Ana içeriğe atla

İran Suriye siyasetini gerçekten değiştirmeye mi hazırlanıyor?

İran Dışişleri Bakanlığı’ndaki görev değişiminin ardından yetkililer Tahran’ın yakında bölge siyasetinde değişikliğe gideceği iddialarını reddediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
2045842.jpg

İran Dışişleri Bakanlığı 19 Haziran’da bakanlıkta bazı görev değişiklikleri açıkladı. Buna göre Bakanlık Sözcüsü Hüseyin Caberi Ensari Arap ve Afrika ilişkilerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığı’na atanırken bu görevi yürüten Hüseyin Emir-Abdullahiyan Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in danışmanlığına getirildi. Sözcülüğe ise Behram Hasemi getirildi. Hasemi aynı zamanda Kamu ve Medya Diplomasisi Merkezi’nin başkanlığını da yürütecek.

Ensari Arap dünyası konusunda güçlü bir birikime sahip. 2005-2009 yılları arasında Libya büyükelçisi olan Ensari ondan önce de Suriye büyükelçisi olarak görev yapmıştı. Ayrıca kasım 2015’te sözcü olmadan önce Dışişleri Bakanlığı’nın Arap ve Afrika ilişkilerinden sorumlu genel müdürüydü.

Emir-Abdullahiyan ise 2011’den beri Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevini sürdürüyordu. Arap Baharı’yla etkinliğini artıran Emir-Abdullahiyan, 2013’te Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanlığına seçilmesi ve Zarif’in Dışişleri Bakanı olmasıyla konumunu daha da güçlendirdi. Zarif’le arasındaki kimyanın uyuşmadığı söylentileri de boşa çıktı.

Zarif altı küresel güçle İran’ın nükleer programını müzakere ederken Emir-Abdullahiyan bir başkentten diğerine Orta Doğu’yu dolaşıyor, muhtelif krizlerde Tahran’ın mesajlarını iletiyordu. Akıcı Arapça ve İngilizce konuşan Emir-Abdullahiyan uluslararası ilişkiler doktorasına sahip. 1964 doğumlu tecrübeli diplomat, kamudaki görevinin yanı sıra Tahran Üniversitesi’nde dersler veriyor.

İsminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan İranlı bir diplomatik kaynak, görev değişikliklerinin İran’da yılbaşı olarak kutlanan 21 Mart’tan önce kararlaştırıldığını belirtti. Kaynak şöyle devam etti: “Sayın Abdullahiyan’ın görev değişikliği bir yıldır bekleniyordu, bazı pürüzler söz konusuydu. Bunların bir kısmı kendisiyle ilgili, seyahat etmesine engel kişisel nedenlerdi. Atamalar sırasında da Umman’a büyükelçi olarak gitmesi bekleniyordu ama İran’da kalmayı istedi ve bu nedenle Sayın Zarif’in danışmanlığına atandı.”

Yetkiliye göre Emir-Abdullahiyan’ın yeni konumu bazı özel görevler de içerebilir: “Dışişleri Bakanı, onun bölgedeki deneyimi ve engin bilgisinden tabii ki yararlanacaktır. Bazı durumlarda özel temsilci görevini üstlenebilir. Bunlar İran’ın diplomatik gereksinimlerine göre belirlenir.”

Dışişleri Bakanlığı’ndaki görev değişiminin ardından pek çok kişinin aklına aynı soru geldi: İran dış politikasında değişikliğe gitmeyi mi planlıyor? Bazı gözlemciler Emir-Abdullahiyan’ın gidişiyle Tahran’ın bölgeye yaklaşımının değişebileceğini düşünüyor. Bazıları ise Tahran’da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad konusunda anlaşmazlık yaşandığına ve değişimin bundan kaynaklandığına inanıyor.

İsminin saklı kalması koşuluyla Al-Monitor’a konuşan bir diğer İranlı diplomat ise bu yorumları şöyle değerlendirdi: “Dışişleri Bakan Yardımcısı değişti diye bir ülkenin dış politikasının değişeceğini düşünmek gülünç. İran’da kurumsallık var. Dışişleri Bakanı’nın kendisi hatta tüm hükümet değişse bile merkezi bir karar olmadığı sürece hiçbir şey değişmez. İran dış politikası dört aşamalı bir karar verme sürecinden geçer. Bu süreç dini liderle başlar, sonra sırasıyla Milli Güvenlik Üst Konseyi ve hükûmet, son olarak da Dışişleri Bakanlığı gelir.”

Nitekim Zarif de konu hakkında 22 Haziran’da yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Bir yetkilinin şu veya bu şahıs yüzünden görevinin değiştirildiğini iddia etmek İslam Cumhuriyeti’ne yapılabilecek en büyük hakarettir. Şu ana kadar bölgeden veya bölge dışından hiç kimse İran’dan böyle bir şey talep etmeye cüret edememiştir, hiçbir zaman da edemez.”

Zarif’in buradaki kastı, yeni yardımcısının ABD’nin talebi üzerine “direniş ekseninde” yer alan Esad’ı saf dışı bırakmak için atandığına ilişkin İran’da ortaya atılan iddialardı. Zarif bu konuda da şöyle dedi: “Direniş ekseni bir şahsa bağlı olmayacak kadar güçlüdür. Bu tür yorumlar yapanlar, bilerek ya da bilmeyerek direnişi güçlendirmiyor, aksine zayıflatıyor.”

İran’ın önderlik ettiği “direniş ekseni” Suriye hükûmeti, Irak’taki Şii gruplar, Lübnan Hizbullahı ve Yemen’deki Husi hareketi, namı-diğer Ensar Allah’ı kapsıyor. Eksenin her bir unsuru bir ya da birkaç cephede kendi savaşını veriyor. Bu alanda en nüfuzlu İranlı ismin ise Devrim Muhafızları’nın dış operasyonlar komutanı Kasım Süleymani olduğuna inanılıyor.

Zarif ve Süleymani İran’da pek çok insan için ulusal simge konumunda. Zarif tarihi nükleer anlaşmasını müzakere eden isim, Süleymani ise ülkesinin Akdeniz’e kadar uzanan nüfuz alanlarına nezaret ediyor. Şimdi ikisi de aynı dosyada kendi sorumlulukları açısından çalışırken hangisinin düşünce biçimi benimsenecek sorusu gündeme geliyor.

23 Haziran’da Hollanda’da konuşan Zarif bu sorulara cevaben “İran’da Suriye konusunda konsensüs var.” dedi. Ayrıca Süleymani ile Suriye meselesini konuştuklarını ve krize siyasi çözüm gerektiği konusunda hemfikir olduklarını belirtti.

Gerçekten de İran, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın hemen gitmesine karşı çıksa da siyasi çözüme öteden beri destek veriyor. Kıdemli bir İranlı yetkili de Al-Monitor’a bu bağlamda şöyle dedi: ‘(Suriye’deki) tutumumuzda herhangi bir değişiklik yok. Dört maddeli planı sunduğumuzdan beri aynı şeyi söylüyoruz. Odaklanmamız gereken şey kişiler değil çünkü bu, çözümü engelliyor. Kurumlara ve anayasal reformlara odaklanmalıyız ve Suriye halkına kendi kararını verme imkânı tanımalıyız.’”

More from Ali Hashem (Iran Pulse)