Ana içeriğe atla

Katar İran’ın Körfez’e açılan kapısı mı oluyor?

İran ve Katar arasında son dönemde yaşanan yakınlaşma Orta Doğu’da yeni tartışmalara yol açarken birçok kesim bu adımı mevcut çatışmaların azaltılması bakımından olumlu karşılıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Qatar's Emir Sheikh Tamim bin Hamad al-Thani waits for U.S. Secretary of State John Kerry before their meeting at the Diwan Palace in Doha, August 3, 2015. Kerry is meeting his Gulf Arab counterparts for talks in Qatar as he attempts to ease the concerns of key allies over the Iran nuclear deal. REUTERS/Brendan Smialowski/Pool - RTX1MTEV

Orta Doğu’nun ittifaklar haritası bölgesel ve uluslararası çatışmaların etkisiyle hızla değişiyor. Temmuzda imzalanan nükleer anlaşma ve İran’ın Batı’yla ilişkilerinde genel olumlu seyirle birlikte bölgedeki birçok ülke dış ilişkilerini gözden geçirmeye başladı.

İran nüfuzunun yayılmasından şikâyet eden ve bunu engellemeye çalışan ülkeler İran’ın daha da güçlendiğini düşünüyor. Ancak nükleer anlaşmanın ardından bazı Körfez ülkeleri, özellikle de Katar gerilimi düşürmeye ve İran’la arasını ısıtmaya çalışıyor.

Öte yandan İran da nükleer anlaşmanın ardından benimsediği tutumlarla kendisine karşı oluşan direnci dikkate aldı. Reformcular İran’ın Körfez ülkelerine açılım yapması gerektiğini savundu. Devlet Uzlaştırma Konseyi Başkanı Ayetullah Ali Ekber Haşemi Rafsancani, 18 Ekim’de verdiği demeçte İran’ın Suudi Arabistan’la ilişkilerini düzletmesi gerektiğini ve bunun Batı’yla nükleer görüşmelerde izlenen karşılıklı menfaat ve saygı yaklaşımıyla mümkün olacağını belirtti. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de 14 Ekim’de birbirine zarar vermenin ne İran’ın ne Suudi Arabistan’ın menfaatine olduğunu vurgularken şöyle dedi: “İran ve Arap ülkeleri aynı gemide. Bu gemi batarsa gemideki herkes boğulur.”

Katar’ın benimsediği tutum Tahran’ın bu yeni yaklaşımıyla bağdaştı. Görünen o ki Katar nükleer müzakerelerin sonucunu beklerken İran’ın Batı’yla yakınlaşmasına hazırlıklıydı, bunu olumlu karşılıyordu ve kendi ilişkilerine de bu doğrultuda ayar veriyordu.

Nükleer anlaşma sağlanınca ilk olumlu açıklamalardan biri Katar’dan geldi. Dışişleri Bakanı Halid Attiye 4 Ağustos’ta anlaşmanın bölgesel güvenliğe hizmet ettiğini söyledi.

Katar Emiri de 28 Eylül’de BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada İran’la iş birliği ve yakınlaşma gereğine odaklandı. Emir şu ifadeyi kullandı: “Doha ve Tahran arasındaki ilişkiler ortak menfaatler ve iyi komşuluk ilişkileri temelinde değişiyor ve istikrarlı bir şekilde gelişiyor.” Emir ayrıca “nükleer anlaşmanın bölgede güvenlik ve istikrara katkı yapmasını umutla beklediklerini” ve “İran’la Körfez ülkeleri arasında diyaloğa ev sahipliği yapmaya hazır olduklarını” belirtti.

Öte yandan Katar, Yemen savaşına da yansıyan Suudi-İran husumetinin etkisiyle bölgedeki Suudi nüfuzunun artmasından kaygı duyuyor. Suudi-Katar gerilimi, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin 5 Mart’ta Katar’daki büyükelçilerini geri çekmesiyle yükselmiş, bu durum Katar’ın bölgesel etkinliğini zayıflatmıştı.

Katar, İran’la yakınlaşma yönünde bir adım daha atarak askeri ve güvenlik iş birliğiyle ilişkilerde niteliksel bir değişime de gitti. İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı, İran ve Katar’ın 18 Ekim’de güvenlik anlaşması imzaladığını, iki ülkenin bu kapsamda sınır sularında suçla mücadelede iş birliği yapacağını duyurdu.

İran ve Katar anlaşma öncesinde de bir dizi görüşme yapmış, mutabakatlar sağlamıştı. Örneğin aralık 2010’da İran ordu komutanları Devrim Muhafızları’na ait gemilerle Katar’a gitti, burada yapılan görüşmelerde mutabakatlara varıldı. Bir güvenlik anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlanan görüşmelere İran’ın Katar’daki Büyükelçisi Abdullah Sahrabi ve askeri ataşesi Maşallah Purse de katıldı. Takip eden dönemde iki ülke askeri iş birliği, güvenlik ve ekonomi alanlarında temaslarını sürdürdü.

Siyasi gelişmeler dışında Katar ve İran ekonomik alanda da özellikle iki ülke arasındaki doğal gaz sahalarında ortak menfaatlere sahip. Katar şunun pekâlâ farkında ki İran’a yönelik yaptırımlar kalktığında Katar’ın bu alandaki ayrıcalıklı konumu sona erecek. Doğal gaz sektörüne yatırım yapan yabancı şirketler bugün sadece Katar’la çalışabiliyor. Yaptırımlar kalktığında İran da bu çalışmaları yapabilecek. Bu bağlamda nükleer anlaşma tüm yönleriyle uygulamaya konduğunda – ki bu süreç altı ayı bulabilir -- BM yaptırımları kalkacak ve Katar-İran ortak gaz sahalarında yeni yatırım projeleri devreye girecek. Bu projeler iki ülke arasında anlayış ve iş birliği gerektirecek.

Katar bölgedeki mezhepsel çatışmada Suudi kampında yer almak istemiyor. Kendini Arap dünyasının liderleri arasında gören Katar, Suudi Arabistan’la zaten bazı sınır anlaşmazlıkları yaşıyor ve bu ülkenin nüfuzu altına girmek istemiyor. Katar bu nedenle de ittifaklarını çeşitlendirmek ve İran’la Batı arasındaki çatlağın onarılmasından sonra İran’la yakınlaşmak istiyor.

Son Katar-İran güvenlik anlaşması Körfez ülkelerinde ve Irak’ta çok farklı tepkilerle karşılandı. Bedir Örgütü gibi İran’la iyi ilişkiler içinde olan çevreler anlaşmayı olumlu karşılarken bazıları bu adımı ihanet olarak gördü. Irak parlamentosundaki İran yanlısı Bedir Bloku 22 Ekim tarihli açıklamasında anlaşmaya destek verdi ve diğer Körfez ülkelerine de İran’la uzlaşma çağrısı yaptı.

Katar-İran yakınlaşmasına karşı olan Körfez medyası ise güvenlik anlaşmasının içeriğini abarttı ve konuyu Suudi-İran çatışmasına alet etti. Örneğin Suudi Arabistan’ın Seda gazetesi, 20 Ekim tarihli haberinde anlaşma kapsamında İran donanmasının Katar sularına gireceğini ve Katar deniz kuvvetlerinin İran’ın Keşm Adası’nda eğitim göreceğini yazdı. Gazeteye göre anlaşma Katar’ın Körfez’deki komşuları için güvenlik tehdidi oluşturuyor. Körfez’deki bazı haber siteleri ise Katar’ın “Amerikan gözdesi” konumundan “İran müstemlekesi” olma yolunda ilerlediğini yazdı.

Abartılı yorumları bir kenara bırakırsak Orta Doğu’daki tecrübeler bize şunu gösteriyor: Bölgede hasım ülkeler arasında siyasi denklemler değişince ittifaklar da değişiyor ve bazen bu değişiklikler, benzer girişimlerde bulunma imkânı olmayan Irak ve Suriye gibi savaş hâlindeki ülkeler için acı sürprizlerle sonuçlanabiliyor.

More from Ali Mamouri

Recommended Articles