Ana içeriğe atla

Erdoğan Suriye’de hiç olmadığı kadar yalnızlaştı

Türkiye’nin bir Rus savaş uçağını düşürmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan savunmada. Suriye savaşı ise daha tehlikeli bir evreye giriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Russia's President Vladimir Putin (R) and his French counterpart Francois Hollande speak after a news conference at the Kremlin in Moscow, Russia, November 26, 2015. France and Russia agreed on Thursday to exchange intelligence on Islamic State and other militant groups in Syria to help improve the effectiveness of their aerial bombing campaigns in the country, French President Francois Hollande said. REUTERS/Alexander Zemlianichenko/Pool  - RTX1W0QV

Erdoğan’ın ters tepen hamlesi

Türkiye’nin 24 Kasım’da bir Rus savaş uçağını düşürmesi şu ana kadar iki belirgin sonuç doğurdu: İslam Devleti’ne (İD) karşı kurulan ABD önderliğindeki koalisyon ile Rusya arasında iş birliğini derinleştirme imkânı doğdu, Türkiye-Rusya ilişkileri ise dibe vurdu.

26 Kasım’da bir araya gelen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande Suriye’deki hedeflere ilişkin bilgi paylaşma ve “sadece teröristleri” vurma konusunda anlaştı. Putin, İD’le mücadele eden ABD önderliğindeki koalisyonla “iş birliğine hazır” olduklarını belirtti.

Krizi fırsata dönüştüren bu umut verici diplomaside puanlar Hollande ve ABD Başkanı Barack Obama’nın hanesine yazılmalı. Görünen o ki iki lider, hava sahası ihlalinde bulunduğu iddia edilen Rus uçağına Türkiye’den verilen bu saldırgan tepkinin Suriye savaşını bitirme hedefini rehin almaması gerektiğini düşünüyor.

Türkiye’nin Suriye’de giderek yalnızlaştığının bir diğer işareti, Wall Street Journal gazetesinin 28 Kasım tarihli manşet haberinde yer aldı. ABD’nin Suriye sınırında güvenliği sağlaması için Türkiye’ye uyguladığı baskıyı anlatan haberde Obama yönetiminden üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine yer veriliyor: “Artık yetti. (…) Bu, uluslararası bir tehdit ve bu tehdit Suriye’den kaynaklanıyor ve Türk toprakları üzerinden geliyor.”

Rus ve Türk uçaklarının nasıl bir ortamda karşı karşıya geldiğini anlatan Metin Gürcan, Şii İran milisleriyle Rus uçaklarının destek verdiği Suriye ordusunun 19 Kasım’dan itibaren Türkiye sınırına sadece 15 kilometre mesafede bulunan Türkmen ağırlıklı Bayırbucak bölgesinde Türkmen gruplarla, Fetih Ordusu’yla ve Nusra Cephesi ile çarpıştığını aktarıyor. Suriye yönetimi ve müttefikleri, gür ormanlarla kaplı bu dağlık bölgeyi muhalif savaşçılardan temizleyerek İdlib ve Halep yönünde yeni taarruzlara zemin hazırlamak ve olası bir ateşkes öncesinde Bayırbucak’ta bulunan çoğu Çeçen Kafkasyalı savaşçıları buradan çıkarmak istiyor.

Bölgedeki Türkmen güçleri hedef alan saldırılara Ankara’nın sert tepki verdiğini hatırlatan Semih İdiz, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun olaydan iki gün önce 22 Kasım’da yaptığı şu açıklamaya yer veriyor: “Biz buradaki kardeşlerimizin bulundukları yerde korunmaları için ve herhangi bir tehdit karşısında insani haklarının korunması için gerekli tedbirleri diplomatik açından da her alanda da alırız.”

İdiz Türkiye’nin bu hareket tarzıyla Suriyeli Türkmenlere destek iddiasına zarar verdiğini yazıyor: “Türkiye’nin Rus uçağını düşürerek kararlılık ve askeri yeteneklerini sergilemekten duyduğu milli ‘gurur’ anı geçtiğinde gözler diplomatik alanda yaşanacaklara çevrilecek ve bu olayın siyasi sonuçlarının ne olacağı izlenecek. (…) NATO Türkiye’nin çağrısı üzerine ve kuralları gereği bu çağrıya uymak durumunda olduğu için acil olarak toplanacak ancak toplantıdan krizi tırmandıracak bir sonuç çıkması pek olası görünmüyor. Paris saldırılarının ardından Batı’da radikal İslamcı örgütlere yönelik tepkinin artması ve Fransa’nın Rusya’yla birlikte Rakka’da İD hedeflerini vurması BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya’nın elini güçlendiren unsurlar. Bu da Türkiye’nin müttefiklerinden, Türkmenler veya bölgede Suriye rejimine karşı savaşan diğer radikal Sünni gruplar konusunda pek destek alamayacağı anlamına geliyor. Türkiye’nin Esad rejimiyle savaş konusunda müttefikleriyle yaşadığı anlaşmazlık da sürüyor. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Suriye’deki askeri harekâtın hedefinde Esad rejiminin bulunmadığını ve koalisyon güçlerinin İD’le mücadele etmek ve mücadele eden gruplara yardım etmek için orada olduklarını söyledi. Neticede Türkiye’nin müttefiklerinden faal bir destek almadan Rusya ve Esad rejiminin Kuzey Suriye’deki faaliyetlerine karşı ve oradaki Sünni ağırlıklı siyasi tabloyu güvenceye almak için yapabileceği fazla bir şey yok.”

Uçak düşürme olayının ardından Türkiye’nin Suriyeli Kürtlere yaklaşımı da giderek mercek altına alınıyor. Bu yaklaşım hem ABD’nin Suriye politikasıyla hem de Rusya’nın buradaki hamleleriyle taban tabana zıt. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 14 Kasım’da Suriyeli Kürtlerin başat örgütü Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile İD arasında “hiçbir fark” olmadığını söylemişti. ABD ise PYD’nin silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) Suriye’deki en etkili ortakları arasında sayıyor. Bu görüş ayrılığı bugüne kadar çözülemediğine göre ABD ve Türkiye’nin bu politikaları eninde sonunda karşı karşıya gelecek.

Cengiz Çandar’ın bu konudaki değerlendirmesi şöyle: “Ankara-Moskova ilişkilerinin bozulması, kuzey Suriye’de hâlen 98 kilometrelik bir sınır hattını kontrol eden İD’in buradan çıkarılmasına yönelik Türkiye-ABD iş birliğine de gölge düşürebilir. İncirlik Hava Üssü’nü ABD’ye açan Türkiye, karşılığında YPG güçlerinin ‘Fırat’ın batısına’ geçişinin engelleneceği konusunda üstü kapalı söz aldı. Rusya İD’in sınır bölgesinden çıkarılması için YPG’ye açıktan destek verirse böylesi bir siyasi hamle sadece ABD-Rusya ilişkilerini değil, Washington’la Ankara arasındaki iş birliğini de zorlar. Sonuçta Türkiye bir NATO üyesi. Ancak görevdeki son yılında olan ve Suriye’de doğrudan askeri müdahale konusunda isteksizliği giderek artan Obama yönetimi ‘Transatlantik İttifakı’nın hırçın ergenini’ 5. Maddeyi harekete geçirmekten alıkoymakta zorlanabilir.”

Zülfikar Doğan ise Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile PKK’yi özdeşleştirerek HDP’yi zayıflattığını, parti içinde çatlakların baş gösterdiğini aktarıyor. Öte yandan Orhan Kemal Cengiz de güvenlik açısından son 10 senenin en kötü günlerini yaşayan Kürt ağırlıklı güneydoğu bölgelerinde halkın İslamcı bir paramiliter güç olarak algıladığı ve “Esedullah Timleri” adıyla anılan birimlerin PKK’ye karşı operasyonlarda yer aldığını anlatıyor. Cengiz şöyle yazıyor: “Haberler, görgü tanıklarının anlatımları, medyaya yansıyan görüntüler alt alta konulduğunda polisin içinde dini motifleri ağır basan, oldukça sert yöntemler kullanan ve Kürtlerden alerji duyan bir yapının Güneydoğu Anadolu’da yapılan operasyonlarda gittikçe ön plana çıktığı anlaşılıyor. Yine öyle anlaşılıyor ki ister bunun gerçek bir temeli olsun, isterse sadece psikolojik faktörlerden kaynaklanıyor olsun bölge insanı bu polisleri IŞİD zihniyetine sahip, onlarla bağlantılı bir tür paramiliter bir güç gibi algılamaktadır ve bu algının Kürt sorununu çevreleyen çatışma, gerginlik ve güvensizlikler üzerinde olumlu bir etki yaratmayacağı açıktır.”

Pınar Tremblay’in aktardığı ulusal böbürlenmeler ve NATO müttefiklerinin meşru müdafaa konulu basmakalıp sözlerine rağmen uçak düşürme krizi fiyaskoya dönüştü ve Erdoğan gerilimi düşürme yönünde bazı mesajlar verdi. Örneğin Putin’le görüşmek istedi ama bu konuda henüz başarılı olmuş değil. Paris’te 30 Kasım’da başlayacak iklim zirvesi belki böyle bir buluşmanın vesilesi olabilir. Diğer dünya liderlerinin bulunduğu bir ortamda gerçekleşecek böyle bir görüşme Suriye’de siyasi çözüm ve İD’e yönelik askeri mücadelenin daha koordine şekilde yürütülmesi yönünde olumlu bir adım teşkil edebilir.

Suriye savaşında daha tehlikeli bir evre

Türkiye’nin Rus jetini düşürmesi Suriye savaşının yeni ve daha tehlikeli bir evreye girdiğini gösteriyor. Suriye’de yaşananlar artık bir tarafta İran destekli, karşı tarafta da Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye destekli Suriyelilerin yürüttüğü bir “vekâlet savaşından” ibaret değil. Savaş alanında artık Amerikalı, Rus ve İranlı “postallar” var. Suriye’de iki askeri üssü olan Rusya ülkenin tamamında havadan müdahale ediyor. Türkiye sağgörü göstererek Suriye üzerindeki hava operasyonlarını durdurdu. Mesele artık Erdoğan’ın Esad’a karşı kişisel kan davasını da Suriyeli Kürtleri engelleme isteğini de fazlasıyla aşıyor. Türkiye’nin pervasız eylemi NATO’yu güç durumda bıraktı, Suriye’nin ötesine geçen sonuçlar doğurabilecek bir gerilim yarattı. Fırtınanın atlatılmış olmasında en büyük pay Obama, Hollande ve Putin’e ait.

Bu olay Türkiye’nin Suriye’deki mücadeleye gönülsüz katkısına da dikkat çekiyor. Rus uçaklarının hedefi gerçekten Nusra Cephesi’yle bağlantılı gruplar ise Ankara niçin onlara birkaç dakika Türk hava sahasında kalma imkânı lütfetmez? Mesele burada Rus ve Türk taraflarının Rus uçağının rotasını değiştirmek için gerekli prosedürleri izleyip izlemediği meselesi değil. Mesele daha genel anlamda Türkiye’nin İD’le mücadelede, Esad güçleri bir yana Rusya ve İran’ın gerisinde kalıyor olabileceğidir. Ayrıca Türkiye-Suriye sınırında BM Güvenlik Konseyi kararlarına konu olan yabancı savaşçılar ve kaçak ticaret meseleleri de var.

Suriye savaşındaki bu yeni evrenin bir diğer boyutu da Suriye ordusunun İD ve Nusra Cephesi’yle mücadeledeki rolü. Hem Hollande hem Fransız Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Esad’sız siyasi geçiş süreci bağlamında da olsa İD’le mücadelede Suriye hükümet güçlerinden yararlanılabileceğini belirtti. Gerçek şu ki İran, Hizbullah ve Rusya destekli Suriye ordusu bu terör gruplarıyla mücadelede bugün en etkili Arap gücü konumunda. Bruce Riedel’in de geçen hafta yazdığı gibi Arap koalisyon güçleri adeta ortada yok. Ayrıca Birleşmiş Milletler ve başka örgütlerin de belirttiği gibi muhalif güçlerin birçoğuna Nusra Cephesi nüfuz etmiş durumda. Burada şu soruyu sormak yersiz olmaz: İran ve Hizbullah destekli hükümet güçleri Halep’i geri alırsa Halep halkı Körfez devletlerince desteklenen mezhepçi güçlerin geri gelmesini mi ister yoksa huzura kavuşmak umuduyla yeni güçlere kucak mı açar?

Viyana süreci önümüzdeki aylarda ivme kazanırsa bir sonraki eşik şu olacak: Başta Suudi Arabistan olmak üzere Suriye’de muhalif ve Selefi güçleri desteklemiş olanlar, geçiş süreci kapsamında Esad’ın gidip gitmeyeceği meselesine mi odaklanmaya devam edecek yoksa İran’ın Suriye’yle bağını koparmak adına “İran ekseni” ile mücadeleyi mi sürdürecek? Buradaki gidişatı izlemek önemli, özellikle de Rusya-İran-Suriye-Hizbullah ittifakı karada teröristlerle mücadeleyi sürdürürse ve İD gibi terörist grupları kökten bitirmek isteyen Suriyeliler ile uluslararası toplum Suriye halkına bu denli ıstırap çektiren mezhepçi gündemlere “Artık yeter!” diyecek olursa.

More from Week in Review

Recommended Articles