Gulf Pulse

Hem İslamcı hem feminist olunur mu?

By
p
Article Summary
Müslüman kadını “kurtarmaya” soyunan feministler ve diğer Batılı çevreler, kadının toplumsal katılımı için kamusal ve özel alan açmaya çalışan İslami feminizmi görmek istemiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İslamcılık ve feminizm birbirine 180 derece zıt iki dünya görüşü. İslamcılık kadının özgürleşmesini baltalamakla suçlanıyor, feminizm ise kadını ataerkilliğin baskısından kurtarmaya çalışıyor. Toplumsal cinsiyet ikisinin de gündeminin merkezinde yer alsa da İslamcılık ve feminizm iki ayrı kavram. Yaygın inanışa göre bu ikisinin bir araya gelmesi mümkün değil. Ancak bugün dünyada pek çok feminizm ve İslamcılık türü olduğunu görebilenler bunun da pekâlâ mümkün olduğunu görecektir.

Batılı kadının siyasi, ekonomik ve toplumsal eşitlik mücadelesinden doğan feminizm hareketi bugün farklı kamplara ayrılmış durumda. Bunlardan biri kökenleri radikal feminizme dayanan daha eski nesil feministler. Bu kesim, kadını sadece yerleşik dini, yasal ve siyasi baskılardan değil; kapitalizm, hiper neo-liberalizm, estetik cerrahi ve alışverişle özdeşleşen dişil tüketim gibi daha yeni sömürü türlerinden de kurtarmak istiyordu. Bu anlayışın yerini şimdi bir çeşit liberal feminizm alıyor. Burada kadınlar başarmış olmanın simgesi olarak liberal ekonominin alanlarına çekiliyor.

Batılı feministler, gözlerini diğer kültürlerdeki hemcinslerine çevirdiğinde gördükleri kadınların ısrarla dışlanıyor olmasına, bedenlerini örtmesine ve erkek egemenliğine başkaldıramamasına hayret ettiler. Bu kadınları kurtarmaya, onları Batılı hemcinsleriyle aynı seviyeye taşımaya yemin ettiler. Ancak bu projenin başarısı daha baştan kuşkuluydu. Zira içinde eskimiş sömürgeci söylemlerin, oryantalist yaklaşımların ve Müslüman kadınlar başta olmak üzere diğer kadılara yönelik mesihvari bir kurtarma imasının izlerini taşıyordu.

Bazı feministler ise kadınların tek tip homojen bir kitle olmadığını, sınıf, ırk ve etnik köken gibi farklı hiyerarşik yapı ve aidiyetlerin ürünü olduğunu kavrayabildi. Bu kesim şunu gördü ki uluslararası hâkimiyet ve halklar arası eşitsizlikten bağımsız olmayan bir küresel feminist hareket, farklı kültürlerin ayrımcılık sorununu çözemez ve hedeflenen eşitliği sağlayamaz.

Colombia Üniversitesi’nde antropolog olan Lila Abu-Lughod’a göre kadınlar tahakküm yapılarını farklı şekillerde tecrübe ediyor. Örneğin Lagos’un varoşlarında ya da herhangi bir Batılı başkentin ihmal edilmiş bir semtinde yaşayan siyahi bir kadın, ayrımcılık ve ötekileştirmeden kaynaklı daha ağır baskılarla baş etmek zorunda. Orta sınıf bir kadın ise -- beyaz ve siyahi olsun -- bunu aynı yoğunluk ve ölçüde yaşamayabilir. Benzer şekilde Riyad’ın yoksul bir mahallesinde yaşayan bir kadın, toplumsal ayrımcılığı bir iş kadınının yaşadığı şekilde yaşamaz.

Müslüman kadını kurtarmanın bir misyon olarak sahiplenilmesi – ki bu hem küresel feministler arasında hem Amerikan dış politika söyleminde yaygın bir durum – işleri daha da çetrefilleştiriyor ve ters tepiyor. Evet, dünya üzerindeki kadınlar genel bazı yapısal engeller ve kanun baskıları altında yaşar. Ama bu kadınların maruz kaldığı eşitsizlikler birbiriyle kıyaslanamaz. Örneğin Suudi Arabistan’da orta sınıf, çalışan bir kadın için araba kullanmak önemli olabilir ama yoksul bir kadın için asıl mesele direksiyona oturmak isteyip istemediği değil, o arabayı satın alabilecek paraya sahip olup olmadığıdır. Herkes için tek feminizm yanıltıcı bir yaklaşımdır ve başka bir yerden hazır hâlde ithal edildiyse ters teper.

Ana akım İslamcılığın içinde yer alan bir kesim ise dini metinleri yeniden yorumlayarak asıl İslam’a dönmek ve kadınları kendi yöntemiyle kurtarmak ister. Bu tarz İslamcılığın temsilcisi olarak Mısır’daki Müslüman Kardeşler, Tunus’taki El Nahda, ana akım Suudi İslamcılığı, Gazze’deki Hamas, Batı’daki İslamcılar ve Pakistan’daki Cemaat-i İslami sayılabilir. Bu gruplar faaliyetlerinde kadına belli bir alan açar.

Böylece Suudi Arabistan’da mesela kimi kadınlar, katı aşiret töreleri, kültürel normlar ve erkeklerin başka bağnazlıklarından kaynaklanan ayrımcılığa karşı İslamcıların bu kurtarma vaadine sığınır. Ancak onların eşitlik talebi küresel feminist söylem çerçevesinde değil, İslami çerçeve içindedir. Bu kadınlar, BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni reddeder. Çünkü bu sözleşmenin mutlak kadın-erkek eşitliği adı altında aileyi önemsizleştirdiğine inanır. İslamcı kadınlar mutlak eşitlik yerine toplumsal cinsiyet rollerini, anneliği ve kadının toplumdaki geleneksel konumunu gözeten tamamlayıcılık ilkesini benimser.

Bu kadınlar aynı zamanda ataerkil anlayışı içselleştiren erkek âlimlerin yorumladığı metinlere dayanarak kadını dışlayan dini yorumlara da karşı çıkar. İslamcı feminist hareketin ana özelliklerinden biri, adaletsizlikleri kültürel kodlara ve kabile toplumu normlarına yüklemesi ve İslam dinini bu anlamda sorumluluktan muaf tutmasıdır. Bu kadınlar toplumsal cinsiyet rollerinin iç içe geçmesine karşı çıkar, topluma kendi katkılarını yapmak için ayrı ama eşit bir alan ister. Buradaki nihai amaç aile ve toplumun muhafaza edilmesidir.

Bu kadınlar kendilerini sahihliğin temsilcisi ve geleneğin koruyucusu olarak görürler. Tanrı’nın erkeklere olduğu kadar kadınlara da hak ve sorumluluklar verdiğini Kuran’dan örneklerle kanıtlamaya çalışır, kadına ait bu özerk alanın toplum tarafından gasp edildiğine inanırlar. Onlar toplumda ayrık özgür kadınlar olarak değil, bir topluluğun içinde kendilerine, çocuklarına ve millete gelecek inşa eden kadınlar olarak yer almak ister.

Doğal olarak bu milletler inançlı olmalı ve onlara kadın olarak saygı göstermelidir. Bazısı araba kullanmak ister, bazısı istemez. Onlar için bundan daha önemlisi şeriatın öngördüğü şekilde veraset ve velayet haklarının toplum ve devlet tarafından tanınmasıdır. Onlar, erkeklerce sabote edildiğine inandıkları İslami hukuk çerçevesinde katkı ve haklarının tanınmasını ister, topluma ve milletin inşasına katılmak için kendilerine alan açılmasını talep eder.

Bu kadınlar, aynı zamanda çocuk büyütmek için izne ayrıldıklarında maaşlarını almaya devam etmek ister. Bazısının devlete bu yönde ilettiği talepler göz ardı edilir. Bu kesim ayrıca kadınlar için daha iyi bir eğitim altyapısı ve daha geniş çalışma olanakları ister. Buna kamu kurumları ve din polisindeki işler de dâhildir.

Peki, bu feminizm midir? Feminizmi nasıl tanımladığınıza bağlı. Zira bu hareket İslamcılığın kendisi kadar çeşitlidir. Bu tarz İslami feminizm ne gerici ne de ilericidir. O aslında derin ve dirençli bir soruna, yani Suudi Arabistan gibi ülkelerde kadının dışlanması ve ötekileştirilmesine çözüm bulma çabasıdır sadece.

Suudi Arabistan’daki Vahhabilik ve Suriye ile Irak’taki İslam Devleti (İD) gibi İslami akımlarda ise kadının dindarlığı milletin gerçek özünü koruduğunun simgesi olarak gözetilir. Kadınlar toplumda “doğal” konumlarında kalmalı, yani dindar milletin gelecek nesillerini yetiştirmeli. Kadınlar fıtratlarına uygun rolleri yerine getirirken yani çocukları büyütüp eğitirken erkeklerden ayrı olmalı.

Bu toplumlardaki kadınlar da “kadın fıtratına” uygun yeni iş olanakları talep edebilir ama bu işlerde ancak vasileri izin verirse çalışabilir. Bu dünya görüşünde kadınlar tüzel kişiliğe sahip değildir ve daima erkek akrabaların vesayetinde olmalıdır. Çalışma ve eğitim hayatları dahi bu vasilerin yetkisindedir. Suudi Arabistan’da bu düzen devlet eliyle dayatılır. Devlet değişime direnir ki krallığa meşruiyet sağlayan din adamlarının desteği sürsün. İnançlı kadınlar başka kadınları disipline etmek için istihdam edilebilir ama asla erkekler üzerinde yetki sahibi olamazlar. Kendi aralarında Kuran okuyabilir, iyilik vaaz edebilir ve aykırı kadınları gözetim altına tutabilirler.

Vahhabiler ile İD’in laik olsun, İslamcı olsun feminizmle uğraşacak vakti yok. Onlar “kadın meselesi” diye bir şeyin varlığını reddeder, bu konuyu Batı’nın inançlı Müslüman kadını yozlaştırmak için tezgâhladığı bir oyun olarak görür. Toplumsal cinsiyet rollerinin Allah tarafından belirlendiğine inanırlar ve bunların yer değiştirmesine özel alerji duyarlar. Bu nedenle erkeksi tarzda giyinen “boyat” dedikleri genç kızları ve Allah’ın fıtrat kanunlarını çiğneyen eşcinselleri rahat bırakmazlar.

Bu kesim aynı zamanda dört kadınla evlilik konusunda hiçbir kısıtlama kabul etmez. Bazen cinsel düşkünlükten ibaret olan çokeşlilik onlara göre Kuran’da caiz kılınmış ve dolayısıyla Allah’ın kelamıyla meşru kılınmıştır. Yine de kimi Müslüman âlimler, bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesine bazı koşullar getirerek çokeşliliği kısıtlamayı kabul eder. Ancak Vahhabiler ve onların Rakka’daki kafadarları mantığı, tarihsel koşulları ve içtihadı hiçe sayarak Kuran’ın lafzi yorumlarını uygular.

Neo-liberal feminist hareket dâhil bahsi geçen tüm akımlarda doğanın en asli simgesi olan kadın bedeni bir saplantı konusudur. Hepsi, kendi amaçları doğrultusunda bu bedeni sahiplenir ve ideolojilerini onun üzerine kazımaya çalışır.

Bir tarafta Yeni Çağ’ın dişil tüketimiyle saplantı hâline gelen bakımlı, parfümlü ve bazen de androjen kadın bedeni; diğer tarafta ise örtülü, gizlenen Müslüman kadın bedeni var. Kimlikler bedenlere kazınıyor, ister örtülü ister örtüsüz olsun. Son dönemlerde ortaya çıkan Femen tarzı feministlik bedeni ifşa ederek mesaj vermek istiyor. İslami feministler ise bedeni erkeğin gözünden, özellikle de av peşinde olan kötü niyetli yabancıların gözünden tümüyle gizlemek istiyor.

Kuşkusuz ki bugün imaj devrinde yaşıyoruz, dolayısıyla kimlikler görsel imgelere de yerleşiyor. Çağdaş özgür kadın, özgürlüğünü ve statüsünü lüks markalı kocaman bir çantayla, rahatsız ama hoş görünen yüksek topuklu ayakkabılarla, göz alıcı mini etekle göstermek zorunda. İnançlı ve adanmış Müslüman kadın ise tehlikelerle dolu kamusal alana girerken tepeden tırnağa sade İslami giysilerle örtünmeli. Son moda İslami kıyafetler satan özel mağazalar da artık mevcut. Bu İslamcı tüketim sektörünün en gelişkin pazarlarından biri Türkiye’dedir. Ülkenin eğitimli, çalışan ve şıklığa önem veren İslamcı kadınlarına yeni tarz ve renklerde kıyafetler üretilmektedir. Türkiye cumhurbaşkanın eşi Emine Erdoğan da bu tarzın bir örneğidir.

Suudi Arabistan’da yaygın olan aşırı İslamcılık ise kamusal alandaki İslami kıyafetlerin homojen olmasında ısrar eder. Dolayısıyla burada tek bir tarz vardır: kara çarşaf ve peçe. Afganistan’da ise artık herkesin tanıdığı mavi burka var. Bu iki kıyafet de kimliği gizliyor ama ters bir mantıkla da onu ifşa ediyor. Silueti, kıvrımları, hatta el ve ayak parmaklarını gizleyen örtü bedenin her türlü cinselliğini ortadan kaldırıyor. Kadınları siyah ve mavi gölgelere dönüştürüyor.

Suudi Arabistan’ın, İD’in ve Taliban’ın radikal toplumsal cinsiyet anlayışı İslamcılığın içinde uç bir noktayı temsil eder. Ancak yine de güçlü ve yayılmacıdır, bilhassa da rejim tarafından desteklenip dayatılan Suudi versiyonu… Bu anlayış feminizmle asla uzlaştırılamaz.

Başka ülkelerdeki ana akım İslamcılar ise — Kuzey Afrika, Endonezya ve Asya’nın başka bölgeleri dâhil – İslami yorumları esnetmeyi ve değişimi mümkün kılmayı başarıyor.

Bu İslamcılık türlerinin kadınları ekonomi, siyaset, eğitim, medya alanlarında ve diğer toplumsal alanlarda yerini aldı. Onların İslamcılığı şehirli, eğitimli ve çalışan kadınlara hitap ediyor ve bu kadınlar, söz konusu programları benimseyip kendilerine sağlanan alanda kişisel projelerini gerçekleştiriyor. Bu anlayış, herkes için tek tip feminizm şeklindeki agresif yaklaşıma alternatif sunuyor. Feminizmin bu türü, İslam’daki kadın sorununu kabul ettirme ve şu an hassas bir kültürel konu olan kadının özgürleşmesi yolunda ileri bir adım sayılabilir.

Bu değerlendirme laik feministleri dehşete düşürecektir ama Batılı güçlerin yayılmacılığına bağlı olarak feminizmin toptan reddedildiği yerlerde İslamcı feminizmin gelişmesine imkân verilmeli. Şunu görmek gerekir ki toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi bazı mevzular, tek tip vizyonla veya tek tip çözüm önerileriyle ele alınamayacak kadar çetrefillidir. Hele de bu öneriler tankların ve savaş uçaklarının geldiği rotalardan geliyorsa…

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: women and islam, women, west, wahhabism, saudi arabia, islamism, is, feminism

Madawi Al-Rasheed, Al-Monitor’un köşe yazarlarından olup London School of Economics and Political Science’a bağlı Ortadoğu Merkezi’nde konuk öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Rasheed, Arap Yarımadası, Arap göç hareketleri, küreselleşme, ulus ötesi dini akımlar ve toplumsal cinsiyet konularında bir dizi eserin sahibidir. Twitter hesabı: @MadawiDr

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept