Ana içeriğe atla

“Sayın Öcalan” Meclis’te

Yıllardır hapiste bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın yeğeni Dilek Öcalan'ın milletvekili seçilmesi Kürt sorununun geçirdiği aşamaları göstermesi açısından oldukça önemli.
Lawmaker of the pro-Kurdish Peoples' Democratic Party (HDP) Dilek Ocalan, niece of jailed Kurdistan Workers' Party (PKK) leader Abdullah Ocalan, returns to her seat after taking her oath at the Turkish parliament in Ankara, Turkey, June 23, 2015. For many Turks, the name Ocalan is indelibly linked to the man they revile as leader of a Kurdish insurgency in which 40,000 people died. But on Tuesday, an Ocalan became one of the country's youngest parliamentarians. Dilek, the 28-year-old niece of jailed militan

Leyla Zana, 1991 yılında milletvekili seçildi. Yemin etmek için çıktığı Parlamento kürsüsünde, Kürtçe konuştu. Ağzından çıkan sadece iki Kürtçe kelime tüm hayatını değiştirdi. Önce diğer milletvekillerinin sözlü saldırılarına maruz kaldı, Meclis’ten kovuldu, milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırmasının hemen ardından da cezaevine konuldu. Yıllarca hapis yattı. Bu olayı hafızalarında taptaze yaşayanlar için geçen hafta Parlamento’da gerçekleşen yemin töreninin ayrı bir anlamı vardı. Bu kez Parlamento’ya milletvekili olarak girip, yemin edenler arasında silahlı örgüt PKK’nin lideri Abdullah Öcalan’ın yeğeni Dilek Öcalan bulunuyordu. Zana’nın Kürtçe konuştuğu için yıllarca cezaevinde yattığı Türkiye’de Öcalan’ın yeğeninin milletvekili olması, Kürt sorununun geçirdiği aşamaları göstermesi açısından oldukça önemli.

Dilek Öcalan, İmralı Adasında ömür boyu hapis cezasını çeken PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kız kardeşi Fatma Öcalan’ın kızı. Çocukluğundan bu yana soyadının ağırlığını taşımak zorunda kalmış 27 yaşında genç bir kadın. Üniversite mezunu, milletvekili olduğu Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) selefi Barış ve Demokrasi Partisi’nde Parti Meclisi üyeliği yapmış. Kendini bildi bileli siyasetin içinde, kadın sorunlarıyla yakından ilgili. Sivil toplum örgütlerinin yanı sıra Partisinin kadın kollarında aktif. Milletvekilliği de kadın kollarının önerisi ile gerçekleşmiş.

Öcalan’ın milletvekili seçildiği Şanlıurfa ilinde, AK Parti geçen seçimlerde 10 vekil, HDP ise sadece 2 vekil çıkarmıştı. HDP, bu seçimlerde ise kentte büyük bir başarı elde etti ve milletvekili sayısını 5’e çıkarırken, AK Parti’nin vekil sayısını 7’ye düşürdü.

Kentteki bu siyasi başarı, ülke genelinde Abdullah Öcalan’a yönelik yoğun nefret ve linç görüntülerinin aksine Urfalı seçmenin Dilek Öcalan’a yönelik sempatisini ortaya koyuyor. Sürekli Kürtlerle ilişkilendirilmektense aynı zamanda “Türkiye partisi” olma idealinde olan HDP, aslında Dilek Öcalan’ı milletvekili adayı yaparak büyük bir risk almıştı. Ancak hem Türkiye genelinde hem de Urfa özelinde HDP’nin aldığı oy oranına bakılırsa, parti Dilek Öcalan’ı aday göstererek bu idealinden bir şey kaybetmedi.

Bu durum, aynı zamanda ülke genelinde Kürtlerin siyaset yapmasına ilişkin kaygı ve önyargıların aşılması için de önemli bir kırılma noktası. Bugün Dilek Öcalan’ın, söz ve eylemleri bir yana sadece Parlamento’ya girmiş olması bile Türkiye’de bazı tabuların yıkılmasına ön ayak oluyor.

Örneğin düne kadar Türkiye’de Abdullah Öcalan’a yönelik hitap ifadeleri dahi birer suç unsuruydu. İnsanlar medyada, sokak gösterilerinde, yazdıkları resmi dilekçelerde ya da mahkeme ifadelerinde “Sayın Öcalan” ifadesini kullandıkları için yargılandılar, çeşitli cezalara mahkûm oldular. Yargı organları bu basit ifadeyi, Türk Ceza Yasası’nda düzenlenen “Suç ve suçluyu övme” suçu kapsamında değerlendirdi ve ağzından bu ifade çıkan hemen herkese 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle davalar açıldı. Aralarında Ahmet Türk gibi milletvekillerinin de olduğu çok sayıda isim de 6 aydan başlayan hapis cezalarına mahkûm edildi. Yıllarca süren bu cezalandırma sistemi 2012 yılında Yargıtay’ın oluşturduğu bir içtihatla sona erdirildi. Yargıtay, “Sayın Öcalan” sözünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen ifade özgürlüğü kapsamında suç sayılamayacağına hükmedince, açılan davalar oldukça azaldı. Ama yine de “Sayın Öcalan” ifadesi üzerindeki görünmez yasak tamamen kalkmadı.

Dilek Öcalan, 23 Haziran’da yemin etmek için Parlamento’ya geldiğinde, kürsüye “Sayın Öcalan” denilerek çağırıldı. Böylece, insanların yıllarca yargılanıp hapis cezalarına mahkûm edildiği bu yasaklı söz devletin en üst organında, Parlamento’da dillendirilmiş oldu.

Dilek Öcalan’ın Parlamento’ya girmiş olması, daha önce başörtülüleri ya da Kürtçe konuşanları, yani “kendisinden olmayanları”, yuhalayıp kapı dışarı eden Parlamento kültürünün de ne denli değiştiğini gösteriyor. Örneğin aynı Parlamento’da, 1999 yılında milletvekili seçilen Merve Kavakçı sadece türbanlı olduğu için milletvekilleri tarafından sıralara vurularak, protesto edilmiş ve milletvekili yemini etmesi engellenmişti. Kürt milletvekili Leyla Zana da yemin ettikten sonra kürsüde Kürtçe konuştuğu için adeta linç edilmişti. Buna karşın Dilek Öcalan Parlamento’ya girdiğinde hiçbir tepki ile karşılaşmadı. Dahası Öcalan, en genç milletvekillerinden biri olduğu için geçici Başkanlık Divanı’nda yer aldı ve milletvekillerini yemin etmeleri içi kürsüye davet etme görevini üstlendi. Eski Bakan Faruk Çelik’in Dilek Öcalan’ın elini sıkması dikkate değer anlardan biriydi. Gerçi Çelik bu sırada Öcalan’ın yüzüne bakmadı ama Öcalan’dan ona yönelen zarif gülümseme yemin töreninin hafızalara kazınan fotoğrafı oldu.

Dilek Öcalan’ın sadece birkaç gün içinde yaşadığı bu süreç, Türkiye’de ön yargıların kalkması, farklılıkların bir arada yaşayabilmesi ama en fazla da linç kültürünün yavaş yavaş kırılması açısından oldukça önemli. Bunu anlatabilmek için Abdullah Öcalan’ın yakalanarak, Türkiye’ye getirildiği 1999 yılında yaşananları hatırlamakta fayda var. Bu dönem medyanın dahi Öcalan’ın ismini zikretmediği “Bebek katili” sıfatlarıyla manşetlere taşıdığı, insanların ellerinde urganla sokaklarda idam taleplerinde bulunduğu, Öcalan’ın posterlerinin yakıldığı sokak gösterilerinin yapıldığı bir dönemdi. Nefret söylemi Öcalan’ın şahsını aşmış, tüm Kürtlere yönelen bir eylem dalgasına dönüşmüştü. O zaman sokak gösterilerinin çağrıcısı konumundaki Milliyetçi Hareket Partisi, artık milletvekili Dilek Öcalan ile birlikte aynı çatı altında siyaset yapacak.

İşin ironik yanı ise Dilek Öcalan’ın milletvekilliği konusunda en büyük tepkiyi ailesinden görmüş olması. Dilek Öcalan, daha milletvekili adayı olduğu gün Abdullah Öcalan’ın diğer kardeşi, kendisinin de dayısı olan Mehmet Öcalan’dan veto yedi. Mehmet Öcalan, yeğeninin aday olduğunu tarlada çalışırken öğrenmiş, gazetecilere de “Milletvekili olmasına karşıyım. Abdullah Öcalan böyle bir şey istemedi, istemez” demişti.

Bir de sosyal medyada Dilek Öcalan’ı hedef alan cinsiyetçi hakaret ve söylemlerin ağırlığı var. Öcalan, Meclis’e geldiği ilk gün sosyal medyada çok sayıda hakaretin de hedefi oldu. Hakaretler hem Kürt kimliği hem de cinsiyet kimliğine yönelikti. Yani iki kez aşağılandı, ayrımcılığa uğradı. Kalın kaşları, siyah gözleri ve dudağı üzerinde bir beni var Dilek Öcalan’ın. Sosyal medyadaki bu cinsiyetçi hakaretlere tepki gösterenler de Öcalan’a bu belirgin yüz ifadeleri üzerinden sahip çıktılar. Hakaret mesajlarına, “Dilek Öcalan’ın beniyiz” diye yanıt verdiler.

Dilek Öcalan ise kendisi üzerinden yürütülen bu hararetli tartışmaların oldukça uzağında. 25 Haziran’da Kobane’de gerçekleşen bombalama olayında yaralananlar sınırda bulunan Urfa ve çevresindeki hastanelere getirilmişti. Dilek Öcalan da birkaç gündür bu hastanelerde, yaralıların başında. Birkaç arkadaşı da sınırın öte tarafından Kobane’de. Kobane’de olup bitenlerle ilgili saniye saniye bilgileri alıyorlar, bir daha aynı olayın yaşanmaması için sınır bölgesinde adeta nöbet tutuyorlar.

Dilek Öcalan’ın Meclis’te olması, düne kadar asimile politikaları altında ezilen, yok sayılan, siyaset yolları kapatılan Kürtlerin Parlamenter sisteme sonuna kadar dâhil olabildiklerinin en büyük göstergesi. Kuşkusuz bu PKK’nin silahsızlanması ve bölgeye barışın gelmesi açısından büyük bir psikolojik eşiğin aşılması anlamına geliyor. HDP, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılarak, siyaset yapmasının sağlanmasını savunuyor. Yeğenler, vekiller ya da temsilcileri aracılığıyla değil Abdullah Öcalan’ın aktif siyasette yer aldığı bir sürecin PKK ile devlet arasındaki çatışmasızlık süreci için önemli olduğu görüşündeler.

Abdullah Öcalan’ın Meclis’e girmesi hiç de olası görünmüyor. Ama 10 yıl öncesine kadar da Öcalan’ın yeğeninin Meclis’e girebilmesinden söz etmenin imkânsız olduğu notunu da düşmek gerekiyor. 

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial