Ana içeriğe atla

Üniversiteli gençler cezaevlerinde çürüyor

Basın açıklamasın yapmak, dinlemek, Marx’ın kitaplarını okumak, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutlamak, 1 Mayıs etkinliği, parasız sağlık ve ulaşım hakkı talep etmek, demokratik üniversite istemek. Hepsi suç. Deliller arasında tuvalet kâğıdı bile var!
Gendarme officers watch demonstrators from inside the perimeter of the heavily guarded Silivri prison where the trial of a shadowy-right wing group took place, 70km (43 miles) west of Istanbul, October 20, 2008. Ergenekon, a shadowy right-wing group, went on trial in Turkey on Monday on charges of trying to topple Prime Minister Tayyip Erdogan's government. Eighty-six people, including retired army officers, politicians, lawyers and journalists, are accused of planning assassinations and bombings to sow cha

Dünya biliyor artık; bu ülkede kadın olmak, işçi olmak, gazeteci olmak hiç kolay değil. Ya genç bir birey olmak... Otoritenin dayatmasına boyun eğmek gençler için daha zor. Coşkuyla, özgürce yaşamak, hayalleri için çabalamak, kendi doğrusunu ifade etmek yerine söylediğine, yazdığına, okuduğuna, giydiğine sürekli dikkat kesilmek. Zarar göreceğini bile bile düşüncelerini paylaşanların ise hiç şansı yok. Hele “dindar ve kindar” değillerse…

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Türkiye’de 3 binin üzerinde üniversite öğrencisinin terör örgütü üyeliği başta olmak üzere çeşitli suçlamalarla cezaevlerinde bulunduğunu söyledi. 

Cezaevlerindeki öğrencilerin aralarında devrimci liderlerin fotoğrafları taşıyanlar, parasız eğitim pankartı açanlar, solcu şarkıcı ve grupların biletlerini satanlar var.

Diğer bazı suçları ise doğrusu affedilecek gibi değil (!). Basın açıklamasına katılmak, basın açıklaması okumak ve hatta dinlemek, Marx’ın kitaplarını okumak, Cumartesi Annelerine destek vermek, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutlamak, Halkevleri binalarına gitmek, 1 Mayıs etkinliği veya YÖK protestosu, parasız sağlık ve ulaşım hakkı talep etmek, demokratik üniversite istemek, HES yapımına karşı çıkmak ve çevre hakkına dikkat çekmek.

Cezaevlerinde unutulan gençlere dikkat çekmek için, bir süre önce aileleri ile TBMM’de buluşan Veli Ağbaba, öğrencilerin aleyhine delil kabul edilen devrimci liderlerin posterlerini basına gösterdi.

Ağbaba, iktidarın devrimci, aydın ve demokrasiye bağlı gençlerden korktuğu için özellikle onlarla uğraştığını öne sürdü: “Malatya’da Zirve Yayınevinde insan boğazlayanlar serbest, bu çocukların hepsi cezaevinde. Kimisi Tıp’ta okuyor, kimisi son sınıfa kadar gelmiş. Hepsinin ortak özelliği ise yoksul aile çocukları olmaları. Bırakın basın açıklaması okumalarını, basın açıklamasını dinlemeleri bile ‘terör örgütü üyeliğinden’ ceza alma sebebi. Delil olarak gösterilenler tam bir komedi. Bunlar iddianamede var. Kırmızı kırık bir şemsiye, fular ve atkı, naylon düdük, saç bandı, megafon, Komünist manifesto, duvar takvimi, yelek, tişört, yaş pasta, mp3 çalar.”

Veli Ağbaba “Ergenekon, Balyoz, Oda TV, KCK, askeri casusluk davalarında yargılananların tahliye edildiğini, ancak aynı özel yetkili mahkemeler tarafından verilen cezalar onaylandığı için gençlerin cezaevlerinde çürütüldüğünü” söyledi. 

Adalet Bakanlığı verilerine göre, 1 Kasım 2014 tarihi itibariyle Türkiye’de 158 bin 537 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Cezaevlerinde bulunanların 144 in 958’i erkek, 5 bin 495’i kadın, 3 bin 493’ü ise 18 yaş altındaki çocuklar.

2005 yılından bu yana tutuklu ve hükümlü sayısında yüzde 175,5 oranında artış var. CHP’nin kurduğu Cezaevi Komisyonu, 3 yıllık çalışma boyunca 100’den fazla rapor yazmış ve 5 tanesini kitap haline getirmiş. Komisyonun saptamalarına göre Türkiye’de F tipi cezaevlerinde tecrit ve insansızlaştırma uygulanıyor. E tipi cezaevlerinde ise kapasitenin çok üstünde, örneğin 350 kişilik yerde 1300 tutuklu kaldığı dikkat çekiyor.

Cezaevi Komisyonu üyesi Özgür Özel “mahkûmların adeta nöbetleşe nefes aldığını” söylüyor.

Özel’in Al-Monitor’a yaptığı açıklama kaygı verici: “Zaman zaman metrodan çıkan öğrencinin elindeki şemsiye, marketten aldığı yumurta, boynuna bağladığı poşu suç delili olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin İzmir’de üniversite öğrencilerinin yargılandığı bir davada, Kemeraltı-Kızlarağası hanında bir derneğe giden öğrenciler için polis ‘derneğin yanındaki bir odaya belli aralıklarla gidiyorlar. Ellerinde rulo şeklindeki örgüt dokümanları bulunuyor’ diye rapor düzenlemiş. Savunma yapılırken öğrendik ki bu dokümanlar tuvalete giderken öğrencilerin yanlarında götürdükleri tuvalet kâğıdı ruloları. İktidar kanuna koyduğu ‘terör örgütü üyesi olmasa dahi terör örgütü lehine propaganda yapmak’ suçundan ceza veriyor. Üniversiteliyi sindirmek, korkutmak, bastırmak biran önce tutuklu yargılamak suretiyle kendisine ve ailelerine mesaj veriliyor. Oysa tutuksuz yargılanması gereken, cezasının ertelenmesi gereken suçlar bunlar.”

Türkiye’nin önde gelen eğitim bilimcilerinden Prof. Dr. İbrahim Ethem Başaran ise Al-Monitor’a gençleri basit gerekçelerle hapse atmanın sakıncalarını anlattı: “Eğitim ve öğretim bireyin en önemli hakkıdır. Üniversite öğrencileri cezaevine atıldığında öncelikle bu hakları ellerinden alınarak heba ediliyor. Çok ağır işleyen bir yargı sistemi var. Üniversitelilerin cezaevlerine doldurulması ulusal değerlerin çürütülmesi demek. Hapisteki zaman boşluğu ise genç beyinlerine verilmiş bir cezadır. Bu boşluk onları psikolojik olarak hasta eder. Yönetim cezaevindeki genç nüfusu harekete geçirecek, değerlendirecek eğitim ve öğretim seçenekleri sunmalı. “

İşsizlik, gelir adaletsizliği ve insan hakları sorunları çözüm beklerken, siyasi davalar üzerinden tutuklanan üniversite gençliğinin hayatını şekillendirmek mümkün değil. En aykırı fikirleri bile tartışması gereken üniversitelerin baskılar yüzünden özgürlük alanından uzaklaşması, öğrencilerin eğitim haklarının kısıtlanması Türkiye’nin göz önünde olmayan, ama içten içe büyüyen sorunu…

More from Tulay Cetingulec

Recommended Articles