Ana içeriğe atla

OHAL’in görünmeyen yüzü: Beyin göçü

15 Temmuz darbe girişiminin ardından basın ve ifade özgürlüğü alanında getirilen kısıtlamalar, çalışma ve mülkiyet hakkı üzerindeki keyfi uygulamalar eğitimli kesimin Türkiye’yi terk etmesine neden oluyor.
Demonstrators hold signs in front of the High Education Board (YOK) during a protest against the suspension of academics from universities following a post-coup emergency decree, in Ankara, Turkey, September 22, 2016. The sign in the foreground reads "Let the emergency decrees go. We are remaining." REUTERS/Umit Bektas - RTSOY0Z

15 Temmuz darbe girişiminin ardından basın ve ifade özgürlüğü alanında giderek yaygınlaşan kısıtlamalar, çalışma ve mülkiyet hakkı üzerindeki keyfi uygulamalar, ekonomik kriz ve iç savaş söylentileri bir kesimin Türkiye’yi terk etmesine neden oldu. Olağanüstü hal sürecinde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler ile bir gecede işlerinden atılan akademisyenler, işsiz kalan ve hapis tehdidi ile karşı karşıya bulunan gazeteciler ile giderek kendilerini daha fazla tehdit altında hisseden azınlıklar göç yolunun en önemli aktörlerini oluşturuyor.

Olağanüstü hal sürecinde çıkarılan iki kanun hükmünde kararname ile 3 bin 500 akademisyen işlerinden oldu. İşten çıkarılan her beş akademisyenden birini profesörler oluşturdu. İşten çıkarılanlar arasında geçen yıl Doğu’daki çatışmaların sona ermesi için hazırlanan Barış Bildirisi’ne imza atan akademisyenler de bulunuyor. Onlardan biri şu an Amerika’daki bir üniversitede çalışmalarına devam ediyor. İsminin açıklanmasını istemeyen akademisyen, “Tehdit ve hapis korkusuyla Türkiye’den ayrılıp, Amerika’ya geldim. Aradaki bunca mesafeye karşın hala korkuyorum. Şimdi de Türkiye’deki akademisyen arkadaşlarım için üzülüyorum, ekim ayından beri uykularım bölünüyor. Türkiye’de ilk ve orta öğretim bitmişti, şimdi de yükseköğretim bitmiş oldu.” diyor.

Barış bildirisine imza attığı için üniversiteden atılan bir başka akademisyen ise işsizlik ve hapis tehdidi nedeniyle Türkiye’den gitmek istediğini bu nedenle de Risk Altındaki Akademisyenler projesine başvurduğunu anlatıyor. Bir Alman üniversitesinden kabul gören bu akademisyen hakkındaki yurt dışı yasağı nedeniyle Türkiye’den ayrılamadığını söylüyor.

Akademisyenin başvurduğu Risk Altındaki Akademisyenler son dönemde Türkiye’den rekor başvuru aldıklarını açıklarken, hazırladıkları raporda Hükümet’e özetle şu uyarılarda bulunuyor: “Hükümet’in tavrı Türkiye’nin yükseköğretim sektörü güvenirliliğine hâlihazırda zarar veriyor. Eğer durum acilen tersine çevrilmezse bu müdahaleler Türk akademisyenlerin, öğrencilerin ve kurumların uluslararası fikir ve yetenek akışından soyutlanması, Türkiye’nin dünya çapındaki bilgi ekonomisindeki pozisyonunun ve öneminin baltalanması gibi riskler taşıyor. Türk yetkililer, kurumsal özerklik ve akademik özgürlük adına yükümlülüklerini yerine getirmeli, yapılan müdahaleleri tersine çevirmeliler.”

Beyin göçü ile ilgili çalışmalarda bulunan ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aysıt Tansel, “Son zamanlarda bu konuyla ilgili akademik çalışma yapmadım. Ancak yurt dışında olanların gelmek istemediklerini, yurt içinde olanların da gitmek istediklerini duyuyorum” sözleriyle, gözlemlerini aktarıyor. Tansel, “İşten atılan akademisyenler Türkiye’de nerede iş bulabilirler? Ya akademik hayatın dışında iş arayacaklar ya da yurt dışına gidip akademik hayat içerisinde veya dışında iş bulmaya çalışacaklar. Bir şekilde yaşamlarını kazanmak zorundalar. Eğer bu insanlar yurt dışına giderlerse eğitimli yetişmiş insanları kaybedeceği için Türkiye bundan zarar görecektir.” diyor.

Göçten etkilenen diğer kesim ise gazeteciler. Darbe girişiminin ardından 100’den fazla gazete, radyo ve televizyon kanalı kapatıldı. Çok sayıda gazeteci hakkında da ceza soruşturmaları açıldı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, “İsimlerini veremem ama hapis ve diğer tehditler nedeniyle yurt dışına giden gazetecilerin olduğunu gözlemledim” diyor. Önderoğlu şunları söylüyor: “Son 40 yılda ilk kez muhtelif hatta karşıt düşünce yapılarından gazeteciler ve aydınlar baskın iktidar ve OHAL şartlarına birlikte hedef olduklarını düşünüyor. Bu nedenle iş yerine veya mesleğine Türkiye’de bir daha kavuşamayacakları inancıyla sürgünde yaşama ve çalışmayı aklına koymuş veya gerçekleştirmiş gözüküyor.”

Bir de azınlıkların durumu var. Türkiye Yahudi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzade geçen günlerde bir açıklama yaparak darbe girişiminin ardından 250 Yahudi’nin Türkiye’yi terk ettiğini açıkladı. Ermeni cemaatinin yayın organı Agos Gazetesi “Ermeni toplumunda henüz bu sayıya ulaşılmadığı tahmin ediliyor ancak göç gündemdeki yerini maalesef koruyor” değerlendirmesini yapıyor.

Beyin göçü, Türkiye’de 1960’lardan bu yana görülen bir olgu. Akademik çalışmalar, siyasi kriz ve düşük ücretler nedeniyle kalifiye elemanların (doktor, mühendis) yurt dışına göçünün başladığını ve bugüne değin aynı hızla olmasa da kesintisiz sürdüğünü gösteriyor. Bugün ise beyin göçünün aktörlerini hükümet politikalarının hedef aldığı kesimler oluşturuyor ve çoğu iş bile bulamadan yurt dışına çıkıyor. Bu da beyin göçü olgusunun ekonomik olmaktan çıkıp, giderek politikleştiğini gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında, çalışma hakkı ve özgürlük hakkına yönelik keyfi müdahaleler ile basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar uzun süre daha Türkiye’de eğitilmiş kalifiye beyinlerin göçüne neden olacak gibi gözüküyor.

Bu yazıyı yazarken konuştuğum Amerika’daki akademisyen, “Türkiye’ye gelmek isterim, ama şimdiki Türkiye’ye değil” diyor; diğer akademisyen ise “Aslında ben bu ülkeden gitmek istemiyorum” diyor. Yani hiçbiri gönüllü yolcular değil. Bu nedenle Hükümet’in Anayasa’daki hak ve özgürlükleri yeniden sağlaması, OHAL ve beraberinde getirdiği uygulamaları tamamen ortadan kaldırması ile beyin göçü durdurulacak gibi görünüyor. Türkiye zaten Batı standartlarında düşük olan akademik başarı ortalaması ve basın özgürlüğü konularında daha da aşağı sıralara inmemek için kendine bir şans tanımalı.

More from Sibel Hurtas