Ana içeriğe atla

İsrail ordusu Yahudi teröristlerin evini niçin yıkmıyor?

Yahudi teröristlerin aileleri için endişelenecek bir şey yok. Çünkü İsrail hükümeti Filistinlilere karşı ceza olarak kullandığı ev yıkma politikasını onlara uygulamıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A Palestinian man smokes a cigarette as he sits near his belongings after the Israeli army demolished his shanty, that his family lives in, near the Israeli West Bank settlement of Maale Adumim, near Jerusalem January 6, 2016. The owners of the shanty said they were informed by the Israeli army that the demolition was carried out because they did not have Israeli-issued permits to reside in the area. REUTERS/Mohamad Torokman  - RTX2199M

“Ne babalar çocuklarının günahından ötürü ne de çocuklar babalarının günahlarından ötürü öldürülmeyecek. Herkes kendi günahı yüzünden öldürülecek.” (Tesniye 24:16)

Batı Şeria’nın Duma köyünde yaşayan Devabişe ailesi geçen temmuzda katledilmişti. Bu cinayetlerin faili olarak bu hafta Amiram Ben-Uliel suçlandı. 21 yaşında, evli ve yeni doğan bir bebeğin babası olan Ben-Uliel hüküm giyerse gelecek yıllarını muhtemelen demir parmaklıklar ardında geçirecek. Gerekli izinleri alabilirse arada cezaevinden çıkıp Kudüs’teki dairesine ve Karmei Tsur yerleşiminde yaşayan ailesinin yanına gidebilecek. Ben-Uliel ailesinin komşularına gelince onların korkmaları için bir neden yok. Zira mahalleye bomba uzmanları doluşmayacak, evlerin duvar ve pencereleri güçlü bir patlamanın etkisiyle çatlayamayacak. Temmuz 2014’te Muhammed Ebu Haydar isimli Filistinli genci öldürmekle suçlanan Yusuf Haim Ben-David’in komşularının da endişelenmesi için bir neden yok. Ben-David suçlu bulunursa ömür boyu hapis cezası alır ama onun da ailesinin evine dokunulmaz. Doğrusu da bu zaten.

Bahsi geçen iki acımasız terör saldırısı onlarca İsrailli ve Filistinlinin hayatına mâl olan bir şiddet sarmalını tetiklemişti. Olaylar hâlen devam ediyor.

Başbakan Benjamin Netanyahu 4 Ocak’ta Knesset kürsüsünden “Terör terördür, terördür.” dedi. O zaman bu mantıkla hukuk da hukuktur, hukuktur. Kanun da kanundur, kanundur ve kanuna göre ceza da cezadır, cezadır. Ancak bunlar Batı Şeria’nın İsrail ordusunun kontrolünde olan B ve C bölgeleriyle Filistin Yönetimi’nin kontrolünde olan A bölgesi için geçerli değil. Dahası İsrail hukukuna tâbi olmasına rağmen Kudüs’te de sadece Filistinli saldırganların aileleri evlerini kaybediyor. Uygulama Yahudi faillerin ailelerini kapsamıyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri geçen kasımda Filistin’in Nablus kentinde ve Silvad köyünde bulunan dört evi havaya uçurdu. Bu evler 1 Ekim’de Itamar yerleşimi yakınlarında öldürülen Henkin çifti ile 29 Haziran’da Benyamin bölgesinde öldürülen Malaçi Rosenfeld’in katil zanlısı olan dört kişiye aitti. Tıpkı Ben-Uliel ve Ben-David gibi onlar da henüz hüküm giymiş değil. Ancak bu evlerde yaşayanlar yaşlı, bebek demeden yağmur ve soğukta sokağa atıldı. Oğulların günahları için aileler bedel ödedi.

Yüksek Mahkeme Yargıcı Noam Solberg ev yıkımlarına ilişkin aralıkta verdiği bir kararda hükümetin Olağanüstü Hâl Yönetmeliği’ne dayanarak evleri yıkarken -- ki bu Filistin’deki İngiliz mandasından kalan bir düzenlemedir -- milliyete göre ayrımcılık yaptığı iddiasını değerlendirdi.

“Yahudiler tarafından Araplara karşı düzenlenen saldırılar gerçekten de yadsınamaz.” diyen yargıç bunlara örnek olarak “Muhammed Ebu Haydar’ın korkunç bir şekilde öldürülmesi ve Devabişe ailesi üyelerine karşı işlenen tüyler ürpertici cinayeti” gösterdi. Ancak Arap teröristlerle Yahudi teröristlere yönelik kararların eşit olması için bir gerekçe bulunmadığını belirten yargıç, Yahudilerin Araplara saldırmak için kışkırtılmadığını, bu tür eylemlerin kararlı ve kesin bir dille “herkesçe” kınandığını, ancak aynı şeyin diğer taraf için geçerli olmadığını savundu. Dolayısıyla da şu sonuca vardı: “Ev yıkımlarıyla amaçlanan geniş kapsamlı caydırıcılık etkisine Yahudi kesimde ihtiyaç yok.”

Peki, Yahudi toplumu Başbakan Netanyahu’nun sık sık söylediği gibi Yahudi teröristleri gerçekten kesin ve kararlı bir dille kınıyor mu? Yahudilerin saldırıları teşvik etmediği doğru mu? Sosyal paylaşım ağlarına, internetteki yorumlara ara sıra göz atılsa iyi olur. Buralarda her gün “Araplara ölüm” çağrıları yapılıyor, intikam saldırıları teşvik ediliyor, Hz. Muhammed’e küfürler ve Arap futbolculara hakaretler yağdırılıyor. Başbakan’ın son seçimlerde sarf ettiği o cümleyi de unutmayalım: “Arap seçmenler sürüler hâlinde sandıklara gidiyor.”

Muhterem yargıç ve Başbakan, Filistinli bir teröristin televizyonda program yapmasına, önemli gazetelerde köşe yazmasına ya da bir gazeteye editör olmasına acaba ne tepki verirdi? İnsan hakları aktivistleri ve gözlemci kuruluşların üyeleri yakında Knesset’e girerken yaka kartı takmak zorunda olacak. Ancak hüküm giymiş teröristler için yaka kartı zorunluluğu olmadığı için Knesset Kanalı’nı izleyenler ya da Makor Rişon ve Maariv gazetelerini okuyanlar televizyon sunucusu, köşe yazarı ve Makor Rişon Genel Yayın Yönetmeni Haggai Segal’in hüküm giymiş bir terörist olduğunu pek hatırlamaz. Ağır yaralama, yasa dışı silah bulundurma ve terör örgütü üyeliğinden hüküm giyen Segal, Yahudi Yeraltı örgütünün başka üyeleriyle birlikte 1984’te tutuklanmış ve iki yılı ertelenmek üzere beş yıl hapse mahkûm olmuştu. Neticede iki yıl yatıp çıktı.

Filistin köylerini kundaklayan Yahudi fanatikler de 1980’lerde faal olan Yahudi Yeraltı örgütünün eylemlerinden feyz alıyorlar. Dönemin Cumhurbaşkanı Chaim Herzog’un siyasi ve toplumsal baskılara boyun eğerek örgüt üyelerine af çıkardığını da hatırlıyorlar. Af kapsamına üç Filistinli öğrenciyi öldürme ve Batı Şeria’da iki belediye başkanını sakatlama suçlarından ömür boyu hapis cezası alanlar da dâhildi. Herzog onların cezalarını üç kez hafifletti. Cezaevindeki iyi hâlleri de göz önüne alınarak yedi yıl yattıktan sonra salıverildiler.

Yetişkin çocukların suçları yüzünden aileleri ve hatta komşuları cezalandırmanın ne kadar ahlaki olduğu, milliyetçi suçlara uygulanan cezalarda ayrımcılık yapılması ve ev yıkmanın bir ceza olarak ne kadar hukuki olduğu dışında ev yıkmanın caydırıcı etkisi de tartışma konusu. Haaretz’in askeri uzmanı Amos Harel 2005’te evleri yıkılacak korkusuyla saldırı planlayan oğullarını ele veren ailelere dair IDF’nin örnekler sunduğunu yazmıştı. Ancak bu örneklerin yıllar süren çatışmalar boyunca 20’yi geçmediğini de eklemişti.

Harel’e göre 2003’ün sonunda bin gün süren ikinci intifada çatışmalarının ardından IDF içinde yayımlanan bir çalışmada şu sonuca varılmıştı: “Şu ana kadar ev yıkımlarının caydırıcı etkisine dair kanıt yok.” Çalışmaya göre IDF’in evleri yıkmaya başlamasından birkaç ay sonra terör saldırıları arttı. İntifadanın en sıcak günlerinde Merkez Komutanlığı’nın başında olan Yedek Tümgeneral Yitzhak Eitan ev yıkımlarının intikam saldırılarına gerekçe sağladığını söylemişti. 2005’te yıkım politikasını inceleyen Tümgeneral Udi Şani başkanlığındaki askeri komisyon da uygulamanın körüklediği nefretle yarardan çok zarar getirdiği ve sonlandırılması gerektiği sonucuna varmıştı. Bu yöndeki öneriler dönemin IDF komutanı Moşe Yalon’a sunulmuştu.

Bugün Savunma Bakanı olan Yalon yıkım politikasının baş savunucularından biri. Tabii sadece Arap teröristlerin evleri için. Koalisyon ortağı Knesset üyesi Bezalel Smotrich’in dediği gibi “Yahudiler terörist olamaz.”.

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial