktisatçı olan Mehmet Altan var. Türkiye’nin şehirli laikleri bu kişilere çok daha az sempati gösteriyor. Bunun bir nedeni birçok insanın Gülen’in sadece darbeye karışmadığına, baştan itibaren Erdoğan’ı iktidara taşımaya yardımcı olduğuna inanması. Birçok başka isim de Kürt yanlısı medya kuruluşlarıyla bağlantıları nedeniyle hapiste.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre “Uluslararası toplumun Türkiye’nin medya özgürlüğü karnesini yakından izlemesi ve güç durumda olan gazetecilerle dayanışma göstermesi hiç olmadığı kadar önemli."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: hayat tahrir al-sham, is, jabhat al-nusra, cumhuriyet, kadri gursel, trial, al-qaeda, idlib
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept