Ana içeriğe atla

Türkiye-PKK çatışması: İç savaşa doğru mu?

Ankara’da siyasi belirsizlik sürerken Türk güvenlik güçleri ile PKK arasındaki çatışmanın şiddeti ve yoğunluğu giderek artıyor.
A Turkish Air Force F-16 fighter jet lands at Incirlik air base in Adana, Turkey, August 11, 2015. REUTERS/Murad Sezer  - RTX1NXHJ

16 Temmuz tarihli “Türkiye yeni bir şiddet sarmalının kıyısında mı?” başlıklı makalemden yaklaşık bir hafta sonra Türkiye büyük bir şiddet sarmalının içine düştü.

Önce İD’in 20 Temmuz’daki Suruç saldırısı geldi sonra da 22 Temmuz’da PKK’nın bu saldırıya misilleme olarak yaptığını açıkladığı Urfa’daki iki polisin infazı... Türk güvenlik güçleri ve PKK arasındaki çatışmalar böyle başladı. Şu an 25. gününe girdiğimiz bu çatışmalarda 22 Türk güvenlik görevlisi (çoğunlukla polis) ve 6 sivil hayatını kaybetti. PKK cephesindeki kayıplara ilişkin ise spekülatif haberler geliyor. Ancak PKK’nın Kuzey Irak’taki mevzileri Türk F-16’ları tarafından halen yoğun şekilde bombalanıyor. Örgütün Kandil, Zap, Avashin-Basyan ve Metina bölgelerindeki lojistik binaları, haberleşme tesisleri, ağır silah mevzileri ve eğitim tesisleri büyük zarar gördü. Bu bombalamalar ve Türkiye içindeki zayiat dikkate alındığında hayatını kaybeden PKK militanlarının sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Anadolu Ajansı PKK'nın 390 kayıp verdiğini bildirdi.

En son 10 Ağustos’da İstanbul’un Sultanbeyli semtinde gündüz saatlerinde başlayan çatışmada üç PKK militanı ve bir polis hayatını kaybetti. Aynı gün PKK’nın silahlı mücadelesine destek verdiğini belirten radikal sol örgüt DHKP-C’nin iki kadın militanı ABD’nin İstanbul Konsolosluğu’na silahlı saldırı düzenledi. Militanlardan biri güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmada yaralandı.

“Kanlı Pazartesi” olarak anılan 10 Ağustos’ta ise Silopi’de dört polis PKK tarafından yola döşenen el yapımı patlayıcı nedeniyle hayatını kaybetti.

Zaten kirli ve yıkıcı başlayan bu çatışmalar son günlerde tüm Türkiye’ye doğru yavaş yavaş yayılıyor ve daha da yıkıcılaşıyor. Bunun en son örneği Türk savaş uçaklarının eylül 2012’den bu yana ilk defa Türkiye içindeki PKK hedeflerini bombalaması. Türk F-16’ları mart 2013’de başlayan çözüm süreci kapsamında iki buçuk yıl sürdürülen ateşkesin ardından ilk kez 11 Ağustos’da Hakkari kırsalındaki 17 PKK hedefini vurdu.

Bu son saldırıyla birlikte, Türkiye’nin PKK’ya karşı 10 F-16’nın katılımıyla başlattığı beşinci harekat dalgası tamamlamış oldu. Daha önce Kuzey Irak’taki hedeflere karşı düzenlenen dört dalgaya toplam 110 F-16 katılmış, 400 farklı hedef 300 akıllı bomba ile vurulmuştu.

Yukarıdaki rakamlar Türkiye’nin PKK ile silahlı mücadelesinin büyüklüğünü gösteriyor. Öte yandan İD’e karşı sadece bir kez hava saldırısı düzenlendiğini ve buna sadece üç F-16’nın katıldığını belirtmek gerek. Bu taarruzda Türkiye sınırına yakın beş hedefin vuruldu. Yani rakamlar Türkiye’nin PKK’yla mücadeleye İD ile mücadelen daha çok önem verdiğini açıkça gösteriyor.

Çatışmalar neden şimdi başladı?

Çatışmaların görünürdeki nedeni PKK’nın Urfa’da Suruç saldırısına misilleme olarak evlerinde ve gece vakti iki polis memurunu infaz etmesi. Ancak PKK’nın daha önce de benzer eylemleri olmuştu. Örneğin, 13 Kasım 2014’te bir astsubay çarşıda eşinin gözleri önünde infaz edilmiş, 25 Ekim 2014’te de sivil giyimli ve çarşı izninde olan üç asker infaz edilmişti. Çatışmalar bu olayların ardından da başlayabilirdi. Demek ki çatışmaların başlamasına neden olan mekanizmada infazların etkisi o kadar büyük değil.

Peki çatışmaların başlamasında ne etkili oldu? İlk analiz düzeyi yerel dinamikler. Al-Monitor’un Türkiye’nin güneydoğusundaki güvenlik kaynakları ile görüşmesinden çıkardığı sonuç şu: Özellikle 7 Haziran seçimlerinden sonra Doğu ve Güneydoğu’da gerilimin çok yüksek seviyede seyrediyor. Ayrıca istihbarat raporlarında, PKK’nın Türkiye’de yerelde ‘saha komutanlıkları’ olarak tanımladığı yerel askeri komutanlıklar kurduğu ve seçimlerden sonra bu yapılanmalara eylem kararı alma ve uygulama inisiyatifi verdiğine dair bilgilerin yer aldığını not etmek gerekiyor.

PKK’nın yerel komutanlıklara verdiği inisiyatife AKP hükümetinin valilere verdiği inisiyatif eklenince, Suriye krizi ve sokak eylemleriyle halihazırda artmış olan gerilim, Suruç saldırısının kıvılcım etkisiyle çatışmaya dönüştü.

Ankara, PKK’nın silahlı kanadının komuta merkezi Kandil ve İmralı’daki PKK lideri Abdullah Öcalan yereldeki bu gerginliğin çatışmaya dönüşmesini durduramadılar -veya durdurmak istemediler.

Diğer analiz düzeyi ise Türkiye’deki iç siyaset. AKP hükümeti ile HDP’li karar alıcılar arasında çözüm sürecinin yol haritasını belirlemek maksadıyla 28 Şubat 2015’te yapılan kritik Dolmabahçe görüşmelerinde bir mutabakat sağlanmıştı. 7 Haziran seçimleri sonucunda ortaya çıkan tablonun ardından başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve kimi AKP’li karar alıcılardan “Dolmabahçe mutabakatı”nın tanınmadığına dair açıklamalar gelmesi çözüm sürecinin geleceğini belirsizliğe soktu. Hal böyle olunca, AKP’li karar alıcıları ikna edebilmek için PKK çok iyi bildiği şeye yani silaha sarıldı. AKP ise erken seçimlerde ihtiyaç duyduğu milliyetçi oyları alabilmek için PKK’yı bu dönüşten vazgeçirmek yerine çatışmaları başlattı.

Son analiz düzeyi ise bölgesel dinamikler. Burada özellikle ABD’nin İD ile mücadelede aktif rol alması için Türkiye’ye yaptığı baskıları haziran 2015’den itibaren artırdığını hatırlatmakta fayda var. Bu baskılara dayanamayacağını anlayan Türkiye İD ile mücadeleye vereceği destek karşılığında PKK ile mücadelede kozlar kazanmak istedi. Yani, İD ile mücadele konusunda köşeye sıkışacağını anlayınca eş zamanlı olarak PKK ile de askeri mücadele başlattı.

Çatışmalar nereye gidiyor?

En kötü senaryo: Türkiye’nin bir iç savaşa gitmesi veya bunu engellemek için gerçekleşebilecek bir darbe ihtimali. Son günlerde Türkiye’nin giderek yükselen çatışmalar nedeniyle hızla bir iç savaşa sürüklendiğine dair hem Türk medyasında hem de uluslararası medyada haber ve analizler çıkıyor. Örneğin, bir yorumda çatışmaların aslında ordunun istediği şekilde bir “darbe mekaniğini” devreye soktuğu söyleniyor.

En iyi senaryo: Çatışmaların bir anda kesilmesi. Bu senaryonun temel varsayımı çatışmaların Ankara’daki siyasi belirsizlikten ve çözüm sürecinin devlet tarafında muhatabının kalmamasından kaynaklandığı varsayımı. Bu varsayım çerçevesinde Ankara’daki siyasi belirsizliğin ortadan kalkması halinde -ya bir koalisyon hükümeti ya da yeni bir genel seçim seçeneği- çatışmalar aynen başladığı gibi bir anda kesilebilir ve eski çatışmasızlık ortamına geri dönülür.

Ufukta ne görünüyor?

Öncelikle Türk F-16’larının Türkiye içindeki PKK hedeflerini bombalamasının Türkiye-PKK arasındaki çatışmanın evrimini doğrudan etkileyecek kritik bir eşik olduğunu vurgulamakta yarar var. Türk jetlerinin vurduğu noktalar Kazan vadisi olarak bilinen ve PKK’nın Türkiye’ye giriş ve çıkışlarda geçici üslerinin, eğitim kamplarının, lojistik tesislerinin bulunduğu bir yer. PKK şimdi bu hamleye nasıl karşılık verecek?

Ben şu an için çatışmaların Ankara’daki siyasi belirsizlikten, çözüm süreci konusundaki güven bunalımından ve daha da önemlisi yerel unsurların hem Kandil hem de Ankara’daki karar alıcılar üzerindeki baskılarından kaynaklandığını düşünüyorum. Sahadaki taktik resme baktığımda hem Türk güvenlik güçlerinin hem de PKK’nın çatışmayı yavaş yavaş yükselttiğini görüyorum. Türk jetlerinin Türkiye içindeki hedef analizleri halihazırda yapılmış olan PKK hedeflerini çatışmalar başladıktan tam 20 gün sonra vurması bunun işareti. Bu durumda, aşağıdaki hususlar önem kazanıyor:

  • Ankara’daki güvenlik kaynaklarına göre PKK’nın halen Suriye’de PYD saflarında savaşan çok iyi eğitimli, tecrübeli ve meskun mahallerde muharebe, zırhlı birlik avcılığı, hava savunması gibi sofistike muharebe konularına hakim 10 bine yakın militanı bulunuyor. Ayrıca bu militanların elinde zırhlı araçlara karşı tank savar füzelerinin ve savaş uçakları ile helikopterlere karşı omuzdan atılan portatif kısa menzilli hava savunma füzelerinin olduğu biliniyor. PKK ilginç şekilde bu eğitimli ve muharebe tecrübeli militanları ve sofistike silah sistemlerini Türkiye’ye henüz sokmadı. Bunları çatışmalarda henüz kullanmadı. PKK hala Türkiye’deki çatışmaları milis güçleri ve tecrübesiz militanlarla yürütüyor. Şayet PKK bu militanları ve sofistike silah sistemlerini Türkiye’ye sokup çatışmalarda kullanmaya başlarsa Türk tanklarını ve zırhlı araçlarını tank savar füzeleriyle vurduğunu, Türk uçaklarının ve helikopterlerinin bölgede artan hava hareketliliğini kesmek için hava savunma füzeleri ile uçak veya helikopter düşürdüğü haberlerini duymaya ve okumaya başlarsak çatışmalarda yeni bir kritik eşik daha aşılmış demektir.

  • Devlet tarafında ise henüz çatışma bölgelerinde hava kuvvetleri ve kara havacılık unsurlarının yakın hava desteğinde büyük çaplı (iki-üç tugay çapında) operasyon haberlerini henüz okumuyoruz. Özel kuvvetlerin henüz PKK’nın lider kadrosuna yönelik taaruzi nokta tarzındaki baskınlarına dair haberler görmüyoruz. Veya Güneydoğu’daki meskun mahallerde PKK’nın şehirlerdeki silahlı kolu olan KCK’ya yönelik sayıları yüzleri bulacak şekilde kitlesel gözaltılara henüz rastlanmıyor. Şayet bunlar yaşanmaya başlarsa çatışmalarda bir değil birden fazla kritik eşik aşılmış demektir.

Çatışmaların şimdiki durumu itibarıyla Türkiye’nin bir iç savaşa gittiği yorumu zorlama bir yorum. Hele hele bu sürecin darbe mekaniğini harekete geçirdiği tezi son 15 yılda Türk sivil-asker ilişkilerindeki dönüşümü ve TSK’nın oldukça zor bir süreçle ama kesin olarak sivil siyasetin kontrolüne girdiği gerçeğini ıskalamak olur. Son 10 yılda yaşananlardan büyük ders çıkaran Türk ordusunun komuta kademesinin darbe kelimesine yönelik antipatisini yakından bilenlerden biriyim.

O zaman sorumluluk kimde? Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ankara’daki siyasi karar alıcıların yanı sıra İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan PKK’nın lider kadrolarında. Acaba Erdoğan hala tartışmasız bir şekilde Türk siyasetinin en önemli belirleyicisi olan şahsi karizmasını sertlik yanlısı yaklaşımlara yönelik mi kullanacak? Yoksa daha yumuşak bir üslupla toplumsal gerilimleri düşürmeye mi çalışacak? Acaba Öcalan tercihini sivil siyasetten, yani HDP’den yana kullanarak mücadelesinin demokratik süreçlerle ve Ankara üzerinden mi sürdürecek? Yoksa siyasi amaçları için dağda kalmayı ve silahlı şiddeti yöntem olarak kullanmayı mı tercih edecek? İşte bu sorular aslında Türkiye-PKK arasındaki çatışmanın neye evrildiğini gösteren en önemli ipuçlarını içeriyor.

More from Metin Gurcan