Ana içeriğe atla

Netanyahu ve Erdoğan’ın “soğuk” normalleşmesi

İsrail Başbakan Benjamin Netanyahu ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki ülke arasında imzalanan normalleşme anlaşmasını hayata geçirmekte fazla hevesli davranmıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A Turkish flag flutters atop the Turkish embassy as an Israeli flag is seen nearby, in Tel Aviv, Israel June 26, 2016.  REUTERS/Baz Ratner/File Photo - RTSOQGS

İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın iç haberleşme sisteminde 25 Ekim’de yapılan duyuruda Ankara büyükelçisini belirlemek üzere iki gün sonrası için planlanan atama komisyonu toplantısının iptal edildiği belirtiliyordu. Bu duyuru, Kudüs’te ve İsrail’in dış temsilciliklerinde görev yapan birçok diplomatı hayal kırıklığına uğrattı. Türkiye’de İsrail büyükelçisi olmak bugünlerde pek çok güvenlik riskini barındırsa da bir dizi üst düzey Dışişleri yetkilisi bu önemli ve rağbet gören göreve aday olmuştu. En önemli adaylar arasında şu an İsrail’in Londra büyükelçiliğinin iki numarası olan Eitan Naeh, Kudüs’teki bakanlık sözcüsü Emmanuel Nahşon, Atina Büyükelçisi Irit Ben Abba ve Ankara’daki büyükelçilikte maslahatgüzar olarak görev yapan Amira Oron yer alıyordu.

Komisyon toplantısının iptalinden önce Başbakan Benjamin Netanyahu’ya yakın kaynaklar, Netanyahu’nun kendisine yakın bir ismi Ankara’ya göndermek istediği, yani bunun siyasi bir atama olacağı sinyalini vermişti. Bakanlık duyurusunda ise şöyle dendi: “Bakanlık Müsteşarı Dr. Dore Gold’un istifasından kaynaklı değişiklikler ışığında Yuval Rotem’in müsteşar vekilliğine getirilmesi süreci tamamlanıncaya kadar komite toplantısını erteleme kararı verilmiştir.” Bunun diplomatik dilden tercümesi ise aşağı yukarı şöyle: Dışişleri bakanlığını da yürüten Netanyahu, Ankara büyükelçiliğini bakanlığın üst kademelerindeki değişikliklerden hoşnutsuz kalacak birileri için teselli ödülü olarak elinde tutmak istiyor.

Her hâlükârda Başbakan, atamayı geciktirerek 27 Haziran’da imzalanan ve onay alan normalleşme anlaşmasının son adımını geciktirmiş oluyor. Oysa anlaşmanın bugüne kadar tüm yönleriyle hayata geçmiş olması gerekirdi. Türkiye Tel Aviv’e atayacağı ismi açıklamış durumda: Kemal Ökem. Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın da iki hafta önce büyükelçilerin “bir hafta 10 gün içinde” karşılıklı olarak atanacağını söylemişti. Dolayısıyla İsrail’in kararına biraz daha yakından bakmakta fayda var.

2010 mayısındaki Mavi Marmara olayının ardından ciddi bir krizden geçen Türkiye-İsrail ilişkilerini rayına oturtmayı amaçlayan anlaşma ilk kez sekteye uğramıyor. Bir dayanışma filosunun içinde Gazze’ye giderken durdurulan Mavi Marmara’da şiddetli çatışmalar çıkmış ve İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) askerleri 10 Türk vatandaşını öldürmüştü. Bunun üzerine Türkiye Tel Aviv’deki büyükelçisini geri çağırmış ve Ankara’daki İsrail büyükelçisini istenmeyen kişi ilan etmişti.

Mavi Marmara kurbanlarının aileleri tarafından IDF komutanlarına açtığı ceza davasına bakan İstanbul’daki mahkeme 19 Ekim’deki duruşmada davayı düşürmedi ve aralık ayı için yeni bir duruşma tarihi belirledi. Oysa normalleşme mutabakatının ana unsurlarından biri, IDF subaylarına karşı Mavi Marmara’yla ilgili tüm cezai işlemlerin durdurulmasını öngörüyor. Mutabakat kapsamında İsrail, gemi ele geçirilirken yaşanan can kayıplarından dolayı 20 milyon dolar tazminat ödedi.

Anlaşmanın imzalanmasından sonra İsrail’den Türkiye’ye ilk resmi ziyaret, Yom Kippur Bayramı’nın ardından 13 Ekim’de Enerji Bakanı Yuval Steinitz tarafından gerçekleştirildi. Steinitz İstanbul’da Türk mevkidaşı Berat Albayrak’la bir araya gelerek İsrail kıyılarındaki Leviathan doğal gaz sahası ile Türkiye arasında bir boru hattının yapımını görüştü ki bu konu normalleşme anlaşmasını teşvik eden başlıca unsurlardan biriydi.

Al-Monitor’a konuşan Steinitz, Erdoğan’ın damadı olan mevkidaşıyla “çok dostane ve mükemmel” bir görüşme yaptığını belirtti. Albayrak’la danışmanlar olmadan 45 dakika başa baş da görüştüklerini kaydeden Steinitz, “bölgede olup bitenlere dair çeşitli konuları” konuştuklarını kaydetti ancak “anlaşılır sebepler nedeniyle” daha fazla detay vermek istemedi. Steinitz’a göre iki bakan, hükümetler arasında da iletişim kanalı işlevi görecek doğrudan bir görüşme hattı kurmayı kararlaştırdı. Ancak Albayrak, bu görüşmenin hemen ardından enerji konferansında yaptığı konuşmada ne İsrail hakkında ne de tarihi bir görüşme yaptığı konuğuna dair tek bir kelime etmedi.

Türk Dışişleri Bakanlığı ise dokuzuncu İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in 28 Eylül’deki vefatının ardından resmi bir başsağlığı mesajı göndermedi. Peres, ocak 2009’daki Davos zirvesinde Erdoğan’ın hedefi olmuştu. Erdoğan’ın siyasi evriminde bir dönüm noktası olarak nitelediğim bu çıkışa rağmen Peres yılmadan Türkiye ve İsrail’in uzlaşması için çalıştı. Erdoğan Peres’in cenazesine Feridun Sinirlioğlu’nu gönderdi. Dışişleri Bakanlığı müsteşarı olarak İsrail’le normalleşme müzakerelerini yürüten Sinirlioğlu şu an Türkiye’nin BM daimi temsilcisi. Daha önce İsrail büyükelçisi olarak da görev yapan Sinirlioğlu İsrail’de son derece saygı duyulan bir isim. Ancak Cumhurbaşkanı Peres’i uğurlamak için dünyanın dört bir yanından gelen devlet başkanları ve bakanlarla kıyaslanınca Sinirlioğlu kıdemi düşük bir temsilciydi.

Kimliklerinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a ayrı ayrı bilgi veren İsrailli ve Türk diplomatlara göre normalleşme mutabakatından iki hafta sonra meydana gelen 15 Temmuz darbe girişimine İsrail’in verdiği tepki Erdoğan’ı en az ABD ve AB ülkelerinin tepkisi kadar kızdırdı. İsrail hükümeti darbe girişimini kınamakta oldukça gecikti. Netanyahu konu hakkında ancak iki gün sonra 17 Temmuz’daki hükümet toplantısında konuştu. Kibirli bir açıklama yapan Netanyahu, Erdoğan’a destek beyan etmekten kaçındı ve “hafta sonundaki olaylar” diye nitelediği darbe girişiminin normalleşme sürecini etkilememesini temenni etti.

Erdoğan dişlerini sıkıyordu. Ancak ABD ve AB ülkelerine sert tepki gösterirken İsrail’e gelince öfkesini tuttu. Anlaşmanın imzalanmasından günler sonra İsrail aleyhine konuşması onu Türk kamuoyu karşısında gülünç duruma düşürecek, Netanyahu’yla uzlaşma kararının hata olduğu izlenimini verecekti. Dolayısıyla Erdoğan fazla hevesli olmasa da normalleşme sürecinde kendi üzerine düşeni yapmaya devam etti. Anlaşma gerektiği gibi Türk parlamentosunda onaylandı. Ancak bu onay işlemi meclis tatile çıkmadan gece yarısı son dakikada yapıldı. Erdoğan bunun ardından birkaç gün uzun uzun bekledi ve nihayet anlaşmayı yasalaştıran kanuna imza attı. Sıra İsrail’in Mavi Marmara mağdurları ve aileleri için oluşturulan fona 20 milyon dolarlık tazminatı aktarmasına gelmişti. Türkiye’nin banka hesap bilgilerini bildirmekte yavaş davranması da İsrail Dışişleri Bakanlığı yetkililerini rahatsız etti.

Bu karşılıklı adımlarda İsrail de Türkiye de hassas davranıyor. İki taraf da anlaşmanın hükümlerine bağlı olduklarını vurguluyor ancak Netanyahu ve Erdoğan, bunları hayata geçirirken kendi iç siyasi gereksinimlerine göre hareket edecek kadar rahat hissediyor. İki lider de normalleşme anlaşmasına zincirlenmiş durumda ve onu uygulamaktan başka seçenekleri yok. Yine de son gelişmelere bakılırsa İsrail-Türkiye normalleşmesinin soğuk bir normalleşme olması her ikisinin de işine geliyor.

More from Arad Nir

Recommended Articles