Ana içeriğe atla

ABD ve Rusya Suriye’de ortak zemin bulacak mı?

İslam Devleti’nin ortak düşman olarak kabulü, genişletilmiş uluslararası koalisyonun ilk adımı olmalı. Irak Kürdistanı için ufukta idari bölünme mi var? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTX1N54H.jpg

ABD İD bitirilene kadar Esad konusunu erteleyebilir

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye hükümetine askeri desteğini artırması, ABD önderliğindeki koalisyonu genişletmek ve İslam Devleti’ni (İD) bertaraf etmek için fırsat olabilir.

Vitaly Naumkin, Putin’in bu hamlesinin Rusya’nın Suriye hükümetine verdiği istikrarlı destek çerçevesinde görülebileceğini yazıyor. Naumkin’e göre bu hamle ayrıca İran’ın desteğini alan ve bir noktada Çin’i de kapsayabilecek çok taraflı yeni terörle mücadele girişimiyle uyum içinde.

Putin’in hamleleri ABD’yi Suriye politikasıyla ilgili savunma pozisyonuna soktu. 16 Eylül’de Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nin sorularını yanıtlayan ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Lloyd Austin, ABD tarafından eğitildikten sonra İD’le savaşan Suriyeli sayısının sadece “dört beş” olduğunu söyledi. Bu sayı, 5 bin 400 savaşçının eğitilmesini öngören 500 milyon dolarlık programın fazlasıyla aksadığını gösteriyor. 25 Eylül’de ise CENTCOM sözcüsü, ABD tarafından eğitilen “Yeni Suriye Kuvvetlerinin” güvenli geçiş karşılığında El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi’ne araç ve mühimmat verdiğini kabul etti.

“Eğit donat” programı bir başarısızlığa, hatta bir fiyaskoya dönüşürken koalisyon bombardımanlarının da giderek Vietnam Savaşı’ndaki “ceset sayımlarını” hatırlattığı konuşuluyor. Washington’un ağustos 2011’den bu yana Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın “çekilmesi” gerektiğinde ısrar etmesi ABD için ayrıca engel oluşturuyor.

Esad zemin kaybetmiş olabilir ama gidici değil. Arkasında Rusya, İran ve Hizbullah’ın sağlam desteği var. Obama yönetiminin iddialı Esad stratejisi bir zamanlar Arap Baharı diye anılan olayların sıcaklığında başladı. Bu strateji, ABD’nin Suriye’de siyasi geçişi müzakere etmesini, bu sürece önayak olmasını zorlaştırdı ve Rusya ile İran’a bu konuda inisiyatifi ele alma imkânı tanıdı. Julian Pecquet’in de aktardığı gibi ABD’de her iki partinin mensupları Washington’un Esad’a yönelik yaklaşımını sorgulamaya başladı.

Rusya’nın güç oyunu ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’ye de geri adım attırmışa benziyor. Kerry, 20 Eylül’deki açıklamasında Esad’ın siyasi geçiş sürecindeki rolünün “müzakerelerle belirleneceğini” söyledi ve şöyle devam etti: “Bu sorunun cevabını kimse bilmiyor. Ben bugün buradan bir şey söyleyemem. Ancak birçok insan hemen bir günde veya bir haftada sonuç alınamayacağını, belli bir zamana ihtiyaç olduğunu kabul ediyor. Sonucun ne olacağını bilmiyorum ama bu sonucun müzakereyle oluşması gerekir.”

Semih İdiz’in aktardığı gibi Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da aynı çizgiye kaydığı görülüyor. Moskova’da Putin’le görüşen Erdoğan bir gün sonra 24 Eylül’de şu ifadeyi kullandı: “Esed'siz bir sürecin olması veya geçiş sürecinde belki Esed ile gidilme gibi bir şey olabilir.” Erdoğan ayrıca ABD, Türkiye ve Rusya arasında Suriye konusunda üçlü bir girişimden söz etti ve buna Suudi Arabistan’la İran’ın da dâhil olabileceğini belirtti.

İran’ın Suriye’deki rolü savaşı bitirecek siyasi bir çözümün müzakeresinde kilit önem taşıyor. Ali Hashem ve Hassan Ahmadian, İran’ın küresel güçlerle imzaladığı Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın (OKEP) Tahran’da itirazlarla karşılaştığını, bölgesel konulardaki iş birliğinin büyük olasılıkla bu anlaşmanın uygulanmasına bağlı olacağını yazıyor. 20 Eylül’de CBS kanalının “60 Dakika” programına katılan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de ABD ve İran’dan bahsederken şöyle dedi: “Ortak hedefler veya ortak menfaatler olabilir. Ancak önemli olan nükleer anlaşmada iki tarafın uygulamada nasıl davranacağıdır. Anlaşmanın olumlu bir şekilde hayata geçirilmesi yeni bir iklim oluşturacak.”

Ruhani Suriye’yle ilgili de şöyle konuştu: “Hükümet görevinde kalmazsa teröristlerle nasıl mücadele edeceğiz? Terörü bertaraf edip emniyetli bir ortam sağlandıktan sonra sıra elbette anayasayı veya yeni rejimi tartışmaya, muhalif grupların, destekçilerin masaya oturmasını konuşmaya gelecek. Ancak kan akarken, ülke işgal altındayken başka seçenek var mı?”

Barbara Slavin’in bildirdiğine göre 25 Eylül’de de New York’ta basına konuşan Ruhani, terörist gruplarla mücadelede İran’ın Rusya ve Suriye’yle “ortak hedeflere” sahip olduğunu belirtti, ancak son günlerde Suriye’deki askeri varlığını artıran Rusya ile İran arasında “askeri koalisyon benzeri” herhangi bir şeyin olmadığını vurguladı.

Suriye konusu Kerry ile İranlı mevkidaşı Muhammed Cevad Zarif’in 26 Eylül’de New York’ta yaptığı görüşmede de gündeme geldi. Bu arada BM ve İran’ın arabuluculuk çabalarıyla hükümet güçlerinin kuşattığı isyancı kontrolündeki Zabadani’de nihayet anlaşma sağlandı. Zabadani’deki durum Al-Monitor’un Suriye’nin Nabzı bölümünde de yakından takip ediliyor.

Sonuç olarak Başkan Barack Obama bu hafta New York’ta BM Genel Kurulu görüşmeleri sırasında Putin’le yapacağı görüşmede ABD ve Rusya arasındaki görüş ayrılıklarına değil ortak zemine odaklanmalı. Kaldı ki daha mayıs 2014’te terörle mücadelede yeni bir küresel stratejiye ihtiyaç olduğunu söyleyen Obama’nın kendisiydi. Bizler de bu sütunda Obama’ya destek vermiş ve İran’ın Suriye’deki niyetlerinin bu yoldan sınanabileceğini yazmıştık.

Aynı şey Rusya’nın niyetleri için de söylenebilir. İD’le mücadelede önden giden ABD, sözde halifeliğin Suriye ve Irak’taki terör düzenini bitirme çabalarında Rus desteğine açık olmalı. Kerry 22 Eylül’de ABD ve Rusya’nın Suriye’deki ortak menfaatlerini şöyle açıkladı: “Suriye’nin bütünlüğünü korumasında, barış içinde istikrarlı ve laik bir devlet olmasında, egemenliğine saygı gösterilmesinde mutabıkız. Her iki taraf da İD’in ve şiddet yanlısı diğer radikal yapıların ortadan kaldırılmasını, yok edilmesini istiyor. Ayrıca yabancı savaşçı akışını durdurma, insanları bu savaşa çeken ve herkes için tehlike arz eden yabancı savaşçıların çekiciliğini ortadan kaldırma gereği konusunda da ortak kaygılara sahibiz.”

Kerry’nin bu sözleri Obama’nın Putin’le yapacağı görüşme için iyi bir girizgâh oluşturuyor. ABD İD’e karşı uluslararası bir koalisyon oluşturarak takdire şayan bir iş başardı ama nihai zafer henüz ufukta görünmüyor. ABD, Rusya’nın ortak düşmana karşı gayretlerini olumlu karşılamalı ve bu konuda koordinasyonda bulunmalı. Bunun çoktan beri yapılmış olması gerekirdi. Kaldı ki bu, Esad konusunda “teslimiyet” anlamına gelmez. Bilakis oyunu akıllıca oynamak, ilk planda siyasi çözüm için Rus ve İran desteğini alırken daha sonra da Esad meselesine el atmak anlamına gelir. ABD Esad’sız çözüm konusunda elinin zayıf olduğunu saklayamaz. ABD’nin yapması gereken bu korkunç ve trajik savaşın bir an önce bitirilmesi için Rusya’nın yanı sıra İran, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın desteğini sağlamaktır.

Irak Kürdistanı’ndaki “sessiz direnç”

Irak Kürdistanı’ndaki iç çekişmelere değinen Denise Natali, durumu şöyle tarif ediyor: “Irak devletindeki muazzam parçalanmışlık ve İD’le mücadele siyasi çekişmeleri besliyor. Yerel düzeydeki gruplar güç ve kaynak elde etmeye, tanınmaya çalışıyor. Bunun neticesinde amaçlanan sonuç bu olmasa da koalisyonun askeri desteği Barzani iktidarını pekiştiriyor, siyasi reform isteyenlerin tepkisi keskinleşiyor ve farklı gruplar arasında güvensizlik derinleşiyor. (…) Gelişmeler uzlaşmak istemeyen, sertlik yanlısı siyasi çevrelerin etkisini artırıyor.”

Natali şu sonuca varıyor: “İD’e karşı savaşın devam ettiği, partilerin köklü iltimas ağlarını koruduğu ve muhalefetin net bir alternatif ortaya koyamadığı şu ortamda bölgeler arasında resmi bir bölünme veya kitlesel bir hareketlenme olası değil. Ancak mali kriz derinleştikçe, yolsuzluk devam ettikçe, siyasi meşruiyet görmezden gelinip âdemi merkeziyetçilik talepleri karşılanmadıkça Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki idare fiilen bölünebilir. En iyi ihtimalle bu sorunlar sessiz ama bariz bir dirençle irin toplamaya devam edecek, Kürdistan Bölgesi’nin istikrarını ve ekonomik gelişimini daha da zedeleyebilecek.”