Ana içeriğe atla

AKP’nin 15 yılı: Başarılı mı, başarısız mı?

Art arda 12 seçim kazanarak iktidarını sürdüren AKP güçlü seçmen desteğine karşın, bugün zorlu bir siyasi tabloyla karşı karşıya. Bu tablo iktidarın başarılı olup olmadığı sorusunu gündeme taşıyor.
Turkish Prime Minister Binali Yildirim addresses during the enlarged meeting of provincial chairmans of Justice and Development Party (AK Party) at the AK Party headquarters in Ankara, on June 2, 2016. / AFP / ADEM ALTAN        (Photo credit should read ADEM ALTAN/AFP/Getty Images)

Görkemli kutlamalarına alışkın olduğumuz iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) geçen ayki kanlı darbe girişiminde yaşanan can kayıpları nedeniyle 15. kuruluş yıl dönümünü 14 Ağustos’ta sade bir törenle kutladı.

AKP kurulduktan yalnızca 15 ay sonra iktidara geldi ve 14 yıldır tek başına iktidarda. Peki, başarılı mı? Art arda 12 seçim kazanmış bir parti için bu soru “saçma” görünebilir. Üstelik bu süreçte, milli gelir yaklaşık üç kat arttı, binlerce kilometre yol, yüzlerce okul, yüz binlerce konut inşa edildi. Avrupa Birliği’yle (AB) üyelik müzakerelerine başlandı, askerlerin siyasi gücü azaltıldı, insan hakları ve ifade özgürlüğünde önemli ilerlemeler sağlandı.

AKP 15 yılda pek çok badire de atlattı. 2002 yılında ilk kez iktidara geldiğinde partinin o dönemdeki lideri Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasaklıydı. 2007 yılında Abdullah Gül AKP’den gelen ilk Cumhurbaşkanı seçilmeden önce, ordu, web sitesinden bir muhtıra yayımladı. 2008’de kapatma davasıyla karşı karşıya kaldı. 2012 yılında, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan PKK’yla yapılan gizli görüşmeler nedeniyle savcılık tarafından ifade vermeye çağırıldı. 2013’te İstanbul’un göbeğindeki Gezi Parkı’nda ağaçların kesilerek alışveriş merkezi yapılma girişimi, yüz binlerce kişinin katılımıyla 80 kente yayılan bir isyana yol açtı. Aynı yıl, 17 ve 25 Aralık tarihlerinde patlak veren yolsuzluk iddiaları, dört bakanın istifası ve görevden alınmasıyla sonuçlandı.

Ancak AKP’nin başarılı olup olmadığı sorusunun nedeni, bu badireler değil ülkenin bugünkü tablosu.

Darbeci olduğu iddiasıyla tutuklanan on binlerce kişiye yer açmak için, cezaevlerindekiler erken tahliye ediliyor. İşkence geri döndü, binlerce yargıç, onlarca gazeteci, akademisyen ve iş insanı hapiste. AB üyeliği artık neredeyse bir hayal olarak görülüyor. ABD’yle gerilim had safhada. Eski yakın dostlar Rusya ve İsrail’le ilişkiler onarılmaya çalışılıyor. Kürt meselesi tam bir açmazda, bölgede bir yıldır yeniden akan kan son on yılların doruğunda. İslam Devleti terör saldırılarıyla, kent meydanlarını, ülkenin en büyük havalimanını, düğünleri vuruyor. İşsizlik tırmanıyor, ülkenin en büyük sektörlerinden turizm can çekişiyor.

Ancak, tüm bunlara karşın AKP’nin kurucu lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın desteği daha da yükseliyor. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bu desteğin yüzde 60’ın üzerine çıktığı tahmin ediliyor. Peki, AKP’nin 15 yıldır her koşulda sürdürdüğü bu halk desteği bir başarı öyküsü mü? Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Yasin Aktay’a göre, “Kuşkusuz öyle”.

Aktay, kasım ayında tekrarlanan seçimlerde AKP’nin yüzde 50’ye yakın destekle, oylarını artırma eğilimini sürdürdüğünü hatırlatıyor: “Demokrasilerde başarı, toplumda ne kadar destek kazandığınız ve var olanın üzerine ne kadar ilave destek katabildiğinizle ölçülüyor. Bu, yaptığımız işlerin halk nezdinde destek gördüğünün işaretidir. Halkın taleplerine karşılık verme konusunda diğer bütün partilerden çok daha önde olduğumuzu da gösteriyor. Neresinden bakarsanız bir başarı öyküsüdür bu”.

Gazeteci Ali Sirmen ise AKP’nin yalnızca kendisine seçim kazandırmaya yeten, ama başka hiçbir sorunu çözmeye el vermeyen bir tabanı olduğu görüşünde. Sirmen Al-Monitor’ın sorularını yanıtlarken, PKK’yla iki kez başlatılan görüşmelerin, Kürt sorununda çözüme ulaşmasının önündeki engelin de bu taban olduğunu söylüyor: “Sorunların çözümünde, örneğin Kürt sorununun çözümünde yeterli desteğe sahip olmaması, AKP’nin yeterince özgür hareket etmesini engelliyor. Kürt sorununda özerklik ve kültürel kolektif haklarda daha ileri adımlar atılmasına destek vermedi AKP tabanı”.

AKP iktidara geldiğinde, AB sürecine hız kazandırmış, 2005’te tam üyelik müzakereleri başlamıştı. Bugün ise ilişkiler neredeyse askıda. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen mart ayında imzalanan sığınmacıların geri kabul anlaşması karşılığında ekim ayına kadar Türkiye vatandaşlarına vize serbestisi uygulanmazsa, anlaşmanın askıya alınacağını defalarca ilan etti.

AKP Sözcüsü Aktay’a göre, AB Türkiye’nin çabalarına karşılık vermiyor: “Türkiye’yi almak istemediklerini anlıyoruz şu anda. Ancak bunu açıkça söylemiyorlar”.

AKP iktidara geldiğinde “komşularla sıfır sorun” politikası hedeflemişti. Ama bugün Rusya ve İsrail’le buzlar eritilmeye çalışılıyor olsa da Türkiye’nin neredeyse sorunu bulunmayan komşusu yok. Aktay ise bundan komşuları sorumlu tutuyor: “Bütün bu ülkelerin neler yaptığına bakmak lazım. Burada ithamda bulunacak tek ülke Türkiye. Yüz binlerce insanını katleden Esad’la iyi mi olsaydık? Kendi ülkesinde bir teröristi barındıran ABD doğru mu yapıyor? Irak’taki sorun sadece Türkiye’nin sorunu değil ki. Türkiye büyük bir darbe girişimi yaşadı ve buna karşı doğru düzgün bir dayanışma görmedi dünyadan mesela. Ancak, bizim sorunlarımızı çözmek istediğimiz ülkeler sorunlarımızla mutluyuz diyorlarsa çok fazla yapacak bir şey olmuyor. Buna rağmen Türkiye ‘sıfır sorun’ idealini koruyor”.

Sirmen’e göre, AKP en yakın müttefikleri ABD ve AB’nin de desteğini yitirdiği için büyük bir yalnızlık içinde. Bu da AKP iktidarını 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında muhalefet partilerinden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi’yle oluşturduğu uzlaşma zeminine zorluyor.

Sirmen “Uluslararası alandaki yalnızlık, iç sorunların büyüklüğü ve şu anda Suriye şeklinde somutlaşmış olan Orta Doğu savaşının doğurduğu tehditler, artık eldeki desteğin genişletilmesi zorunluluğu getirdi.” diyor.

Darbe girişimi sonrasında uzmanların saydığı tehlikeler arasında, ekonomideki riskler de vardı. Ancak girişim piyasalarda tedirginlik yarattıysa da kısa sürdü. Ekonominin son yıllarda büyük oranda bağımlı olduğu “sıcak para” dönüyor. Hemen her gün büyük bir bombalı saldırı meydana gelmesine karşın piyasalarda bir panik havası yok. Öyle ki, Türkiye tanklarının Suriye’ye girmesinden bir gün sonra, 25 Ağustos’ta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konvoyuna düzenen saldırının ardından bile Türk lirası çok az da olsa değer kazandı.

Al-Monitor’ın sorularını yanıtlayan ekonomi uzmanı Profesör Ege Yazgan AKP’nin iktidardaki 14 yılında önemli bir ekonomik performans sergilediği görüşünde. Yazgan AKP’nin 2001’deki ekonomik krizin ardından, temeli dönemin Ekonomi Bakanı Kemal Derviş tarafından atılan istikrar politikasını sürdürmesinin meyvelerini 2003 yılından itibaren toplamaya başladığını söylüyor.

Türkiye ekonomisi, AKP iktidarında 2008’deki dünya ekonomik krizi haricindeki bütün dönemlerde büyüdü. Büyüme, 2002-2007 yılları arasında ortalama yüzde 6,5, 2010-2011 yıllarında ortalama yüzde 9, sonraki yıllarda da ortalama yüzde 3.5-4 civarında oldu. Kişi başına düşen milli gelir, bugün 9 bin doların biraz üstündeyse de 10 bin doları geçtiği yıllar vardı.

Yazgan AKP’nin sandıktaki desteğini ekonomik büyümeye bağlıyor: “Daha önce bir çay içmek için kahveye bile gidemeyen insanlar, alışveriş merkezlerine gitmeye başladılar. 2003’ten itibaren bu insanların gelir açısından ciddi bir dönüşüm geçirdiğini açıkça görüyoruz. Bu büyümeden, özellikle dar gelirli kesimler, yani AKP’nin tabanı, ona oy verenler faydalandı. AKP’nin hala toplumdan bu kadar güçlü biçimde destek görüyor olmasının altında yatan temel neden bu".

More from Kursat Akyol