Ana içeriğe atla

Rusya Türkiye’yi Batı’dan koparmak mı istiyor?

Batılı güçler Rusya ile Türkiye arasındaki yakınlaşmayı dengelemek için önemli konularda Ankara’yla temaslarını güçlendirmeli. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Russia's President Vladimir Putin and Turkey's President Tayyip Erdogan attend a news conference at the Presidential Palace in Ankara December 1, 2014. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS) - RTR4GAUT

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Özel Temsilcisi Aleksandr Dugin ile Ankara Belediye Başkanı Melih Göçek’in Danışmanı Ahmet Tunç 2 Ekim’de Moskova’da bir araya geldi. Dugin bu toplantıda çarpıcı bir iddia dile getirdi. Buna göre, Rusya, darbe girişiminden bir gün önce, 14 Temmuz’da, Türk makamlarını ordudaki “olağandışı hareketlilik” konusunda bilgilendirerek darbeyi önlemişti. Dugin’e göre zaten darbe girişiminin sebebi de Erdoğan’ın Rusya’yla ilişkilerinin düzelmesiydi.

Dugin ayrıca Ankara’ya dış politika yönünü yeniden değerlendirmesini de önerdi. Türkiye’nin bir türlü ümit vaat etmeyen Avrupa Birliği’ne üyelik sürecine işaret ederek, “Avrupa’da Türkleri beklemiyorlar siz de biliyorsunuz. Türkler için Avrupa kapalı iken Rusya açıktır.” dedi.

Dugin sıradan bir Rus siyaset bilimci olsaydı bu sözler pek bir anlam ifade etmeyebilirdi. Ama öyle değil. Dugin Putin rejiminin önde gelen ideologlarından biri addediliyor. Batı basını onu “Putin’in beyni” ve “Yeni Rus İmparatorluğu’nun peygamberi” diye niteliyor. Dugin “dünyada tüm liberalizm düşmanlarını Rus liderliği altında toplama amaçlı bir proje” olarak da tanımlanan “Avrasyacılığın” mimarı.

Dugin’in Türkiye’ye verdiği mesajlar ise, başarısız darbe girişiminden bu yana Rus medyasında da işleniyor. Kremlin yanlısı internet siteleri, darbe girişiminin arkasında ABD’nin olduğunu kanıtlamak için eylül ayında iki tane sahte haber ürettiler. Bunlardan biri, emekli bir ABD’li büyükelçi tarafından kaleme alındığı iddia edilen bir makaleydi ve darbe girişiminde İstanbul’daki Ekümenik Patrikhane’nin rol oynadığını öne sürüyor, Rus kilisesinin rakibi olan patrikhaneyi “CIA’in Truva atı” olmakla suçluyordu. Zbigniew Brzezinski tarafından yazıldığı iddia edilen bir diğer sahte makalede ise CIA’in Türkiye’de başarısız bir darbe girişimi düzenleyerek, “vahim bir hata” yaptığı ileri sürülüyordu.

Bu yanıltıcı Rus propagandası, komplo teorilerine her zamankinden daha da fazla aşık olan Türkiye’de hemen yankı buldu. İktidar medyası, en ufak bir araştırma ve düzeltme yapmaksızın, CIA’in darbe girişimindeki rolüne dair sahte haberleri manşetlerine taşıdı.

Öte yandan Ak Parti’nin yıldızı parlayan isimlerinden Metin Külünk de eylül ortalarında 15 Temmuz’un ilk hedefinin Erdoğan’ı ikinci hedefinin de Putin’i devirmek olduğunu iddia etti. Benzer savlar Erdoğan’ın yeni müttefiki ulusalcılar tarafından da dile getiriliyor. Nitekim, Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’in dünya görüşü Dugin’le epey örtüşüyor.

Bu yeni Rusya-Türkiye yakınlaşmasındaki önemli bir ortak payda Gülen karşıtlığı. Erdoğan ve destekçilerine gore, Batılı güçler, ya saflık ya da fesatlıklarından ötürü, “FETÖ”nün Türkiye için oluşturduğu tehdidi görmezden geliyor.

Buna karşın Ruslar Gülencileri çoktandır tehlikeli bir grup addediyor. Rusya, geçmişte sadece Gülenci okulları kapatmakla kalmadı, onlarla ilişkili saydığı Nur hareketini de yasakladı. Bu nedenledir ki Ankara ve Rusya daha 2014’ten itibaren Gülenciler konusunda tam mutabakat halindeydi. Ruslar şimdi ilave olarak Dugin’in Moskova’daki görüşmede belirttiği gibi Ankara’ya “Gülencilerin arkasındaki güçleri görün” diyor.

Gülencilere yönelik bu müşterek tutum iki devlete, kasım 2015’te bir Rus savaş uçağının Türk hava kuvvetleri tarafından Suriye sınırında düşürülmesiyle yaşanan büyük gerginliği de bir açıklama imkanı sunuyor. Ankara ile Moskova arasında bu olayla başlayan soğuk savaş, malum, Erdoğan’ın Rusya’ya “kusura bakmayın” dediği haziran ayına kadar sürmüştü.

Çok geçmeden hükümet yanlısı Türk medyası, Rus uçağının Gülenci bir pilot tarafından düşürüldüğü teorisini öne sürdü. Pilotun Gülenci olması pekâlâ mümkün aslında; pilotun uçağı Türk-Rus ilişkilerini bozmak gibi gizli bir niyetle vurduğu iddiası ise pekâlâ fantezi olabilir. Ancak bunun oldukça kullanışlı bir fantezi olduğu görülüyor. Nitekim, Moskova’daki görüşmede Dugin ve Türk konukları bu konuda da mutabık kaldı.

Peki bu yeni Türk-Rus yakınlaşması ne kadar önemli ki, Ak Parti hükümeti bu yakınlaşma uğruna Rusya’nın Halep’in bombalaması da dahil Suriye’de düzenlediği askeri harekatlara tepki göstermekten dahi imtina ediyor?

Bir yandan şunu teslim etmek gerek: Türkiye’nin Rusya’yla yaşadığı soğuk savaşı bitirmesi akıllıca bir hamleydi. Zira yaşanan krizin Türk ekonomisine ciddi bir maliyeti olmuş, ticaret ve turizm darbe almıştı. Ayrıca Rusya sadece Orta Doğu’da değil Balkanlar’da da güçlü bir siyasi oyuncu. Dolayısıyla Ankara ve Moskova arasında iyi bir diyalog kurulması her iki ülkenin de menfaatine.

Ancak öte yandan, Rusya’yı Batı’ya bir alternatif olarak tercih etmek, feci bir stratejik karar olur. Bu, ekonomi ve güvenlik açısından büyük maliyetler doğurmakla kalmaz, Türkiye’yi kesin olarak otoriter ülkeler kulübüne yerleştirir.

Aslında Al-Monitor’un Ankara’da ulaştığı kaynaklar bu aşamada, Türkiye’nin NATO’dan ayrılmak gibi Batı’dan büyük bir kopuş hazırlığı içinde olmadığını vurguluyorlar. Yetkililere göre iki başkent arasında şu an bir balayı yaşansa da Ankara, Moskova’nın kriz anında nasıl sert tepki verdiğini tecrübe etti. Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş’un Dugin’in Rusya’nın darbenin önlenmesine yardım ettiği iddialarını yalanladığını da not etmek gerek.

Ancak Gülen meselesi ciddi bir konu. Türklerle Batı, bilhassa da ABD arasındaki gerginliği artırma, Türkiye ile Rusya arasındaki ideolojik yakınlaşmayı da sağlamlaştırma potansiyeline sahip. Erdoğan ve Putin’in karakterleri ve dünya görüşleri birbirine zaten oldukça benziyor. Putin’in darbe girişiminin ardından Erdoğan’ı arayan ilk lider olması da “psikolojik açıdan büyük önem taşıyor.”

Dolayısıyla, Batılı başkentler, en başta da Washington, Rusya’nın Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırma çabasının farkında olmalı. Ve kritik konularda Ankara’yla olan temaslarını güçlendirerek bu çabayı dengelemeli. Giderek büyüyen insan hakları sorunlarına yapıcı eleştiriler getirirken, Türkiye’nin “karanlık tarafa” kaymasına seyirci kalmamalı.

More from Mustafa Akyol