Ana içeriğe atla

Enflasyon kontrolden çıktı, yüzde 20'ye gidiyor

Erdoğan’ın en büyük kan kaybı, enflasyonun kontrol dışına çıkmasından ileri geliyor ve önümüzdeki günlerde de bu konuda yapabileceği pek bir şey görünmüyor. 
Chris McGrath/Getty Images

Hükümetin yüzde 5 resmi hedefine karşılık tüketici enflasyonu sürekli tırmanışta ve haziranda yıllığı yüzde 17,5'u aştı.

Tüketici enflasyonunun (TÜFE) temmuz ayında ise yüzde 19'u bulacağına ilişkin çok belirti var. 1 Temmuz'da elektrik ve doğal gaz fiyatlarına yapılan zamlar kendi başına genelde 1 puan kadar enflasyon üretecek. Enerjiyi zamlı kullanan sektörlerde de fiyat artışları kaçınılmaz olacak. 

Tüketici enflasyonu, yıllığı yüzde 43'e yaklaşan sanayici fiyatlarının (Yİ-ÜFE) ağır basıncı altında. Sanayiciler, özellikle dövizdeki yükseliş ile birlikte maliyetleri tırmandığı için fiyatlarını hızla artırmak zorunda kaldılar ve sadece haziran ayında 4 puan tırmanış oldu. 

Sanayici fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki makas hızla açıldı ve 25 puanı aştı. Bu da tüketici fiyatlarının önümüzdeki aylarda yüzde 20 basamağına tırmanmasının çok muhtemel olması demek.

Enflasyonda yüzde 20 basamağı, yüzde 19'daki Merkez Bankası politika faizlerinin anlamsızlaşması da demek aynı zamanda. Faiz indirmek için fırsat kollayan iktidar, bu enflasyon karşısında adım atamıyor. Tersine, enflasyonu kontrol etmek için faiz artırımına gitmek zorunluluğu artıyor. Ama onu da yapamıyor ve etkisiz iktidar olarak bocalıyor.

Ne var ki artan fiyatlar, işsizlik ve düşen reel gelir bunalmış kitlelerin Erdoğan iktidarına olan tepkisini büyütüyor ve Erdoğan’ın en büyük kan kaybı, enflasyonun kontrol dışına çıkmasından ileri geliyor. Önümüzdeki günlerde de bu konuda yapabileceği pek bir şey görünmüyor. 

Türkiye normallerinde haziran ayı yılın en düşük enflasyonunun gerçekleştiği aylardan biriyken normalden uzak bir yılda haziran enflasyonu rekorlar kırdı. Her ne kadar pandemi ile ilgili kapanma kararlarının ardından haziranda ekonominin açılması, hizmet sektörlerinin devreye girmesi gibi fiyatları yenilemek zorunda bırakan etkenlerden söz edilse de bunlar gerçeği açıklayıcı unsurlar değil. Bu sütunda birçok kez ifade edildiği gibi enflasyona yol açan dinamikler kemikleşiyor ve enflasyonda yön, hep yukarı doğru. 

Öncelikle ithalata bağımlılığı yüksek Türkiye ekonomisi, petrol başta olmak üzere dünya emtia fiyatlarındaki hızlı artışlar ve tedarik sorunlarından olumsuz etkileniyor. Döviz kurlarındaki her artış önce sanayici ya da üretici fiyatlarına, oradan da kırılarak gecikmeli de olsa tüketici fiyatlarına yansıyor ve uzun süredir yaşanan belirsizlik iklimi bu süreci besliyor. 

Bu belirsizlik ikliminin Erdoğan’ın inşa ettiği cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile yakın ilişkisi var. Üçüncü yılını geride bırakan bu “tek adam” sistemi, özellikle dış finans yatırımcılarına güven vermedi ve belirsizliği tırmandırdı. Belirsizlik ve güvensizlik, Türkiye’nin risk primini (CDS) zaman zaman 500 puanlara kadar çıkardı. Türkiye’nin risk primi genelde 400 dolayında seyrederek ve en yakın emsal ülkenin bile üç kat üstünde gerçekleşti. Bu kadar ayrışma, yabancı kaynak girişinin azalması, hatta çıkışların artması ve beraberinde döviz arzının daralması ile döviz fiyatlarının hızla yükselmesini getirdi. 

Son üç yıldır yönü hep yukarı doğru olan döviz fiyatları, üç yılın toplamında müthiş bir artış gösterdi. Sadece ABD dolarını ele alırsak, dolar fiyatı üç yılda 5,8 TL’den 8,6 TL’ye çıkarak yüzde 86’ya yakın arttı. Dolardaki bu artışın üretici ya da sanayicinin ürettiği malların fiyatlarına yansımaması düşünülemez. Nitekim yine bu üç yılda üretici fiyatlarındaki artış yüzde 90’a yaklaştı. Sadece 2020 haziranı ile 2021 haziranı arasındaki artış yüzde 43’e yakın. 

Döviz kurundaki tırmanışın üretici fiyatlarına etkisi çok daha doğrudan ve fiyatlar hemen etkileniyor. Ama etkilenme tüketici fiyatlarına daha gecikmeli ve kırılarak yansıyor. Nitekim, analiz konusu üç yıllık cumhurbaşkanlığı sistemi döneminde üretici fiyatları yüzde 90’a yakın artarken tüketici fiyatlarında artış yüzde 53’e yakın gerçekleşti. Son bir yılda üretici fiyat artışı yüzde 43 iken TÜFE yüzde 17,5 ve arada 25,5 puanlık bir fark var. 

Normal koşullarda ÜFE’deki her 10 puan artışın TÜFE’yi 4-5 puan tırmandırması beklenir. Geçmişe ait istatistiklerden böyle bir geçişkenlik ilişkisi gözlenir. Pandemi döneminde petrol fiyatlarındaki artış, Eşel Mobil Sistemi ile TÜFE’ye tam yansıtılmadı. Dünya fiyatlarındaki dalgalanma ve dövizdeki artışın olduğu gibi enerji fiyatlarına yansımaması için bu ürünlerden alınan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) azaltıldı. Örneğin Erdoğan 5 Temmuz’da yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: “Mazotta 2 lira, benzinde 2,5 lira ÖTV almamız gerekirken, mazotta 71 kuruş, benzinde 83 kuruş ÖTV alıyoruz.”

Akaryakıta konulan bu tampon, sanayi fiyatlarından tüketiciye geçişkenliği iyimser bir tahminle 6 puan geriletmiş olabilir. Bu bile 37 puanlık ÜFE artışının TÜFE’ye 9-10 puanlık bir geçiş potansiyeli olduğunu gösteriyor. Bir başka ifade ile dünya emtia fiyatları ve Türkiye’de döviz kurlarında önemli bir gerileme olmaz ise sırf bu geçişkenlik ile TÜFE’nin önümüzdeki aylarda yüzde 20’lerin üzerine gidebileceği rahatlıkla söylenebilir.

Tüm bu faktörler ortadayken, para politikası açısından Merkez Bankası’nın faiz indirimini değil, gerekirse faiz artırımını gündeme alması gerekiyor. Ancak Merkez Bankası’ndan gerekirse ilave parasal sıkılaştırma ile ilgili bir açıklama gelmiyor. Tam tersine Merkez Bankası’ndan gelen mesaj, enflasyonun yılın son çeyreğinde inişe geçeceği ve enflasyonun yüzde 12’lere gerileyebileceği yönünde.

Enflasyona önemli bir olumsuz dış rüzgâr ise Fed cephesinden. Fed haziran ayı toplantısında tahvil alımını azaltmayı konuştuğunu açıklamıştı. Küresel piyasalar bu haberle biraz dalgalandı, dolar güçlendi fakat genel risk iştahında fazla bir değişim olmadı. ABD’de istihdam piyasasının önümüzdeki aylarda, özellikle eylül sonrası çok daha güçlenmesi bekleniyor. İş ilanları birçok sektörde artmasına rağmen, iş arayanların pek artmadığı, yani işgücüne katılımın henüz yükselmediği bildiriliyor. Eylül ayı ile beraber pandemiye özgü işsizlik ödeneklerinin azalması ve ücretlerdeki göreli yükselişin hem işgücüne katılımı hem istihdamı artırması bekleniyor. Bunun da ABD’de işsizliği tekrar yüzde 4’lere çekmesi umuluyor. ABD’de enflasyon umulduğu tempoda yükselişte. Fed’in temmuz ayı toplantısında tahvil alımını düşürmeye ilişkin net bir sinyal vermesi ve eylül ya da ekim ayında da azaltmaya başlaması bekleniyor. Bütün bunlar, Türkiye’ye sermaye girişini olumsuz etkileyecek sinyaller. Daha az sermaye girişi, daha yüksek döviz fiyatı ve enflasyona olumsuz rüzgâr demek. 

Ağustos ve eylül ayları ülkemizde hem enflasyonun yükselmesi hem de Fed’in sıkılaştırma yönünde ilk adımları atması açısından dalgalı geçmeye aday. Yüksek enflasyon, Erdoğan rejimini de ciddi ölçüde sarsıyor. Hayat pahalılığı gündemde ilk sırada ve kolay kolay ineceğe benzemiyor.

More from Mustafa Sonmez