Ana içeriğe atla

Mekke’de ‘tanrı misafirliğinin’ bedeli yüksek

Mekke’ye yapılan hac ziyaretlerinin ticarileşmesi Suudi yönetiminin Müslümanlara hizmet amacıyla ne kadar bağdaşıyor? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Muslim pilgrims walk near a construction crane which crashed in the Grand Mosque in the Muslim holy city of Mecca, Saudi Arabia September 12, 2015. At least 107 people were killed when the crane toppled over at Mecca's Grand Mosque on Friday, Saudi Arabia's Civil Defence authority said, less than two weeks before Islam's annual haj pilgrimage. REUTERS/Mohamed Al Hwaity - RTSR3D

Mekke’de bu yıl hac mevsimi daha başlamadan bir facia yaşandı. Mescid-i Haram’daki genişletme çalışmaları sırasında kullanılan devasa vincin 11 Eylül’de devrilmesiyle 100’ü aşkın kişi öldü, pek çok kişi de yaralandı. Facia o kadar büyüktü ki İki Kutsal Caminin Hizmetkârı sıfatını taşıyan Kral Selman Bin Abdul Aziz El Suud kaza yerini inceledi ve yaralıları bizzat ziyaret etti, olayın tüm boyutlarıyla soruşturulacağını söyledi. Geçmişteki pek çok kaza gibi bu facia da Müslümanların en kutsal mekânı üzerindeki tartışmalı Suudi kontrolünü gündeme taşıdı.

Suudi yönetimi, hacıları en iyi şekilde ağırlama ve hac ibadetinin yapıldığı alanı genişletme çalışmalarıyla, hacılara kaliteli sağlık hizmeti sunmak ve onların güvenliğini sağlamakla övünüyor.

Ne var ki hacca gitmeye karar veren bir Müslüman, kendisini bu dini vecibenin ticari faaliyete dönüştüğü bir ortamda bulur. Hacılar, Suudi hükümetinin uyguladığı vize harçlarından ulaşım ve konaklama ücretlerine kadar hem Suudi devleti hem hizmet sağlayıcılar için bir gelir kaynağıdır. Suudi hükümeti hacılara “tanrı misafiri” demeyi tercih eder ama bu misafirliğin faturası yüklüdür. Hac parasını biriktirmek kimi Müslümanlar için bir ömür sürer, kimileri ise o paraya asla sahip olamaz. Bazılarına ise siyasi nedenlerle izin çıkmaz.

Suudi Arabistan’da hac mevsimi etrafında bir mikroekonomi oluşmuştur ama Suudi yönetimi hacılara sağladığı hizmetlerle övünürken işin bu kısmı genelde gözden kaçar. Hac gelirleri küçük oteller için de Prens Elvelid Bin Telal gibi girişimci prenslerin sahip olduğu uluslararası otel zincirleri için de her zaman önemli bir gelir kaynağı olmuştur.

Suudi yönetimi Kâbe etrafındaki mekânı genişletme gerekçesiyle çevredeki arazileri kamulaştırdı, cüzi tazminatlar ödeyerek çeşitli mülkleri müsadere etti ve buralara çok katlı saraylar, heybetli binalar dikti. Mescid-i Haram, iki milyonu aşkın ziyaretçiyi ağırlayacak şekilde yatay olarak genişlerken çevrede yükselen kraliyet rezidansları ve lüks otellerin gölgesinde kaldı. Bu yapıların tümü sıradan insanların imkânlarını aşan mekânlar. Hacıların çoğunluğu ancak hac mevsimi için özel kurulan çadırlarda kalabiliyor.

Haccın ticarileşmesi, hatta kimilerine göre bayağılaşmasının yanında tartışmalı bir konu daha var: Suudilerin hac ibadetlerini Vahhabi anlayışına göre kontrol etmesi. Müslümanların farklı mezheplerden geldiği, farklı dini geleneklere sahip olduğu düşünülürse bu, sorunlu bir konu olmaya devam ediyor. Suudi hükümeti hac mevsimi sırasında bazı geleneklerin yerine getirilmesini tamamen yasaklıyor. Örneğin bazı hacıların ikinci kutsal kent Medine’de Hz. Muhammed’in yakınlarının gömüldüğü mezarları ziyaret etmesine, ilahi söylemesine veya davul kullanmasına izin verilmiyor. Gelenekleri ve mezhepleri ne olursa olsun hacıların bu ibadeti ağır bir havada yerine getirmesi bekleniyor. Bu kısıtlamalardan bilhassa Şiiler etkileniyor. Önem verdikleri imamların türbelerini ziyaret etmek isteyen Şiiler ile Suudi polisi arasında geçmişte sık sık çatışmalar yaşandı.

Dini çeşitliliğe tahammülsüzlük Suudi makamlarının tepki çeken tek uygulaması değil. Riyad yönetimi kamusal alandaki toplantıların siyasileşmesini hoş karşılamıyor. Hükümet gösteri çağrısı yapanlara ağır cezalar veriyor. Gösteri yapılması da zaten yasak. Dolayısıyla yetkililer, hacca gelenler siyasi bir konuyu gündeme getirecek ya da başkalarını siyasi konularda kışkırtacak diye paranoya yaşıyor.

İranlı hacıların 1987’de İran-Irak Savaşı sürerken hac etkinliğini siyasi gösteriye dönüştürme çabaları Suudi Arabistan’la İran’ı karşı karşıya getirmişti. Suudi Arabistan’la İran arasında otuz yıldır süren siyasi gerilim hac mevsimine de yansıyor. Suudiler bu nedenle haccın siyasi görüş ifade etme vesilesi olarak kullanılmaması için tüm Müslümanları sürekli uyarıyor.

Ancak Suudi Arabistan’ı bu yılki hac mevsimi için endişelendiren pek çok başka mesele var. Zira Suudi Arabistan, 2010’daki Arap isyanlarından bu yana izlediği saldırgan dış politikayla sadece Şiilerin değil, başka Müslümanların da tepkisini çekiyor.

Mısır’daki Müslüman Kardeşler ve hareketin Arap dünyasındaki uzantıları Suudilerin Kahire’deki askeri yönetime verdiği desteğe öfkeli. Yemen’de ise Suudi Arabistan’ın altı aydır sürdürdüğü bombardımanlar kitlesel sivil kayıplara neden oluyor. Yani Suudi Arabistan artık iddia ettiği gibi Müslümanlar için kapsayıcı ve uzlaştırıcı bir güç değil.

Orta Doğu’yu pençesine alan mezhepçiliğin tek sorumlusu Suudiler olmasa da Riyad’ın izlediği siyasi ve dini politikalar kutuplaşmanın artmasında etkili oldu, bilhassa Sünni-Şii ayrışmasını derinleştirdi. Arap Yarımadası’ndaki İran nüfuzunu törpülemek gerekçesiyle Yemen’de başlatılan savaş bu yoksul ülkeye barış getirmiş değil. Suudilerin son dört yıldır Suriye’de muhtelif isyancı örgütlere verdiği destek de çözümden çok yeni sorunlar yarattı. Bu destek siyasi çözümü daha da zorlaştırırken milyonlarca Suriyeliyi mülteci hâline getirdi ki Körfez ülkeleri bu insanlara kapı açmaya yanaşmıyor.

Tüm bunların yanında bir de Suudi rejiminden nefret eden, onu alenen suçlayan ve din dışı gören İslam Devleti ve El Kaide var. Son günlerde her iki örgüt de sözlü saldırılarının tonunu düşürmüş durumda. Anlaşılan Suudi ordusunun Yemen harekâtından memnunlar. Zira bu harekât onların Şiileri ortadan kaldırma hedefiyle de örtüşüyor. Bu tarz örgütlerin selefleri 1979’da hac mevsimini kullanarak Suudi rejimine meydan okumuştu. Cüheyman El Uteybi ve Muhammed El Kahtani liderliğindeki bir grup radikal Suudi militan Kâbe’yi basarak pek çok hacıyı rehin almıştı. Günümüzdeki Suudi cihatçılar ise rejime ya da rejim kurumlarına saldırmıyor, 2015’in başından beri Şii ibadet mekânlarına intihar saldırıları düzenliyor. Bir gün rejime yönelip yönelmeyeceklerini zaman gösterecek.

Suudiler bir faciaya daha geçit vermemek için bu yıl daha da dikkatli olmalı. Üstelik her faciayı yolsuzluk yapan inşaat şirketlerine, kötü hava koşullarına bağlamak mümkün olmayabilir. Suudi yönetimi, söylediği gibi Müslümanlara hizmet etmek istiyorsa bu hizmet Müslümanlar arasında ayrışma ve nefreti körüklemeyi değil, ivedi siyasi sorunların çözümü için daha fazla sorumluluk üstlenmeyi gerektiriyor. Suudi rejiminin partizan politikaları ise İslam dininin en önemli ibadeti olan hac sırasında yaşanan kutuplaşmayı derinleştirmekten başka işe yaramayacak.

More from Madawi Al-Rasheed

Recommended Articles