Ana içeriğe atla

Hukuku ve kurumları yıkan “Balyoz”

Tüm sanıklarının beraatıyla sonuçlanan Balyoz Darbe Planı davası sonuçta hukuk, yargı ve orduya büyük zarar vermekle kalmadı, askerin siyasete müdahale etme imkânını nihai olarak ortadan kaldırmaya da hizmet etmedi
Relatives of detained military officers hold a portrait of Mustafa Kemal Ataturk, founder of modern Turkey, and  shout slogans in front of a courthouse in Ankara October 9, 2013. Turkey's appeals court upheld convictions on Wednesday of top retired military officers for leading a plot to overthrow Prime Minister Tayyip Erdogan's government a decade ago in a case underlining civilian dominance over a once all-powerful army. The court overturned convictions of dozens of less prominent defendants among more th

Türkiye’de askerlerin siyasete her türlü müdahalesini kalıcı biçimde imkânsızlaştırmak için AKP iktidarı ve ortakları tarafından hazırlanıp uygulamaya konulmuş bir siyasi dava olan “Balyoz”da, darbecilikten ağır hapis cezalarına mahkûm edilmiş 236 sanığın tamamı, yeniden yargılanmaları sonucunda 31 Mart’ta beraat ettirildiler. Birkaç istisna hariç hepsi asker olan bu sanıkların 86’sı bazıları emekli olmuş general ve amirallerdi.

Bu davanın, aleyhlerindeki deliller geçersiz sayılarak suçsuz oldukları ilan edilen yüksek rütbeli asker sanıkları 2010 ve 2011’de tutuklanmışlardı. Bu sanıklar tutuksuz olarak yeniden yargılanmak üzere geçen 19 Haziran’da serbest bırakıldıklarında, 3 ila 5 yıldır hapisteydiler.

Balyoz dosyayla ilişkili olarak hapiste şimdi sadece bir kişi bulunuyor. O da haliyle davanın sanığı değil. Hatta tam tersine, sürecin başlamasında rol alan bir şahıs bu... Bu tutuklu, Balyoz operasyonu ve dava süreçlerinin dayandırıldığı delilleri 2010’da bir bavul içinde savcılığa teslim eden Taraf gazetesi muhabiri ve köşe yazarı Mehmet Baransu... Bu şahıs, o bir bavul dolusu belge dolayısıyla “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “devletin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” gibi suçları işlediği iddiasıyla 2 Mart’tan beri hapiste.

Balyoz’la ilgili ne varsa tersine dönmüş bulunuyor. Balyoz sanıkları aklandı. Buna karşılık Balyoz ve benzeri operasyon ve dava süreçlerini yürüterek askerleri sanık sandalyesine oturtan polislerle yargı mensuplarının ise ne mevkileri, ne güçleri ne de kullandıkları özel yetkili mahkemeler kaldı geriye...

Bu polis ve yargı mensuplarının devlet içinde kilit noktalarda örgütlenmiş İslami bir hareket olan “Hizmet”e ya da kamuoyundaki adlarıyla “Fethullah Gülen Cemaati”ne bağlı oldukları biliniyordu.

Mamafih Balyoz’u ve diğer operasyonları sadece Gülencilerin dahliyle açıklamak doğru olmaz. Bu operasyon ve davalar AKP iktidarının siyasi onay ve manevi desteğiyle yürütüldü. İktidara yakın medya, operasyona aktif destek verdi.

Balyoz hükümlülerinin sonunda hapisten çıkmalarını sağlayan gelişme ise Gülenci polis ve yargı şebekesine mal edilen 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonlarının akabinde AKP ile Cemaat arasında açık bir iç savaşın patlak vermesiydi. Yoksa, savunmanın yıllardır ileri süre geldiği gibi dava delillerinin sahte olduğunun nihayet anlaşılması değil...

İşte tam da bu iç savaşın ilk günlerinde, o zaman Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlığını yapan Yalçın Akdoğan, Balyoz davasını kastederek “Milli orduya kumpas kuruldu” dedi ve komplodan Gülen Hareketi’ni sorumlu tuttu. “Milli orduya kumpas kuruldu” ifadesi böylece Türk siyasi tarihine geçti.

Yolsuzluk operasyonlarının doğrudan hedefi olan Erdoğan’ın AKP’si bu iç savaşta hedef küçültmek için orduyu yanına çekmek veya en azından tarafsızlaştırmak istiyordu. Ordu da mesajı aldı ve Genelkurmay Başkanlığı Aralık 2013’te “Milli orduya kumpas kuruldu” iddiası çerçevesinde suç duyurusunda bulundu. Konu Anayasa Mahkemesi’ne intikal etti ve Mahkeme 18 Haziran 2014’te Balyoz davası sanıklarının adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Bir gün sonra yeniden yargılama kararı verildi ve hapisteki 236 Balyoz hükümlüsü serbest bırakıldı. Ve ardından başlayan süreç 31 Mart’ta toplu beraatla noktalandı.

Şimdi Balyoz Davası’nın Türkiye’ye maliyetinin bir muhasebesini yapmanın zamanıdır. Balyoz, Türkiye’de hukuk düzenini nasıl etkilemiştir? Balyoz, Türkiye’nin demokratikleşmesine bir katkı sağlamış mıdır? Balyoz, askerin siyasete müdahalesini gerçekten ve kalıcı biçimde olanaksız hale getirecek koşulların yaratılmasına imkân vermiş midir?

Bu soruların cevabını vermek için en başa dönmek ve davanın nasıl kurgulanıp yürütüldüğünü kısaca anlatmak gerekiyor. Balyoz Davası’nın öyküsü, askerlerin AKP hükümetini devirmek üzere hazırladıkları darbe planları olduğu iddia edilen bazı belgelerin 20 Ocak 2010’dan itibaren Taraf gazetesinde bölümler halinde tefrika edilmesiyle başladı...

DVD ve CD’ler ile binlerce sayfa belge bir bavul içinde Mehmet Baransu’ya teslim edilmişti. “Planlar” dudak uçuklatacak cinstendi.

Türkiye’de bir darbe atmosferi oluşturulması için İstanbul’daki Osmanlı döneminden kalma Fatih ve Beyazıt camileri bombalanarak kaos ortamı yaratılacaktı... Türk ordusu Ege’de kendi uçağını düşürüp suçu Yunanistan’ın üzerine atarak kriz çıkaracak ve ardından hükümet sıkıyönetim ilanına mecbur edilecekti. Kapatılacak derneklerin, el konulacak ilaç depolarının ve tutuklanacak gazetecilerin listeleri hazırlanmıştı. Hatta cuntaya faydalı olmasını umdukları gazetecilerin bile adları belirlenmişti.

30 Ocak 2010’da Mehmet Baransu, 19 CD ile İstanbul’daki Birinci Ordu Karargâhı’ndan çıkarılan evrakları yine bir bavul içinde savcılığa teslim etti. Ardından 22 Şubat 2010’da belgelerde adı geçen subayların gözaltına alınıp tutuklanmasına başlandı ve bu dalgalar halinde devam etti. 2012’de “Ergenekon” dâhil darbecilik soruşturmalarıyla ilgili diğer operasyonlarda tutuklananlarla birlikte, NATO’nun sayıca ikinci en büyük ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki toplam 348 muvazzaf general ve amiralden 37’si hapisteydi.  

Askerlerin Balyoz’dan hapiste tutulmalarının gerekçesi olan dijital delillerin sahteliği ise hükümlüler hakkında yeniden yargılama kararının verilmesinden çok önce, matematiksel bir doğrulukla kanıtlanmıştı. Balyoz sanıklarından Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan ve eşi iktisatçı Dani Rodrik aslında gazetecilerin yapması gereken bir işi yaptılar ve 2003’te oluşturulduğu iddia edilen Balyoz Darbe Planı’nın aslında en erken 2009’da üretilebileceğini somut verileriyle gösterdiler. İddia makamının bilirkişi raporlarında 5 Mart 2003’te Orgeneral Çetin Doğan için tek oturumda oluşturulan ve sonradan üzerinde hiçbir ekleme-çıkarma yapılmadığı belirtilen 11 numaralı darbe planı CD’sinde, 2006’da kurulan dernekler, 2005’te açılan resmi dairler, 2006’da alınan araç plakaları, 2007’de piyasaya sürülen Office 2007’de bulunan fontlarla yazılmış metinler, 2009’da kurulan ilaç firmaları vardı. Camileri bombalama planları örneğin Office 2007 ile üretilmişti.

Yeniden yargılama sonucunda da beraat kararı verilirken Savcı, “dosyadaki dijital verilerin delil vasfına sahip olmadığına ve sanıklarla suça konu deliller arasında bir bağ kurulmasının mümkün olmadığına” hükmetti. Profesyonel, tarafsız ve bağımsız bir yargı, Balyoz’un delil dosyasıyla ilgili geçersizlik hükmünü yıllar önce verebilirdi.

Balyoz davasında birçok sanığın avukatlığını üstlenmiş olan Hüseyin Ersöz bu zaafın nedenini Al-Monitor’a şöyle açıkladı: “Adil yargılanma hakkı, savunma hakkı ve hukuk güvenliği ilkesi gibi çağdaş hukuk prensiplerinin bir anlamda rafa kaldırılıp yerine doktrinde düşman ceza hukuku olarak tanımlanan sistematik hukuka aykırılıkların hâkim olduğu bir adli süreçti Balyoz Davası. Balyoz Davasının en yıkıcı sonucu, kürsüde oturan hâkim ve savcının tarafsızlığına olan mutlak inancın sarsılmasıydı. Artık vatandaş, kürsüdeki hâkime cemaat mi yoksa hükümet taraftarı mı olduğu gözüyle bakmaya başladı. Balyoz Davası sonrasında geride kalan, siyasallaşan bir hukuk düzeni algısı ve saygınlığı büyük ölçüde zedelenen hâkimlik mesleği oldu.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Türkiye’de hukuk ve yargının bu davalar nedeniyle görmüş olduğu tahribattaki sorumluluğunu inkâr edip tamamını Cemaat’e yükleme eğiliminde. 20 Mart’ta Harp Akademileri’nde subaylar önünde yaptığı konuşmada, “Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı. Kurumlarımızın içinde örgütlenmiş, güçlü medya desteğiyle teçhiz edilmiş bir yapının Türkiye’yi ele geçirmek için yürüttüğü bir kumpasa maruz kaldık” demişti.

Al-Monitor’a konuşan deneyimli hukukçu ve eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan ise aynı fikirde değil: “Türkiye’de hukuk hiçbir zaman sağlıklı bir işleyişe kavuşamadı ama içinde yaşadığımız dönem onun iyice içine etti. Türkiye’de yargı diye bir şey yok. Bu işi (Askerleri kastederek) nasıl tasfiye ederiz diye bir grup tetikçiyi hâkim diye aldılar, sonra bunlar bizim başımıza bela olacak diye şimdi de sadece Başkan için tetikçilik yapacak adam arıyorlar. Özel Yetkili Mahkemeler mahkeme değildi; sahteciliğe bulaşacak, içinde rol alacak kadar suç örgütüydü. Delillerin sahte olduğunu bile bile ağırlaştırılmış müebbet verdiler. Erdoğan onaylı, Pennsylvania (Gülen’i kastediyor) talimatlı kararlardı.”

Balyoz sadece yargıyı yıkmadı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne de zarar verdi. Ahmet Yavuz, Tümgeneral rütbesiyle Kara Harp Akademisi Komutanı iken 2011’de Balyoz’dan tutuklandıktan sonra 18 yıl hüküm giymiş ve emekli edilmişti... Geçen ağustosta serbest bırakılan ve nihayet diğer sanıklarla birlikte beraat eden Ahmet Yavuz, ordudaki tahribatı Al-Monitor’a anlattı: “Balyoz bir darbe yargılaması değildi, silahlı kuvvetlere indirilmiş bir darbeydi. Bu dava subayın ahlaki ve askeri otoritesini sarstı. Bugün subay milletin gözünde itibarlı bir varlık değil. Toplum nezdinde mesleki yeteneklerinin de sorgulanabilir hale gelmesi sonucunda kumanda etme kapasitesi de olumsuz etkileniyor. Balyoz, silah arkadaşlığı kavramına da darbe vurdu. Hiyerarşinin üst kademelerine olan güveni zedeledi ve özgüven kaybına neden oldu.”

Artık yukarıdaki sorulara cevap verebiliriz: Balyoz, Türkiye’deki yargı ve hukuk düzenine büyük zarar verdi. Hukuksuz demokrasi olmaz. Bazılarının sandığı gibi siyasetin demilitarizasyonu otomatikman demokratikleşme getirmedi. Türkiye 2010 ve 2011’e nazaran demokrasiden daha da uzaklaşmış, otoriter bir anlayışla yönetilen bir ülke olarak görülüyor dünyada...

Türkiye’de askerin siyasete müdahalesini önleyecek yegâne faktör yerleşik bir demokrasinin kurulmasıdır. Türkiye demokrasiden uzaklaştıkça otoriterliğin yanı sıra büyüyen istikrarsızlık ve çatışma potansiyeli, askerin siyasete müdahale etme ihtimalini geçersiz olarak görmemizi engelliyor. Balyoz, Türkiye’de askeri darbelerin imkânsız hale gelmesini mümkün kılamamıştır.

Join hundreds of Middle East professionals with Al-Monitor PRO.

Business and policy professionals use PRO to monitor the regional economy and improve their reports, memos and presentations. Try it for free and cancel anytime.

Free

The Middle East's Best Newsletters

Join over 50,000 readers who access our journalists dedicated newsletters, covering the top political, security, business and tech issues across the region each week.
Delivered straight to your inbox.

Free

What's included:
Our Expertise

Free newsletters available:

  • The Takeaway & Week in Review
  • Middle East Minute (AM)
  • Daily Briefing (PM)
  • Business & Tech Briefing
  • Security Briefing
  • Gulf Briefing
  • Israel Briefing
  • Palestine Briefing
  • Turkey Briefing
  • Iraq Briefing
Expert

Premium Membership

Join the Middle East's most notable experts for premium memos, trend reports, live video Q&A, and intimate in-person events, each detailing exclusive insights on business and geopolitical trends shaping the region.

$25.00 / month
billed annually

Become Member Start with 1-week free trial

We also offer team plans. Please send an email to pro.support@al-monitor.com and we'll onboard your team.

What's included:
Our Expertise AI-driven

Memos - premium analytical writing: actionable insights on markets and geopolitics.

Live Video Q&A - Hear from our top journalists and regional experts.

Special Events - Intimate in-person events with business & political VIPs.

Trend Reports - Deep dive analysis on market updates.

All premium Industry Newsletters - Monitor the Middle East's most important industries. Prioritize your target industries for weekly review:

  • Capital Markets & Private Equity
  • Venture Capital & Startups
  • Green Energy
  • Supply Chain
  • Sustainable Development
  • Leading Edge Technology
  • Oil & Gas
  • Real Estate & Construction
  • Banking

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial