Ana içeriğe atla

Rusya Suriye’de tam olarak ne yapıyor?

Moskova’nın Suriye savaşındaki tutumu ittifakları, bölgesel oyuncuları ve silahlanma hamlelerini içeren karmaşık bir denklemi yansıtırken, Orta Doğu’da ABD ve Rusya arasındaki makasın açıldığını gösteriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
mig31.jpg

Rusya’nın Suriye’ye sağladığı silah ve eğitmen desteğini artırması bugünlerde dünya medyasında en çok tartışılan konulardan biri. Peki, gerçekte neler oluyor?

Birincisi Moskova Şam’a askeri ve teknik destek sağladığını hiçbir zaman saklamadı. Rus yetkililerin de sürekli vurguladığı gibi bu destek uluslararası hukuka uygun olarak ve iki taraf arasında imzalanan sözleşmeler çerçevesinde sağlanıyor. Bununla birlikte geçmiş örneklerden de görüldüğü gibi Moskova, Şam’ın komşularıyla ilişkilerinde ciddi sıkıntı yaratabilecek silahları tedarik etmekten kaçındı. Örneğin yakın geçmişte İsrail’in yoğun itirazları sonucunda Rusya, S-300 uçaksavar sistemlerini Suriye’ye vermekten vazgeçti. İsrail, topraklarının tamamının bu sistemlerin menziline girebileceğini öne sürmüştü.

İkincisi İslam Devleti (İD) ile mücadele bugün ön plana çıkmış durumda. ABD ve koalisyondaki müttefikleri hâlihazırda Suriye’deki İD mevzilerini bombalıyor. Rusya’nın ulusal güvenliğine doğrudan tehdit olarak gördüğü bu şer odağı ile mücadelede küresel ve bölgesel güçlerin katılımıyla geniş bir koalisyonun oluşturulmasını istediği çok iyi biliniyor. Volga bölgesinde hoşgörüsüyle bilinen tek bir yöreden en az 200 kişinin İD saflarına katıldığını söylemek Rusya’ya yönelen tehdidi açıklamakta yeterli olur. Kuzey Kafkasya’dan bahsetmeye gerek bile yok. Ancak geniş bir koalisyonun kurulması hâlâ uzak bir hedef.

Üçüncüsü iki cephe hattında mücadeleye öncülük eden ılımlı Suriyeli muhalifler, teröristlerden çok daha zayıf ve giderek zemin kaybediyor. Rus uzmanlara göre muhalefet Suriye’nin yaklaşık yüzde %5’ini kontrol ederken ülkenin neredeyse yarısı İD’in elinde. Bu şartlarda Suriye hükümetine verilen destek Şam’ın cihatçılara karşı mücadelesiyle sınırlı görülüyor.

Moskova son aylarda ulusal uzlaşı gereğini yüksek sesle dile getiriyor ve Suriye muhalefetinden birçok grupla temaslar geliştiriyor. Ancak bununla birlikte Suriye hükümetinin İD’le mücadele edenler için müttefik olduğuna inanıyor ve bu mücadeleyi öncelik olarak görüyor. Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan bir Rus yetkili “Biz şahsen Cumhurbaşkanı Esad’a değil, Suriye devletinin Şam’daki meşru hükümetine yardım ettiğimize inanıyoruz.” diyor.

Medyada yer alan haberlere bakılırsa Rusya’dan Suriye’ye sağlanan silah ve teçhizat gerçekten artmış durumda. Rus medyasının atıfta bulunduğu çatışma uzmanı Yuri Lyamin’in “imp-navigator” isimli bloğuna göre Karadeniz ve Boğazlardan geçen gemilerin sayısı ağustos ve eylülde belirgin şekilde arttı. Lyamin bu bağlamda Novocherkassk, Azov, Karolev, Caesar Kunikov ve Nikolay Filchenkov isimli çıkarma gemilerini ve bir ilk olarak Alexander Tkachenko isimli sivil gemiyi sayıyor. Rusya’nın silah, teçhizat, mühimmat ve malzemenin yanı sıra Suriye’ye eğitmen ve danışmanlar da gönderdiği bildiriliyor.

Bir Türk medya kuruluşuna göre 2007 tarihli sözleşme gereğince Suriye’ye altı süpersonik MiG-31 jet avcı uçağı da gönderildi ki bu konu özellikle ilgi topluyor. Bu uçakların özellikleri nedeniyle İD’le mücadelede kullanılamayacağı, amacın sadece Suriye hava sahasını olası dış tehditlere karşı korumak olduğu ortada. MiG-31’ler 800-900 kilometrelik bir cephe hattını kontrol etme kabiliyetine sahip.

Bu haberlerin Suriye’de radikal İslamcılara karşı mücadeleye Rusya’nın doğrudan katıldığına dair bir sürü söylentiye yol açması şaşırtıcı değil. Kremlin bu iddiaları yalanlıyor. 4 Eylül’de Ruski Adası’nda düzenlenen Doğu Ekonomik Forumu’nda Rusya’nın Orta Doğu’da savaşmaya hazır olup olmadığı yönünde basından gelen bir soruyu yanıtlayan Devlet Başkanı Vladimir Putin bu konuyu konuşmak için erken olduğunu belirtti ve şöyle dedi: “Çeşitli seçenekleri değerlendiriyoruz ama sizin bahsettiğiniz konu gündemde değil.”

Ancak Rusya’nın verdiği bu güvenceler ABD de dâhil Batı’nın kaygılarını yatıştıramadı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin 5 Eylül’de Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’la yaptığı telefon görüşmesi de bunun göstergesi. İsminin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan kaynak, Batı’ya ait uçaklar Suriye’de İD mevzilerini vurabilirken Rus teçhizatı kullanan Suriye hava kuvvetleri bunu niçin yapamasın, diye soruyor. Bununla birlikte Rus kamuoyu ordunun Orta Doğu’da muharip görevlere doğrudan katılımına net bir şekilde karşı çıkıyor.

Öte yandan Rusya Suriye’ye büyük miktarlarda insani yardım da sağlıyor. Bulgaristan’ın 1-24 Eylül tarihlerinde hava sahasını insani yardım taşıyan Rus uçaklarına kapatma kararı Moskova’da tepkiyle karşılandı. Suriye’ye ulaşmak için iki hava koridoru daha var. Ancak Yunanistan’ın da ABD’den gelen istek üzerine Rus uçaklarına geçiş iznini iptal ettiği anlaşılıyor. Moskova bu ülkelerden izahat talep ederken, Rusya’yla Suriye arasında basının “Suriye ekspresi” dediği hava koridorunu kapatma çabalarının başarılı olması zor.

Dünya medyasında hararetle tartışılan bir diğer konu Rusya’nın Suriye’de tam teşekkülü bir deniz üssü kurma ihtimali. Hâlihazırda Rus donanması Tartus’ta bir lojistik destek istasyonuna sahip. Burada toplam 50 kişi görev yapıyor. Rus Argumenti Nedeli gazetesi 3 Eylül’de askeri-diplomatik alanda bir kaynağa dayanarak Lazkiye yakınlarındaki 80 bin nüfuslu kıyı kenti Cebele’de “donanma, hava kuvvetleri ve özel harekât kuvvetlerinin kullanımı için” böyle bir üssün kurulabileceğini bildirdi.

Kimi yorumculara göre bu ihtimal hiçbir şekilde gerçekçi değil. Ancak gazeteye göre böylesi bir üs kurulacak olursa buraya Pantsir S1 ve Bastion füzeleri, Buk-M ve hatta S-300PMU2 uçaksavar sistemleri yerleştirilebilir ve Suriye avcı uçaklarının da buraya konuşlandırılması kaydıyla bu üs, herhangi bir uçuşa yasak bölge planının uygulanmasını imkânsız kılar.

Moskova’nın Şam’a desteğini sürdürme planı ile Tahran’ın planları arasında bağ kurulmamalı. İran, Suriye konusunda kendi ulusal çıkarları doğrultusunda bağımsız bir politika yürütüyor. Rusya da Körfez devletleriyle gelişen ilişkilerini hesaba katarak aynı şeyi yapıyor. Ancak bölgesel ve küresel güçlerle geniş bir koalisyon kurulmadan, hele de bu mücadelenin başarısını engelleyecek koordinasyon yokluğunda Suriye’de İD’le mücadelenin seviyesi artırılabilir mi?

Başka sorular da var: Suriye’de baş gösteren yeni çatışma dalgası barış çabalarını nasıl etkiler? Batılı devletlerle kimi bölgesel ülkelerden oluşan dış aktörlerin İD ve diğer terörist örgütlere karşı kızışan mücadelesi, iç savaşı durdurmayı amaçlayan 30 Haziran 2012 tarihli Cenevre Bildirgesi’nin şartlarının yerine getirilmesini engeller mi?

Rusya son dönemde hem çeşitli muhalif gruplarla hem Suriye yönetimiyle ve Batılı ve Arap yetkililerle diplomatik temaslarını çarpıcı şekilde artırmış durumda. Bu da Moskova’nın Suriye krizine siyasi çözüm bulmak istediğini teyit ediyor. Bu bağlamda Moskova, BM Suriye Özel Temsilcisi sıfatıyla uluslararası arabuluculuk çabalarını sürdüren Staffan de Mistura’nın planına da destek verdi. Bakalım BM temsilcisi Suriye’de akan kanı durdurmayı başaracak mı?