Ana içeriğe atla

Biden yönetimi: Suriye petrolünü Rusya’yla pazarlık konusu yapmıyoruz

Biden yönetimi Suriye petrolünün ABD’nin değil Suriye halkının olduğunu söylüyor.
International humanitarian aid trucks cross into Syria's northwestern Idlib province through the Bab al-Hawa border crossing with Turkey, on Sept. 7, 2020.

ABD’li Delta Crescent Energy şirketinin Kürt kontrolündeki kuzeydoğu Suriye’de petrol çıkarma ve pazarlama iznini uzatmayan Joe Biden yönetimi, bu kararın, Suriye’ye yönelik insani yardım koridorlarını açık tutma konusunda Rusya’yı ikna etme çabalarıyla ilintili olduğu iddialarını reddediyor.

Kuzeydoğu Suriye’deki petrolü “tutma” ve “emniyete alma” gerekçesiyle bölgede bir miktar asker tutacağını söyleyen Donald Trump yönetimi, Delta Crescent Energy’ye de Suriye’ye uygulanan yaptırımlardan muafiyet tanımıştı. Bir yıllık süresi mayısta dolan muafiyetin uzatılmadığını dünya basınında ilk kez Al-Monitor duyurmuştu

Biden yönetimi kuzeydoğu Suriye’deki ABD varlığını “petrol için değil, halk için” sürdürdüğünü söylüyor. ABD’nin Suriye’ye uyguladığı ağır yaptırımlar, 2017 tarihli Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) ve bundan kaynaklı yetkiler, 14 Ekim 2019 tarihli 13894 sayılı başkanlık kararı ve 2019 tarihli Sezar Yasası gibi Esad rejimi ile destekçilerini hedef alan düzenlemelere dayanıyor. 

Bazı iddialara göre şirketin izninin iptal edilmesinin altında Rusya’yı insani yardımlar konusunda yumuşatma amacı yatıyor. Zira isyancıların kontrol ettiği kuzeybatı Suriye’ye Türkiye’den Baba El Hava Sınır Kapısı (Cilvegözü) üzerinden yardım girişini sağlayan BM Güvenlik Konseyi kararının süresi 10 Temmuz’da doluyor. Rusya veto yetkisini kullanarak Suriye’ye yardımların girebildiği bu son sınır kapısını da kapatmakla tehdit ediyor. Beşar Esad yönetiminin otoritesini tam anlamıyla yeniden sağlaması için çabalayan Rusya, tüm insani yardımların Şam üzerinden yapılmasını talep ediyor.

Biden yönetiminden üst düzey yetkililer pazarlık iddialarını reddediyor. Yetkililere göre kuzeydoğu Suriye’deki ABD varlığı, İslam Devleti’ni (İD) kalıcı olarak bertaraf etmek amacıyla korunacak. ABD önderliğindeki koalisyon ve müttefiki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) İD’in toprak kontrolünü 2019’da sonlandırmış olsa da örgütün canlanma çabaları devam ediyor.

Kimliğinin saklı kalmasını isteyen üst düzey bir yetkili Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Delta Crescent’in iznini yenilememe kararının Ruslarla hiçbir ilgisi yoktu. Karar, izin başvurusuna göre ve Biden yönetiminin politikaları doğrultusunda haftalar önce verildi. Sizi şu konuda temin edebilirim ki kuzeydoğu Suriye’deki askeri varlığımız tümüyle İD’le mücadeleye odaklı.”

ABD güçlerinin bölgede bulunmasının başka hiçbir sebebi olmadığını vurgulayan yetkili, “Askerler petrolün korunması, petrol kaynaklarından istifade edilmesi için orada değildir. Suriye’nin petrolü Suriye halkına aittir. Biz bu kaynakların ne sahibiyiz ne de bunları kontrol ediyor veya yönetiyoruz. Bu yönde bir isteğimiz de yok” dedi.

Philadelphia merkezli Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nün araştırma direktörü Aaron Stein “ABD’nin petrol sahalarını pazarlık konusu edebileceği fikri bana göre saçma sapan bir şey” diyor. 

Petrol sahalarını hâlihazırda SDG koruyor, külüstür tesisler ise SDG’nin sivil uzantısının yönetiminde. Yine de rejim buralara saldırırsa ABD güçlerinin devreye girmesi muhtemel. Esad yanlısı güçler ve Rus paralı askerleri Şubat 2018’de Deyrizor’daki petrol sahalarını ele geçirmeye kalkıştığında böyle olmuştu.

Yardım konusuna gelince Amerikalı yetkili şöyle konuştu: “BM Güvenlik Konseyi’nce onaylanan temel sınır ötesi erişim dâhil Suriye halkına insani erişimin genişletilmesini destekliyoruz. İç tartışmalardan bahsetmeyeceğiz ama şunu netleştirmek isterim ki insani erişim pazarlık konusu edeceğimiz bir şey değil. İnsani yardım tüm Suriye halkının ihtiyacı ve hakkıdır. Buna hem [hükümet ile muhalefet kontrolündeki bölgeleri ayıran] hatlar arasında hem de sınır kapıları üzerinden yardım sağlanması dâhil. Olabildiğince geniş bir erişim için bastıracağız.”

Bab El Hava’nın açık tutulmasına yönelik resmi görüşmeler önümüzdeki hafta başlayacak. BM bu sınır kapısından her ay 1000 kamyon gıda, tıbbi malzeme ve başka insani yardımlar ulaştırarak yardıma muhtaç 4 milyon insanın yüzde 85’inin ihtiyaçlarını karşılıyor. Yardımların sürmesi herkesin menfaatine olduğu için görüşmelerden çıkması beklenen en muhtemel sonuç, Rusya’nın veto yetkisini kullanmaması ve İdlib’e geçiş sağlayan Bab El Hava kapısının açık kalması. 

Stein’ın öngörüsü de uzlaşma sağlanacağı yönünde. Bunun Rusya’nın da işine geleceğini düşünen uzman şöyle konuştu: “BM’nin çalışmaları durursa Suriyelileri beslemek Ruslara kalır. Ama veto yetkilerini kullanırlarsa Biden ekibi sıkıntıya düşer. Rusya’ya güvenmediklerini biliyorum ancak Rusya’nın bu konuda biraz iyi niyet göstermesine ihtiyaçları var. Yoksa Suriye politikası fazlasıyla zorlaşır ve yeniden yaptırımlara indirgenir. Ruslar burada fişi çekerse Moskova’yla ciddi, yapıcı bir diyalog yürütmek de zorlaşır.”

Görüşmelere vakıf bir kaynağa göre Biden yönetimi Ruslarla temaslarında yardımların Şam’dan diğer bölgelere gitmesi ve sınır kapılarından girmesi dâhil “her türlü yardım şekline” destek verdiğini açıkça ortaya koydu. Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “Washington Ruslara geçişlerin dağıtım için gerekli olduğunu anlatırken COVID-19 yardımlarına ve aşılara odaklanıyor. ABD Rusya’yla Suriye konusundaki temaslarını şu an bu kapsamla sınırlı tutuyor. Birinci öncelik yardım geçişleri.” 

Yardımların Şam üzerinden diğer bölgelere ulaştırılması konusunda Rusların “takıntılı” olduğunu belirten kaynak, ABD’nin buna karşı olmadığını, “tüm kanalları” desteklediğini ancak Şam üzerinden yardım dağıtımının sınır kapılarından yardım girişini ortadan kaldıramayacağını vurguladı.

Her hâlükârda Rusya’nın, Irak ve Ürdün sınırlarındaki iki kapının daha açılması talebini kabul etmeyeceği aşağı yukarı kesin. Türkiye ise kuzeybatı Suriye’yle ikinci bir sınır kapısının, Bab El Selam’ın (Öncüpınar) açılmasını istiyor. Tüm bu sınır kapıları, Rusya ve Çin’in ilgili Güvenlik Konseyi kararlarını tek tek veto etmesiyle kapanmıştı. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Amerikan İlerleme Merkezi’nin ulusal güvenlik ve uluslararası politika direktörü Max Hoffman’a göre “Moskova yardımları bir savaş silahı olarak görüyor. Rusya, rejim üzerinden Suriye’deki nüfuzunu pekiştirmek, Türkiye’nin NATO müttefikleri ile arasını açmak ve genel bir engelleyici yaklaşımla müzakere gücünü arttırmak gibi siyasi amaçlar güderken insani kaygıları tamamen bu siyasi amaçlara tabi kıldı.” 

Suriyeli mülteciler konusunda yeni bir raporun yazarlarından biri olan Hoffman, Al-Monitor’a e-mail ile gönderdiği değerlendirmesini şöyle sürdürüyor: “Moskova, BM yardım mekanizmasını ve bununla bağlantılı çatışma önleyici kanalları da bu amaçlara ulaşmanın, Esad’ın gücünü artırmanın, Türkiye’ye ağır baskı uygulamanın aracı olarak görüyor. Kuzeybatı Suriye’de üç milyona yakın çaresiz insan sınır ötesi yardımlara bel bağlıyor. Bu yardımlar sona ererse kuzeybatıdaki fiili otorite olarak Türkiye’nin ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının yükü artacak, ayrıca daha fazla sayıda insan Türkiye’ye geçmeye çalışacak. Rusya bu ihtimali, İdlib’te askeri baskıyı artırma tehdidiyle birlikte Türkiye’nin üzerinde kılıç gibi sallandırıyor.”

More from Amberin Zaman