Ana içeriğe atla

Bombalı araçlar kuzey Suriye’ye nasıl giriyor?

Suriye’de Türkiye’nin nüfuz bölgesinde meydana gelen bombalı araç saldırıları, kaosun hüküm sürdüğü otomobil piyasasını, ruhsatsız ve ofissiz çalışan araba satıcılarını gündeme getiriyor.
Destroyed vehicles are seen at the scene of a car bomb in the Turkish-controlled town of al-Bab in the north of Syria's Aleppo province on November 24, 2020. - The explosion, which targeted a police station on the outskirts of the town, killed a police chief from another station, two policemen and two civilians, the Britain-based Syrian Observatory for Human Rights reported. (Photo by Bakr ALKASEM / AFP) (Photo by BAKR ALKASEM/AFP via Getty Images)

HALEP, Suriye — Suriye’deki tüm kentlerin güvensiz olduğu söylenebilir ancak Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kontrolünde olan Halep’in kuzey ve doğu kırsalı, Rakka vilayetinin kuzeyi ve Haseke vilayetinin kuzeybatı kırsalındaki bazı bölgeler görece güvenli sayılır. Halep’in batı kırsalı ve İdlib’den farklı olarak rejim ve müttefikleri buralarda bombardımanlar, saldırılar düzenlemiyor. Ancak görece en güvenlisi her zaman güvenli olmak anlamına gelmiyor. Kuzey Suriye, bombalı araçların tehdidi altında.

ÖSO kontrolündeki bölgeler, Türkiye’nin 24 Ağustos 2016’da başlattığı Fırat Kalkanı Harekâtı ve ÖSO’nun 2017’nin sonunda Milli Ordu’yu kurmasıyla daha güvenli hâle geldi. Ocak 2018’deki Zeytin Dalı Harekâtı ile güvenlik biraz daha arttı. Ancak Türkiye Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekâtı’nı ilan eder etmez kalabalık mahalleleri, halk pazarlarını, tanınmış askeri ve devrimci isimleri hedef alan patlamalar silsilesi başladı. 

İlk bombalı saldırılar, Rakka kırsalındaki Suluk kasabasında, Türk ordusunun kasabayı ele geçirmesinden 10 gün sonra yaşandı. 23 Ekim 2019’da infilak eden bomba yüklü araç sekiz kişinin ölümüne, yaralanmalara ve büyük maddi hasara neden oldu. 16 Kasım 2019’da El Bab kentinde meydana gelen en kanlı saldırıda ise 15 sivil hayatını kaybetti, 30’dan fazlası da yaralandı. Saldırıları hiçbir örgüt üstlenmedi.

Son olarak 31 Ocak’ta Azez ve El Bab’da patlatılan iki bombalı araç en az 12 kişinin ölümüne neden oldu. Bir gün önce ise Afrin’deki patlamada dördü çocuk olmak üzere sekiz sivil hayatını kaybetti.

Bu tip saldırılarda kullanılan araçlar pek çok zaman Türk kontrolündeki bölgelerin dışından getiriliyor. Bombalı araçlar genelde sokakta veya bir çarşının ortasında yahut da ÖSO merkezlerinin yakınına bırakılıyor ve uzaktan kumandayla patlatılıyor. Kimi saldırıları ise intihar eylemcileri gerçekleştiriyor.

Bu araçlar Türk kontrolündeki bölgelere girerken bir şekilde kontrol noktalarından geçebiliyor. Bazı arabalar ise kaçakçılık yolları olarak bilinen kır yollarını kullanıyor. ÖSO gruplarının bu yolları denetlemesi zor. Kaldı ki kolayca yeni güzergâhlar bulunabiliyor.

Halep’in kuzey ve doğu kırsalında araba alım satımı yapan Ahmed Şeyh Ali, sektöre dair Al-Monitor’a şu bilgileri verdi: “Yıllardır araba ticaretiyle uğraşıyorum. Bu işi, kolay olduğu için ve fazla sermaye gerektirmediği için seçtim. Ayrıca ofis kiralamak, yardımcı tutmak gibi başka işlerin gerektirdiği ilave masraflar olmaksızın iyi bir kazanç getiriyor. Bugünlerde internet üzerinden alım satım yapıyorum. Çoğunlukla araç satıcılarının oluşturduğu WhatsApp ve Facebook grupları üzerinden... Herkese açık olan bazı gruplarda bölgede yaşayan insanlar da satış ilanları verebiliyor. Satışların çoğu bu şekilde yapılıyor.”

Ali şöyle devam etti: “Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolünde olan Menbiç’ten veya İdlib kentinden de sıkça araç alırız. Fiyatta anlaştıktan sonra parayı transfer ediyoruz, sonra araç buraya getiriliyor. Araç gelene kadar bir vatandaşla veya bir şirketle satış için anlaşmış oluyoruz. Her hâlükârda arabayı kontrolden geçirmiyoruz, hatta bazı durumlarda görmüyoruz bile. Bizim işimiz aracılıkla sınırlı. Arabada patlayıcı olup olmadığını bilmemiz mümkün değil.”

Türk kontrolündeki bölgelerin idari işlerini Türkiye’nin Gaziantep ve Urfa illerine bağlı yerel konseyler yürütüyor. Güvenlik ise Türkiye’nin denetiminde olan polis güçlerince sağlanıyor. Bombalı araçların önüne geçmek için atılan bazı adımlar var. Örneğin tüm araçların yerel konseylerce tescil edilmesi şartı getirildi. Ayrıca polisin yakaladığı bazı SDG hücreleri, yollara ve çarşılara patlayıcı yerleştirmeyi planladıklarını itiraf ettiler. 

Ne var ki bu tür önlemler patlamaları, bombalı araçları durdurmaya yetmiyor. Yerel konseyler, otomobil ticaretiyle uğraşanları ruhsat alıp ofis kaydı yaptırmaya zorlamadıkça araba piyasasında kargaşa hüküm sürecek. İnsanların Menbiç ve İdlib gibi başka bölgelerden araç getirebildiği bir ortamda piyasa kontrol edilebilir olmaktan uzak. 

Azez’deki yerel konseyin başkanı Muhammed Kanu Al-Monitor’a şu bilgileri verdi: “Bölgedeki yerel konseyler, şehirlerin güvenliğini sağlamak için [2019’da] tüm araçların tesciline yönelik kararname yayınlamıştı. Bazı araba satıcıları da bizde kayıtlı. Ancak pek çok satıcı bu işi resmi bir ofis açmadan yapıyor, bu da piyasanın denetimini zorlaştırıyor. Herkes başka bölgelerden araç alabiliyor. Güvenlik birimlerinin önemi burada. Onlar ÖSO kontrolündeki bölgelere giren tüm araçları kontrol ediyor, ayrıca şehir girişlerinde 24 saat nöbet tutarak kaçak giriş yapan ruhsatsız araçları durduruyorlar.”

Bölgede araç alım satımıyla uğraşanların sayısı veya ortalama kaç araç satıldığı bilinmiyor. 

Medya aktivisti Mahmud Raslan’a göre yerel konseyler satıcıları ruhsat almaya zorlamıyor çünkü aksi halde bu tür kuralları başka mesleklere de uygulamaları gerekecek. Bu da zaten yoksul olan halkın sırtına yeni masraflar yükleyecek.

Raslan Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Bölgede çok fazla araba satıcısı var ve bunların çoğu ofis açmadan [internet üzerinden] çalışıyor. Bazılarının izini bulmak bile imkânsız. Ayrıca, başka bölgelerden araç getirirken kır yollarını kullananlar var. Bunu, işleri hızlandırmak, kontrollere takılmamak ve geçiş ücreti ödememek için yapıyorlar. Türk nüfuz bölgesi ile SDG-kontrolündeki bölgeyi ayıran sınır oldukça uzun ve bu da sınır kontrolünü imkânsız kılıyor. Araba satıcılarının çoğu, araziyi avucunun içi gibi bilen ve onlara yol gösteren yerlilerle çalışıyor.”

Suriye İnsan Hakları Ağı’nın verilerine göre Suriye’de Mart 2011’den bu yana bin 683’ü çocuk ve bin 126’sı kadın olmak üzere en az 9 bin 967 kişi uzaktan kumandalı bombalı saldırılar veya intihar eylemlerinde hayatını kaybetti. 2019-2020 döneminde ayrıca bin 186 sivil ölüm kaydedildi.

More from Mohammed Hardan

Recommended Articles