Ana içeriğe atla

Rafsancani’nin ölümü olası Suudi-İran diyaloğuna son darbe miydi?

Körfez’deki bölünmüşlüğü aşmak ve İran-Suudi Arabistan ilişkilerini düzeltmek için defalarca devreye girerek diyalog köprüleri kurmaya çalışan Ayetullah Ekber Haşimi Rafsancani’nin ölümü İran-Suudi uzlaşı ihtimallerini azalttı mı? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Flames rise from Saudi Arabia's embassy during a demonstration in Tehran January 2, 2016. Iranian protesters stormed the Saudi Embassy in Tehran early on Sunday morning as Shi'ite Muslim Iran reacted with fury to Saudi Arabia's execution of a prominent Shi'ite cleric. REUTERS/TIMA/Mehdi Ghasemi/ISNA ATTENTION EDITORS - THIS PICTURE WAS PROVIDED BY A THIRD PARTY. REUTERS IS UNABLE TO INDEPENDENTLY VERIFY THE AUTHENTICITY, CONTENT, LOCATION OR DATE OF THIS IMAGE. FOR EDITORIAL USE ONLY. NOT FOR SALE FOR MARKE

TAHRAN, İran — Körfez’in iki yakasında iki adam --beyaz sarığıyla İran Cumhurbaşkanı ve geleneksel Arap kefiyesiyle Suudi Kralı-- bir dönem ülkeleri arasında diyalog köprüsü olmayı başarabilmişlerdi. Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın ölümünden iki yıl sonra Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin de hayatını kaybetmesiyle Körfez’deki diyalog köprüsünün iki taşıyıcı sütunu çökmüş oldu. Nitekim iki ülke ilişkilerinin düzelmesi için son umut ışığı Suudi Arabistan’ın Tahran Büyükelçisi’nin nisan 2014’te Rafsancani’yi alnından öpmesiydi. Halk bu jestin Suudi-İran ilişkilerine yeniden hayat verebileceğini düşünmüştü ancak beklenen olmadı.

Merhum Rafsancani Al-Monitor’a 2015’te verdiği bir röportajda şöyle konuşmuştu: “Bölgede, Suriye, Irak, Yemen ve Bahreyn’de yaşanan son gelişmeler arada mesafe yarattı. Elbette İran hükümeti birlikte çalışmaya karar verirse bunu aşmak da zor olmayacaktır, geçmişteki kadar zor olmaz.” Rafsancani mevcut statükoyu değiştirebilecek tek kişi olarak görülse de bu sözleri o zaman bile aşırı iyimser bulunmuştu.

Arap-İran ilişkileri uzmanı Cemile Entekhabifard merhum Cumhurbaşkanı’nı Al-Monitor’a şöyle anlatıyor: “Rafsancani değişen koşullara göre manevra yapma kabiliyetine sahipti ve bunları yaparken daima İslam Cumhuriyeti’nin menfaatini gözetirdi.” Emekli Suudi diplomat Abdullah El Şammari de aynı fikirde: “Rafsancani’nin ülkesinin menfaatlerine daima öncelik verdiği doğru, ama aynı zamanda İran-Körfez iyi ilişkilerinin de önde gelen destekçilerinden biriydi. Tahran ile Riyad arasındaki sorunların çözümü için çoğu kez devreye girdi.”

İran ve komşuları arasındaki ilişkiler 1979’daki İslam Devrimi’nin daha ilk gününden itibaren bozulmaya başladı. İran monarşisinin yerini alan iktidara daha ilk günden şüpheyle bakıldı. İslam Devrimi’nin hedefleri tüm bölgeyi sarsabilecek bir tehlike olarak algılandı. 1980-1988 İran-Irak Savaşı’nın sebebi de buydu. Bu yıllar boyu sıra dışı bir husumet olageldi ve çözümü için Rafsancani gibi sıra dışı liderlere ihtiyaç vardı.

O dönem İran Genelkurmay Başkan Vekili ve Meclis Başkanı olarak görev yapan Rafsancani 1988’de İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu merhum Ayetullah Ruhullah Humeyni’ye giderek kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir öneride bulundu. Rafsancani’ye göre Irak’la savaşın artık bitmeliydi. Gerekçelerini anlatarak, kendisini ifade etti ve 88 yaşındaki liderin bu kararın öncüsü olabileceğini söyledi. Bu görüşmeden kısa süre sonra Humeyni İran’ın BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararına uyacağını açıklayan o ünlü “zehirli kadeh” konuşmasını yaptı.

Entekhabifard bunu yorumluyor: “Rafsancani çoğunluğu Sünnilerden oluşan Müslüman dünyasında ve İran’ın devrimi ve fikirlerini ihraç edeceğinden korkulan bir ortamda komşularla iyi ilişkiler kurmanın ne denli önemli olduğunu biliyordu. Rafsancani İran-Irak Savaşı’nın yaralarını sardı ve o dönem Veliaht Prens olan Kral Abdullah ile kişisel bir ilişki geliştirerek İranlılar ile Arap komşuları arasındaki husumeti dağıttı.”

İki lider arasındaki kişisel ilişkiler sayesinde İran-Suudi ve İran-Körfez ilişkileri olumlu bir seyir izlemeye başladı. Halefi reform yanlısı Muhammed Hatemi (1997-2005) döneminde filizlenen normalizasyon döneminin temelleri 1995-1996 yılları arasında Rafsancani tarafından atılmıştı. Rafsancani İran Nizam Maslahatını Belirleme Konseyi ve Uzmanlar Meclisi Başkanlığı görevleri sırasında da iyi ilişkilerin korunmasında önemli bir rol oynadı.

Rafsancani’nin 1990’larda izlediği bölgesel politikalara vakıf İranlı emekli diplomat Hüseyin Musavian Al-Monitor’a o dönemi şöyle anlatıyor: “Rafsancani İran’ın koşularıyla en üst düzeyde ve en geniş kapsamlı ilişkiler kurması gerektiğine inanırdı. Bu görüşe dayanan bir bölgesel güvenlik ve iş birliği zemini oluşturmaya da hazırdı.”

Rafsancani Suudi Arabistan’a en önemli ziyaretini 1998 yılının şubat ayında yaptı ve 10 günlük ziyaret boyunca Krallığın dört bir yanını dolaştı. “Rafsancani’nin ölümü İran-KİK (Körfez İşbirliği Konseyi) ilişkilerinde bir devrin sonu anlamına geliyor. Artık Rafsancani sonrası dönem başlayacak” diyen Şammari ilişkilerin farklı seyir izlemesinde merhum Cumhurbaşkanı’nın kişisel özelliklerinin etkili olduğunu vurguluyor: “Rafsancani’nin hem bir siyaset adamı hem de bir aile babası olarak sahip olduğu özellikler Tahran ile KİK başkentleri arasındaki ilişkilerde belirleyici oldu. Haziran 2008’de Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret önemliydi. Hem Sünni-Şii hem de İran-Suudi diyaloğunu geliştirmek için büyük bir çaba ortaya konmuştu.”

Nitekim İslam’ın mezhepleri arasında diyalog Rafsancani’nin çok önem verdiği bir konuydu. Rafsancani Irak’taki çatışmaların tetiklediği mezhepsel gerginliğe karşı ortak bir uzlaşı zemini bulma çabaları kapsamında 2007’de Sünni din adamı Yusuf El Karadavi ile birlikte El Cezire’de bir programa çıkmıştı. Bu benzersiz bir hamleydi ama bölge Irak ve diğer bölgesel çatışmaları aşan bir kaosa sürüklendiği için başarıya ulaşamadı.

Şammari eski Cumhurbaşkanı’nın ölümüyle bu ihtimalin şimdi daha da cılızlaştığına dikkat çekiyor: “Rafsancani’nin ölümü Suudi-İran çatışmasının yakın gelecekte süreceği ve sorunu aşmak için ciddi bir arabuluculuk şansının yitirildiği anlamına geliyor. Suudi-İran ilişkilerinin düzeltilmesi ya da değiştirilmesi gerektiğine dair bir inanç olmadığı için iki ülke arasındaki ilişkilerin pek ümit vadetmediğinden oldukça eminim.”

Şammari Suudi-İran ilişkilerindeki mevcut çıkmazın uzlaşı gerekliliğine duyulan inanç eksikliği olabileceğini de ekliyor. Ancak gerginliğin başka nedenleri de var. Bunların başında bölgesel istikrarsızlık geliyor. Sonuçlarını göze alarak yeni girişimler ortaya koyacak siyasi karar alıcıların noksanlığı da bir diğer sorun. Bölgesel çatışmalar artık siyasi ya da ekonomik nedenlerden kaynaklanmıyor. İran adına ya da İran’a karşı savaşanlar tanrı adına kan döküyor, bu da kısa vadede bulunacak bir çözümün ilahi bir çözüm olacağı anlamına geliyor.

More from Ali Hashem (Iran Pulse)

Recommended Articles