Ana içeriğe atla

Türkiye-AB mülteci anlaşması risk altında

Erdoğan’ın başkanlık planları gereği süren PKK’yla savaşın harekete geçirdiği bir zincirleme reaksiyon, Türkiye’nin AB’yle vardığı mülteciler anlaşmasını tehdit ediyor.
Turkey's Foreign Minister Ahmet Davutoglu and EU Home Affairs Commissioner Cecilia Malmstrom pose during the Turkey-EU Readmission Agreement Signing Ceremony in Ankara December 16, 2013. Turkey and the European Union signed an agreement on Monday allowing EU governments to send back illegal immigrants crossing into Europe from Turkey in a move highlighting a thaw in relations between Ankara and the 28-member bloc.REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS SOCIETY IMMIGRATION) - RTX16KRY

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen günlerde yaşadığı manidar bir “siyasi hafıza kaybı” vakası, Davutoğlu hükümetinin AB ile 18 Mart’ta vardığı mülteci anlaşmasının Ankara kaynaklı bir risk altına girdiğini gösteren güçlü bir emare oldu. Önce Erdoğan’ın amnezisi nasıl oluştu, ona bakalım.

Bu amnezinin, Davutoğlu hükümeti ile AB arasında, Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçen Suriyeli mültecilerin geri alınması konusunda imzalanan anlaşmayı nasıl strese soktuğuna sonra değiniriz. Erdoğan’ın sorunu bu mülteciler anlaşmasıyla ilgili değil, daha önce, 16 Aralık 2013’te henüz kendisi başbakan iken, dönemin dışişleri bakanı Davutoğlu tarafından AB ile imzalanan “vizesiz seyahat mutabakatı”yla ilgili...

Türk vatandaşlarının Schengen alanına vizesiz seyahatini öngören bu mutabakat ile Türkiye-AB mülteciler anlaşmasını ilişkilendiren ise Davutoğlu oldu. Erdoğan’ın hafıza kaybı mülteciler anlaşmasını bu Davutoğlu bağlantısı yüzünden tehdit eder hale geldi.

AB’yle mülteciler anlaşmasını konusundaki müzakereleri çetin pazarlıkçı bir yaklaşımla sürdüren Davutoğlu, konuyla ilgisi olmayan dosyaları anlaşmaya ekletmeyi başardı. Türkiye ile AB arasında sürermiş gibi yapılan müzakerelerde bir iki başlık açılması bunlardan biriydi. Diğeri de vizesiz seyahat mutabakatının ekim 2016 olan uygulama tarihinin hazirana çekilmesi hususuydu. Her şey yolunda giderse Türk vatandaşları Avrupa’ya vizesiz seyahat etmeye beklenenden dört ay önce başlayacaklar ve bu da Davutoğlu’nun “çetin müzakereciliğinin bir başarısı” olacaktı. AB, söz konusu başlangıç tarihinin ekimden hazirana alınmasını kabul etmesine etmişti ama anlaşmayı asla esnetmemişti: Türklerin Avrupa’da vizesiz seyahati için, Ankara hükümetinin AB ile 16 Aralık 2013’te vardığı mutabakatın yol haritasında yer alan 72 kriterin tamamını yerine getirmesi gerekiyordu.

Nihayet, Erdoğan’ın “siyasi hafıza kaybı” da işte bu kriterler konusunda ortaya çıktı. Türkiye Cumhurbaşkanı, mevcut anayasanın kendisini mecbur ettiği tarafsızlık hükümlerini göz ardı ederek Davutoğlu’nu parti ve hükümet başkanlığı görevlerinden ayrılmaya mecbur bıraktıktan altı gün sonra, 10 Mayıs’ta Ankara’da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği üyelerine hitaben konuşurken, “başbakanlığı döneminde vize muafiyeti hususunda kendisine bu yılın ekim ayı için söz verildiğini” hatırlattı ve şöyle devam etti: “Daha sonra ne yaptılar? ‘Biz bunu hazirana çekelim, haziranda yapalım’ dediler. Ama hazirana çekelim derken burada bir şey daha söylediler, ‘Şunu şunu yapacaksınız’ diyerek, 72 tane madde öne sürdüler. İş bu rivayet yeni çıktı, yoktu bunlar, nereden çıktı bunlar? 5 tane madde var ki bunların içinde, bir tanesi felaket. Nedir o? ‘Terörle Mücadele Yasası’nı değiştireceksiniz’ dediler. (...) Biz burada terörle, teröristle mücadele edeceğiz, beyler Avrupa Parlamentosu’nun önünde teröristlere çadır kurduracaklar. Ondan sonra sen kalkacaksın, bana ‘Terörle mücadele yasanı değiştir’ diyeceksin. Sen Türkiye’nin ne zamandan beri bu tür talimatlar aldığını öğrendin? Böyle bir şey olamaz.”

Erdoğan’ın bu sözlerinden, vizesiz seyahatin başlangıç tarihinin Davutoğlu tarafından ekimden hazirana çekilmesinden rahatsızlık duyduğunu anladık. İlginç olan ise bu konuda Davutoğlu’nu değil AB’yi suçlamasıydı. Erdoğan’ın ülkeyi yıl sonuna doğru ya bir otoriter başkanlık rejimi anayasası için referanduma ya da bir erken seçime götürme niyetinde olduğu yaygın bir kanaat ve vizesiz seyahatin hazirana çekilmesinden duyduğu rahatsızlık muhtemelen kafasındaki siyasi takvimle ilgili... Ekimde başlayacak bir vizesiz seyahatin, aynı dönemde sandığa götürülecek olan seçmenin Erdoğan rejimine desteğini artırmak bakımından daha büyük bir etkide bulunacağını kestirmek güç değil.

Erdoğan’ın bir “siyasi hafıza kaybı”na uğradığını düşünmemize yol açan ise 72 kriterden haberi yokmuş gibi davranması. Oysa vizesiz seyahatin başlayabilmesi için Türkiye’nin uyması gereken 72 kriteri de içeren mutabakat metninin imzalandığı salonda Erdoğan da başbakan sıfatıyla ön sırada oturuyordu. Hatta oradaki konuşmasında sürecin kararlılıkla sürdürüleceğinden bahsetmişti.

Bu süreçte Türkiye 72 kriterden 67’sinin gereğini yerine getirmiş bulunuyor. Geriye kalıyor 5 kriter. Neticede Erdoğan’ın bu kriterlerden haberdar olmaması imkânsız. Peki, şimdi neden bunlar sanki yeni ortaya çıkmış gibi yapıyor?

Nedeni şu: Türkiye-AB Vize Serbestisi Mutabakatı’nın yol haritası, Ankara’nın Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirerek AB normlarıyla uyumlu hale getirmesini öngörüyor. Yol haritasındaki “Vatandaşlık hakları ve azınlıkların korunması” başlığı altında yer alan kriterde, örgütlü suç ve terörizmle ilgili olarak Türkiye’de yasal çerçevenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve AB müktesebatı gibi AB normlarına uygun hale getirilmesi isteniyor. Burada amaç, gerek güvenlik güçlerinin uygulamaları gerekse de Türk yargısının anti-terör yasalarının kapsamını geniş yorumlaması sonucunda vatandaşların özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ve toplanma ve örgütlenme özgürlüğüne zarar verilmesinin önüne geçilmesi.

İşte Erdoğan “Terörle mücadele yasalarını değiştirmeyiz” derken, aslında insan hakları başta olmak üzere temel hak ve özgürlükler alanında AB’yle uyum ve demokratikleşmeye karşı çıkıyor. Ayrıca, Türkiye’nin tamamlamadığı diğer 4 kriterden biri “yolsuzlukla mücadeleye AB standartlarının getirilmesi”yle ilgili ve bu konudaki eksiklik, Türkiye tarihinin en ağır yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya kalmış bir iktidar açısından hem çok anlamlı hem de mantıklı.

Erdoğan’ın 2013’te kabul ettiği “terörle mücadelede AB’yle uyum” kriterini şimdi ilk kez görmüş gibi yapmasının nedeni, bu kriterin şimdi işine gelmemesi. Aralık 2013’te PKK’yla “barış süreci” adı altında bir çatışmasızlık durumu yaşanıyordu ve Erdoğan ateşkesin korunmasını 2014’teki yerel seçimler ve cumhurbaşkanı seçimini başarıyla geçmek için gerekli görüyordu. Bu bakımdan o dönemde “terörle mücadele yasalarının AB’yle uyumlulaştırılması”, Erdoğan’ın gözüne bir sorun olarak görünmemişe benziyor.

2016’nın mayısında PKK’ya karşı 10 ay önce başlattığı savaşı sürdürmekten başka bir çaresi olmayan bir Erdoğan var. Bu savaşın askeri olarak sonlandırılması imkânsız. Savaşı PKK’yla anlaşarak bitirmenin ise Erdoğan’ın olası bir referandum ya da erken seçimde başarılı olmak için ihtiyaç duyduğu aşırı Türk milliyetçisi MHP tabanından gelecek oylara mal olacağı aşikâr. Dolayısıyla, Davutoğlu’nu tasfiye ettikten sonra tüm kontrolü ele geçiren Erdoğan’ın, anti-terör yasalarının AB normlarına uydurularak “yumuşatılmasını” reddetmesinin gerçek nedeni, bu adımın milliyetçi oyları kaçırma riskini içermesi. Şimdi hem zaman kazanmaya çalışıyor hem de yardımcılarını kullanarak AB’yi söz konusu kriterleri yumuşatmaya zorluyor.

Erdoğan’ın başkanlık sistemi promosyonunda güvendiği isimlerden biri olan AKP milletvekili ve yöneticisi Burhan Kuzu’nun 10 Mayıs’ta attığı tweet bu amacı taşıyordu. Kuzu Türk vatandaşlarının vizesiz seyahati konusunda “yanlış bir karar almaması” için uyardığı Avrupa Parlamentosu’nu, aksi takdirde “mültecileri (Avrupa’ya) göndermekle” tehdit ediyordu.

Bu sert mesajdan üç gün sonra AKP hükümetinin AB Bakanı Volkan Bozkır, Ankara’nın gerçekte neyi arzu ettiğini Brüksel’de açıkladı: “Konunun tekrar AB Komisyonu’nda değerlendirilerek, bu beş kriterin aşılması konusunda yeni istişareler yapılması”...

Neticede Erdoğan, vize muafiyetini anti-terör ve “yolsuzlukla mücadele” konularında AB normlarına uyum sağlamadan istiyor. Bu konuda AB’nin Türkiye’ye taviz vermesi için herhangi bir neden yok. Velev ki Erdoğan mülteci anlaşmasını bir tehdit ve şantaj unsuru olarak kullanmaya yeltenmesin. Bu durumda ise ciddi sonuçları olacak bir krizin patlak vereceği kesin.

More from Kadri Gürsel

Recommended Articles