Ana içeriğe atla

Türkiye’de ‘Beyaz’ terör

Terörle mücadelede temel amaç eli silahlılarla sivilleri birbirinden ayırmaktır. Türkiye’de bugünlerde yaşananlar bu konuda kafaların karışık olduğunu gösteriyor.
beyaz.jpg

Beyaz, dünyanın her yerinde masumiyet, suçsuzluk ve saflığın rengi olarak bilinir. Belki de tam da bu yüzden Türkiye’de reyting rekorları kıran “Beyaz Show” isimli talk şov programının sunucusu Beyazıt Öztürk şovuna bu ismi verdi. 20 seneden bu yana aralıksız devam eden şovu nedeni ile Türkiye’de yüzbinlerce gencin idolü olan Beyazıt Öztürk’ü artık herkes “Beyaz” olarak tanıyor.

Beyaz’ın 8 Ocak Cuma akşamı milyonlarca insanın seyrettiği programında daha önce Türkiye televizyonlarında yaşanmamış bir olay yaşandı. Canlı yayınlanan şova telefonla Türkiye’nin güneydoğusunda çatışmaların yaşandığı Diyarbakır’dan bağlandığını ve öğretmen olduğunu söyleyen Ayşe Çelik isimli kadın “Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Burada yaşananlar ekranlarda çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Öğrencilerini terk eden öğretmenlere seslenmek istiyorum. Bir daha oralara nasıl dönecekler. O tertemiz çocukların gözlerinin içine nasıl bakacaklar. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın" dedi.

Bu cümleleri ayağa kalkarak ilgiyle dinleyen şovmen Beyaz, Ayşe Çelik’in konuşmasının sonunda onu stüdyoda bulunan çoğu genç yüzlerce konuğa alkışlattı. Uzun yıllardır popüler kültürün önemli isimlerinden olan ve işini siyasete karıştırmaması ile tanınan Beyaz’ın Ayşe Çelik’in bu sözlerini stüdyo izleyicilerine alkışlatmasından sonra Türkiye’de kıyamet koptu.

Türkiye’de giderek toksikleşen siyasi kutuplaşma ve güneydoğudaki 13 kent merkezinde devam eden çatışmalar nedeniyle Türkiye ‘Beyaz terör propagandası yaptı’cılar ile ‘Beyaz’ı yedirmeyiz’ciler arasında ikiye bölündü.

Acaba Beyaz da “terörist” mi çıktı? Beyaz Show’da terör propagandası mı yapıldı? Yoksa insani bir şekilde Türkiye’de devam eden çatışmaları ve sivil ölümlerini mi eleştirdi? Programa bağlanan Ayşe Çelik’in sözleri düşünce ve ifade hürriyeti açısından mı değerlendirilmeli ve Beyaz’ın onu alkışlatması vicdani açıdan maruz görülebilir mi? Şimdi Türkiye bu soruların cevabını arıyor.

Beyaz Show’a yönelik tartışmalar o kadar büyüdü ki şovun yayınlandığı eğlence kanalı yönetimi tepkiler üzerine bir özür açıklaması yaptı. Ardından sunucu Beyazıt Öztürk'ün üzüntülerini belirten ifadeleri geldi: "Üzgünüm, şaşkınım. Benden beklenebilir mi böyle şey? (...) Gerçekten özür diliyorum. Lütfen beni politikaya malzeme etmeyin."

Beyaz kendisinin de bir polis çocuğu olduğunu söyleyerek Ayşe Çelik’in programda söylediklerini alkışlatmasını bir anlık dalgınlık olarak açıkladı. Bu geri adım, hükümet yanlısı ve milliyetçi kesimleri memnun ederken Beyaz bu sefer de “aydın namusunu koruyamadığı, paraya teslim olduğu ve özür dileyerek kendini küçülttüğü” şeklinde eleştiri oklarının hedefi oldu.

Beyaz’ın yaşadığı ve popüler gündeme damgasını vuran bu olay, Türkiye medyasının da yoğun ilgisini çekti. Türkiye gazetelerinde 9 Ocak-12 Ocak tarihleri arasındaki 40’a yakın köşe yazısının konusu bu olaydı. Hükümete yakın ve milliyetçi medyada olay genelde bir “cadı avı” havasında işleniyor. Hükümet yanlısı gazetelerde Beyaz’ın “bedel ödemek zorunda” olduğu teması ağır basıyor.

İşte bu gazete yazılarından sonra, belki de sadece popüler düzeyde kalsa çok da büyümeyecek olan bu olay nedeniyle Beyazıt Öztürk hakkında İstanbul Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı "terör örgütü propagandası yapmak" iddiasıyla soruşturma başlattı.

Diğer yandan programda görüşlerini paylaşan Ayşe Çelik hakkında da “terörü ve terör örgütünü övmek” suçlamasıyla dava açıldı. 26 yaşında çiçeği burnunda bir resim öğretmeni olan Ayşe Çelik’in avukatı Muharrem Erbey, "Müvekkilim öğretmen, yeni evli ve bebek bekliyor. Eşiyle birlikte hukuki destek almak için bana ulaştılar. Büyük korku yaşıyorlar. Karşılıklı istişare ettikten sonra savcılığa gidip ifade vereceğiz" diye konuştu.

Görünen o ki Beyaz’ı hem kişisel olarak hem de şov programının geleceği açısından, Ayşe Çelik’i ise kişisel olarak içinde hukuki süreçlerin de olduğu zor bir süreç bekliyor.

Acaba Beyaz’ın yaşadığı bu olay bir akıl tutulmasını mı gösteriyor yoksa terörle mücadelenin toplumsal boyutunda kararlılığı gösteren yerinde bir adım mı?

Aslında bu sorunun cevabı tam da terörle mücadelenin belki de en kritik prensibi olan eli silahlılarla sivillerin birbirinden net olarak ayrılmasının gerekliliği ile doğrudan ilişkili. Ne yazık ki özellikle 1 Kasım seçimleri sonrasında AKP’nin tek parti hükümeti ile yeniden iktidara gelmesi, Temmuz 2015 sonunda başlayan ve halen devam eden kentli çatışmaları bir türlü dindiremedi.

Beyaz’ın başına gelenlerden anlıyoruz ki her türlü kavramın, aktörün ve olayın hükümet yandaşlığı veya hükümet karşıtlığı üzerinden tanımlanır hale geldiği Türkiye’de, “terör” ve “terör propagandası” kavramları da giderek popülerleşerek hükümet yanlılığı-hükümet karşıtlığı spiralinin öğüttüğü bir araç haline geldi. Son yıllarda Türkiye popüler kültürünün ürettiği en önemli markalardan olan Beyaz bile bu spiralden kaçamadı.

İstanbul’da 12 Ocak’ta yaşanan IŞİD intihar saldırısı, Suriye’de iç savaşın giderek daha da sıvılaşarak Türkiye içine taştığını göstermesi açısından önemli. Çünkü bu terör saldırısının ilginç şekilde faili de kurbanları da Türkiye vatandaşı değil ancak saldırının mekânı Türkiye. İşte böylesine hassas bir süreçte Türkiye’nin tam da ihtiyacı olan şey kutuplaşma değil, tam aksine toplumsal uzlaşı ve iç barış.

Ancak ne yazık ki kamuoyunun bir kısmının “terör propagandası” diğerinin “vicdani bir çağrı” olarak tanımladığı bu olay da gösteriyor ki Türkiye’de iç siyasetin de körüklediği toplumsal kutuplaşma ciddi boyutlara ulaştı. Hal böyle olunca “terör” gibi hayati bir kavram bile toplumun üzerinde tam olarak uzlaşamadığı bir kutuplaşma konusu haline dönüşüveriyor. Kutuplaşma arttıkça da asıl kaybeden Türkiye toplumunun tamamı oluyor.

Diğer yandan giderek terör konusundaki gerçeklik algısını yitirmekte olan Türkiye toplumu da önemli bir gerçeği ıskalıyor. Beyaz’ın “terör propagandası” yaptığı iddiası aslında olaya ilişkisel bakıldığında terörün de ‘Beyazlaşması’ demek. Yani Beyaz gibi Türkiye’de popüler kültürün önemli bir markasını terör kavramı ile yan yana getirerek terörü tartışmak, toplumda fikir düzeyinde marjinal kalması gereken bu kavramı popüler tartışmaların ortasına çekmek anlamına geliyor. Aslında Türkiye’de terör kavramını olur olmadık yerlere çekiştirip kullananlar belki de ülkedeki huzuru ve iç barışı bozuyorlar.

More from Metin Gurcan