Ana içeriğe atla

Barzani referandum konusunda geri adım mı atıyor?

Barzani Washington’dan “garantiler ve alternatifler” bekliyor. Hamas’ın İran ve Rusya’yla ilişkileri ivme kazanıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Iraq's Kurdistan region's President Massoud Barzani (C) sits during his meets with clerics and elders from the cities of the Kurdistan region in Erbil, Iraq August 9, 2017. REUTERS/Azad Lashkari - RTS1B1DI

ABD birleşik Irak’tan yana

Irak Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’nin 25 Eylül için planlanan bağımsızlık referandumundan geri adım atması Al-Monitor okuyucuları ve bilhassa geçen hafta bu sütunu okuyanlar için sürpriz olmaz.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 11 Ağustos’ta telefonda görüştüğü Barzani’ye Erbil’le Bağdat arasındaki sorunların görüşülüyor olmasını takdir ettiğini söyledi ve referandumun ertelenmesini istedi. Barzani ise erteleme halinde Kürdistan halkının “geleceği konusunda garantiler ve alternatifler beklentisi içinde” olacağını belirtti.

Bu yazı yayıma girdiği sıralarda Barzani henüz erteleme kararı almamıştı. Reuters haber ajansına göre Barzani’ye yakın bir isim olan Hoşyar Zebari Tillerson’un telefonundan sonra “25 Eylül tarihi geçerli, herhangi bir değişiklik yok.” dedi.

Fazel Hawramy, referanduma yönelik uluslararası yoğun itirazların ötesinde iç dinamiklerin de belirleyici olabileceğine dikkat çekiyor. Hawramy şöyle yazıyor: “Bu tartışmalı referandumun durdurulması için dış baskılar dinmeden devam ederken asıl öldürücü darbe içeriden gelebilir. Sıradan Kürtler, bilhassa da Süleymaniye’dekiler hükümetin ekonomiyi kötü yönetmesine öfkeli. Görünen o ki birçok insan bu hoşnutsuzluklarını referandum bağlamında ifade etmeye hazır.”

Referandumu erteletmek için İran’ın da son haftalarda baskıyı arttırdığını belirten Hawramy, Tahran’a giden Kürdistan Yurtseverler Birliği yöneticilerinin gergin geçen görüşmelerinin ardından Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nden bir heyetin de 30 Temmuz’da gizlice Erbil’e gelerek temaslarda bulunduğunu bildiriyor.

Iraklı din adamı Mukteda El Sadr da Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’la 30 Temmuz’da Riyad’da yaptığı görüşmede referandum konusunu gündeme getirdi, “birleşik Irak” vurgusu yaptı. Hamdi Malik, söz konusu ziyaretin “Irak’ta mezhepsel gerilimleri azaltmak ve liderlik konumunu güçlendirmek isteyen Sadr'ın komşu ülkelerle dengeli ilişkiler kurma çabalarının parçası” olduğunu yazıyor. Irak’ta Sadr’ın yanı sıra başka din adamlarının da referanduma karşı olduğu İbrahim Malazada’nın geçen haftaki yazısında yer almıştı.

Referandum aslen Bağdat’la pazarlıklarda Kürtlerin elini olabildiğince güçlendirmek için tasarlanmıştı. Ancak gelinen noktada Iraklı Kürtlerin bağımsızlığına desteğin ne kadar sınırlı olduğunu ortaya koydu. Al-Monitor yazarı Denise Natali Carnegie Uluslararası Barış Vakfı için kaleme aldığı yazıda Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) açmazını şöyle özetliyor: “KBY, Washington ve Avrupa’da yürüttüğü yoğun lobi faaliyetlerine rağmen kilit bölgesel ve uluslararası oyunculardan referanduma veya Kürtlerin ayrılmasına resmi destek almayı başaramadı. Hükümetler ve kurumlar, Kürtlerin de dünyadaki tüm halklar gibi kendi kaderlerini tayin etme hakkı olduğunu, Kürt Peşmerge güçlerinin İslam Devleti’yle mücadeleye önemli katkı yaptığını kabul ediyor olabilir ama Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğinden vazgeçmiş değiller. Iraklı Kürtlerin oldukça etkili olduğu ABD Kongresi bile Peşmerge’ye bundan sonra yapılacak askeri yardımları KBY’nin Irak devletinin parçası olarak kalması koşuluna bağladı.”

Barzani Irak Kürdistanı’nın en sıkıntılı dönemlerinde etkin bir liderlik ortaya koydu, ABD’nin İslam Devleti dâhil terörle mücadelesinde güvenilir ve etkili bir müttefik oldu. Dolayısıyla ABD’nin referandumu erteleme talebi yerine getirilirse Barzani’ye kendi halkı ve bölge nezdinde itibar kaybetmemesi için “garantiler ve alternatifler” sağlamak Washington’un menfaatine olur. Ancak ABD, Irak’ın bütünlüğüne zarar verecek herhangi bir adım atmayacağını ortaya koymuş durumda. Bu kararlı duruş Brüksel, Moskova, Ankara, Tahran ve Şam tarafından da paylaşılıyor.

İran-Hamas ilişkileri yeniden rayına oturuyor

Ali Hashem üst düzey bir Hamas heyetinin Tahran’a gittiğini, bu kapsamda Hasan Ruhani’nin ikinci cumhurbaşkanlığı dönemine başlaması nedeniyle düzenlenen törene katıldığını aktarıyor. Hashem’e göre bu gelişme İran-Hamas ilişkilerinin normalleşme yolunda olduğunu gösteriyor.

Suudi öncülüğündeki ülkelerle Katar arasında patlak veren kriz Hamas-İran ilişkilerindeki ısınma eğilimini hızlandırırken Al-Monitor bu süreçle ilgili rakipsiz bir habercilik ortaya koydu. Adnan Abu Amer geçtiğimiz ay şöyle yazmıştı: “Hamas Katar ve müttefikleri ile Suudi Arabistan ve müttefikleri arasında yaşanan kutuplaşmayla siyasi manevra alanının daraldığını idrak ediyor. Görünen o ki başka seçeneği kalmayan Hamas, ayakta kalabilmek için İran’a ve İran’ın bölgesel müttefiklerine, yani Hizbullah’a yönelmek durumunda. Hamas yeni bir eleştiri dalgasına maruz kalsa bile yüzünü yine de Hizbullah’a çevirecek.”

Hashem aynı konuda şu tespitlerde bulunuyor: “Bölgedeki mezhepsel çekişme nedeniyle Hamas’ın kendi tabanının iradesine karşı İran’la yakınlaşması kolay bir iş değildi. Aynı şekilde İran da müttefikleri ve elitleri arasında Hamas’a güvenmenin iyi bir tercih olmayacağı yönündeki yaygın kanıya aykırı hareket etti. Körfez’deki kriz ve Hamas’a terörist örgüt diyen Suudi ve BAE yetkilileri sayesinde İran’ın hareket alanı belki de Hamas’a göre daha fazla oldu.”

Körfez devletlerinin Katar’ın Hamas’a verdiği desteği gündeme getirdiğini ve Katar’ın bazı Hamas yöneticilerinin ülkeden ayrılmasını istemek zorunda kaldığını anımsatan Hashem şöyle devam ediyor: “Bu ikilem, Hamas yönetiminin daha cesur bir adım atmasını ve tümüyle İran’la normalleşmeye yönelmesini kolaylaştırdı. İran’la stratejik ittifakı canlandırma kararında yeni seçilen Hamas yönetimi de etkili oldu. Hamas’ın Ruhani’nin göreve başlama törenine katılımı bu normalleşmeyi yansıtıyordu. Hamas’ın yeni Siyasi Büro şefi İsmail Haniye Gazze Şeridi’nden Mısır’a geçip ilk bölgesel turuna İran İslam Cumhuriyeti’nden başladığında bu süreç daha da yüksek bir seviyeye taşınacak.”

Abu Amer bu haftaki yazısında Hamas’ın kendisine terör örgütü demekten imtina eden Rusya’yla da ilişkilerini ilerletmeyi umduğunu aktarıyor: “Körfez’de patlak veren krizin ardından Hamas’ın siyasi tecridi zirveye ulaşırken Washington Hamas’ı terörist örgüt olarak niteledi, Avrupa Birliği de Hamas’ı terör listesinde tutmaya devam etti. Gelinen noktada Hamas Rusya’yla yakınlaşmasını uluslararası düzeyde ciddi bir hamle olarak görüyor ve İsrail’le yaşanabilecek siyasi ya da askeri bir gerilimde Rus desteğini sağlamak için Moskova’yla temaslarını bilinçli olarak artırabilir.”