Ana içeriğe atla

Mescid-i Aksa olayları ve İsrail’deki İslami Hareket

İsrail’deki İslami Hareket’in üssü sayılan Ümmül Fehm’den gelen kişilerin Harem-i Şerif’te iki İsrailli polisi öldürmesiyle patlak veren kanlı olaylar İslami Hareket’i şimdilik geri planda durmaya itse de hareket bu olaylardan güçlenerek çıktı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Palestinians take part in a protest against Israel's new security measures at the entrance to the al-Aqsa mosque compound, in Gaza City July 21, 2017. REUTERS/Mohammed Salem - RTX3CDUH

İslam’ın üçüncü en kutsal mekânı Mescid-i Aksa etrafında haftalarca süren gösteriler mabetle ilgili çeşitli aktörleri de etkiledi. Bunlardan biri olan İsrail’deki İslami Hareket Mescid-i Aksa ile her zaman ilgilendi, caminin korunmasını savundu. Hareketin en tanınmış ismi ve lideri olan Raid Salah, İsrail’in Mescid-i Aksa’daki uygulamalarını yüksek perdeden eleştiriyor, camiye sahip çıkılması için takipçilerine sürekli çağrıda bulunuyordu. İsrail makamları Salah’ı defalarca tutukladı ve Kudüs’e girişini yasakladı. Salah ve yardımcısı Kemal Huri son olarak 11 Temmuz’da sorgulanmak üzere gözaltına alındılar.

Salah’ın 1989, 1993 ve 1997’de üç kez belediye başkanı seçildiği Ümmül Fehm kenti son günlerde medyanın ilgi odağı. Bunun nedeni, 14 Temmuz’da El Aksa’nın bulunduğu bölge olan Harem-i Şerif’te iki İsrailli polisi vuran üç Filistinlinin bu kentten olması. Al-Monitor, İsrail’deki bu kenti ve İslami Hareketi yakından bilen kişilerle görüştü. Anlatılanlara göre halk, Cabarin ailesinden gelen üç genç adam konusunda bölünmüş durumda.

Hayfa Üniversitesi’nde Filistin tarihi dalında öğretim üyesi olan Muhammed Yazbek, İsrail’in suçlamalarından sakınan İslami Hareket’in saldırıdan bu yana fazla göze batmamaya çalıştığını söyledi. Buna rağmen en az üç İsrailli bakan Salah’ın tutuklanmasını istedi.

Yazbek’e göre El Aksa’daki olaylar İslami Hareket’e ve bilhassa hareketin kuzey kolu lideri olan Salah’a büyük itibar kazandırdı: “Beğenelim veya beğenmeyelim Salah bugün İsrail’deki İslami Hareket’in tartışılmaz, son derece muteber lideridir.”

Yazbek, El Aksa’daki olaylarda dini liderlerin genel olarak siyasi liderlerin önüne geçtiğini düşünüyor: “El Aksa gösterilerine destek veren Hristiyan Piskopos Atallah Hanna bile fazlasıyla itibar ve görünürlük kazandı. Öte yandan siyasi liderlerin neredeyse tamamı arka planda kaldı.”

İslami Hareket’in İsrail hükümetiyle ilişkileri inişli çıkışlı bir tarihe sahip. Hareket 1996 Knesset seçimlerine girip girmeme tartışması yüzünden bu seçimlerin arifesinde bölünmüştü. İsrail hükümeti kasım 2015’te hareketin kuzey kolunu ve onunla bağlantılı 17 örgüt ve yardım kuruluşunu yasakladı. İsrail makamlarına göre kuzey kolunun Hamas’la bağlantılı olduğuna dair “önemli miktarda kanıt” mevcuttu ve iki grup “gizli iş birliği” içindeydi.

Georgia Teknoloji Enstitüsü Sam Nunn Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim üyesi olan Lawrence Rubin, İslami Hareket’i ve onu pragmatik bir çizgiye oturtmaya çalışan kurucusu Şeyh Abdulla Nimr Derviş’i inceleyen isimlerden biri.

1971’de kurulan İslami Hareket’in 1928’de Mısır’ın İsmailiye kasabasında kurulan Müslüman Kardeşler’le resmi herhangi bir bağı yoktu ancak ideolojisi ve felsefesi pek çok açıdan Müslüman Kardeşler’in ideolojisini yansıtıyordu.

Rubin hareketteki çatlama anını şöyle anlatıyor: “1990’ların ortalarında hareket içindeki sertlik yanlısı bir grup, çoğunluğun İsrail parlamenter seçimlerine katılma kararını kabul etmeyince hareket bölündü. Şeyh Raid Salah’ın önderlik ettiği ve daha sonra Kuzey Kolu diye anılmaya başlayan bu grup, İsrail’e ait ulusal bir kurumda yer alarak bu devlete meşruiyet kazandırmayacağını söylüyordu.”

Batı Celile Üniversitesi’nde Yahudi ve İslami köktendincilik konularında uzman olan sosyolog ve antropolog Nuhad Ali, İsrail’de solcu bir yayın olan +972 sitesinde bölünmenin gerekçelerini anlatırken Salah grubunun Derviş’in vizyonuna şiddetle karşı çıktığını vurguluyor. Ali’ye göre Salah Knesset’te yer almanın “hareketi ileriye taşımayacağını, aksine onu felç edeceğini” savunuyordu. Salah “Müslüman vekiller İsrail parlamentosunda yer alamaz. Bu onların kendini ‘Yahudi’ diye tanımlayan bir devlete bağlılık yemini etmelerini gerektirir.” diyordu.

Ali’ye göre Salah’ın Ümmül Fehm’de ilk seçim zaferini kazanması, 1990’ların başında barış sürecinin başlaması ve akabinde Oslo anlaşmalarının imzalanması İslami Hareket’in bazı kadrolarını ulusal düzeyde çalışmaya itmişti. Buna göre “1992 seçimleri öncesinde hareketin kurucu lideri Şeyh Derviş ve destekçileri, hareketin yerel seçimlerle yetinmemesini, ulusal seçimlere de katılmasını ve bir İsrail-Filistin barış anlaşmasına destek vermesini istiyorlardı.”

Yazbek, hareketin güney kolunun Mescid-i Aksa’daki son olaylardan ve bunların kuzey koluna olumlu yansımasından etkilenmeyeceğini düşünüyor. Güney kolunun çok daha ılımlı olduğunu belirten Yazbek’e göre “Knesset’te vekilleri olan güney kolu bir hayli pragmatiktir ve birçok açıdan Tunus’taki ılımlı İslamcılara benzer.”

İslami Hareket son haftalarda geri planda durmaya çalışsa da hareketin İsrail devletiyle karşı karşıya gelmesi ortadan kalkmış bir ihtimal değil sadece ertelenmiş bir ihtimaldir. Harem-i Şerif’te iki İsrail polisini öldüren kişilerin İslami Hareket’in üssü sayılan kentten geldiği İsrail’de kolay kolay unutulmaz.

Mescid-i Aksa kavgası yeniden alevlenirse İslami Hareket’in Kudüs’teki kardeşlerine destek olmak ve tüm İslam dünyasının kutsalı olan camiyi savunmak için harekete geçeceği pek kuşku götürmez. Tepkisiz kalmak hareket mensupları için var olma nedenlerini yitirmek olur.

More from Daoud Kuttab