Ana içeriğe atla

Yezidiler İsrail’den yardım istiyor

Çaresizlik içindeki Yezidiler, İslam Devleti’ne karşı mücadelelerinde İsrail’den özellikle askeri alanda dayanışma ve destek bekliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A man from the minority Yazidi sect stands guard at Mount Sinjar, in the town of Sinjar, December 20, 2014. Iraqi Kurdish fighters flashed victory signs as they swept across the northern side of Sinjar mountain on Saturday, two days after breaking through to free hundreds of Yazidis trapped there for months by Islamic State fighters. REUTERS/Ari Jalal (IRAQ - Tags: POLITICS CIVIL UNREST MILITARY) - RTR4IV2I

Irak’ın kuzeybatısında, Suriye sınırı yakınlarındaki Sincar’da görev yapan Yarbay Lokman İbrahim’i geçenlerde Tel Aviv’den aradığımda ona bir İsrailliyle açıkça temas etmekten korkup korkmadığını sordum. Yarbay “Birçoğumuz zaten öldürüldü. Korkacak neyimiz var?” diye yanıt verdi. Bir Yezidi milis subayı olan İbrahim, İsrail Devleti’nden askeri yardım almayı umuyor.

Yarbay şöyle konuştu: “Arap ülkeleri bizi de sizi de tanımıyor. Bize kâfir diyorlar. Komşu Arap ülkeler bile bize düşman olduktan sonra sizinle konuşmaktan niçin korkayım? Biz sizi, tarafsızlık ve saygı temelinde ilişki kurabileceğimiz dost bir devlet olarak görüyoruz. Fazlasını istemiyoruz.”

Asıl mesleği gazetecilik olan İbrahim, Sincar Savunma Kuvvetleri’nin üst düzey saha komutanlarından Mervan Elias Badl’ın yardımcısı olarak görev yapıyor. Bir Yezidi milis grubu olan Sincar Savunma Kuvvetleri, ağustos 2014’te Musul’un batısındaki Yezidi yerleşimlerine saldıran İslam Devleti’ni (İD) durdurmak için özel olarak kuruldu. Bu milis gücünü oluşturan 12 bin savaşçının çoğu askeri eğitimi olmayan, İD’in önünü kesmek için silaha sarılan sıradan erkekler. İçlerinde az sayıda er ve Kürt Peşmerge güçlerine mensup subay var. Yerel tahminlere göre İD militanları Yezidi pogromlarında binlerce insanı öldürdü. Beş bin civarında Yezidi hâlen İD’in elinde tutsak.

Yezidilerin İsrail’le hiçbir resmi ilişkisi olmadığı gibi örgütlü bir önderlikleri de yok. Ancak yardıma ihtiyaçları var, özellikle askeri desteğe. Bunun için de açıkça yardım çağrısında bulunmaya karar vermişler. İbrahim bu konuda şunları söyledi: “İsrail hükümetine ve başbakanına çağrımız, devreye girip Yahudi milletini seven bu halka yardım etmeleridir. Savaşçıların eğitimi ve ortak timlerin kurulması gibi askeri ilişkiler gelişirse son derece minnettar oluruz. İsraillilerin içinde bulunduğu koşulları, devletlerinin kuruluşundan bu yana Araplardan neler çektiklerini çok iyi biliyoruz. Biz de onlardan çekiyoruz.”

Ne tür silaha ihtiyaç duydukları sorulduğunda İbrahim savunma tedbirlerine işaret ederek konuya şöyle açıklık getirdi: “Biz kimseye karşı değiliz. Başka halkların toprağında gözümüz yok. Sadece kendimizi korumak istiyoruz. Örneğin zırhlı araçlar (Humvee), makinalı tüfekler ve hafif silahlar olabilir.”

Bu bölgede İsrail’le ilişki kurmak, hele de askeri ilişki kurmak kirli işler kapsamına girer. Ancak tüm çizgilerin aşıldığı ve Yezidilerin başına en kötüsünün zaten geldiği bir ortamda Yezidiler Kudüs’le iş birliği isteyerek ne kaybedebilir?

İbrahim’le görüşmem Sincar’la yaptığım tek telefon görüşmesi değildi. Sincarlı Mecdal Raşo, yıllar önce Almanya’ya yerleşerek hayatını orada kurmuş. Evlenip yuva kuran Raşo, bir çikolata fabrikasında üretim denetçisi olarak çalışıyormuş. Boş zamanlarında ise Kürtçe yayın yapan televizyonlarda fotoğrafçı olarak görev almış. Sincar’a ise hem savaşmak hem de Alman haber kanallarına görüntü geçmek için geri gelmiş.

Cephede telefonla ulaştığım Raşo şöyle konuştu: “Burada gördüklerimi tasvir etmem imkânsız. Halkımızın kaçmaktan başka seçeneği yoktu. Bizler ne Arap ne Müslümanız. Benzer pogromlara maruz kalan İsraillilerle aynı kaderi paylaştığımızı düşünüyoruz. Dağda kuşatılanlar bana gelip ‘İsrailli kardeşler bize el uzatmaz mı acaba?’ diye soruyordu.”

Yezidi dininin mensupları sayı olarak bir milyonu geçmez. Bu insanlar daha çok kuzey Irak’ta Musul ve Sincar Dağı bölgelerinde yaşar. Batı’daki en büyük Yezidi diasporası ise yaklaşık 100 bin kişinin yaşadığı Almanya’dadır.

Yahudilerle ortak kader paylaşma teması, Yezidi söyleminde sıklıkla yer alıyor. Almanya’da yaşayan çocuk doktoru Mirza Dinnay da şöyle diyor: “Bizim başımıza gelenler, Avrupa’daki Yahudi Soykırımı’ndan bu yana en büyük soykırımdır. Yahudi Soykırımı’nın amacı bir halkı – Yahudileri – tümüyle ortadan kaldırmaktı. İD’in de benzer bir planı var: Bir halkı – Yezidileri – tümüyle yok etmek. Yahudi Soykırımı ve Sincar olaylarına benzer bir imha süreci son 500 senede yaşanmamıştır.”

Dinnay, Sincar’daki pogrom başladığında bir grup insan hakları savunucusuyla birlikte Almanya’dan bölgeye gelmiş. O günlerde Irak hava kuvvetlerinin kuşatılmış Yezidiler için düzenlediği yardım uçuşlarının birinde gıda ve ilaç taşıyan bir helikopter düşmüştü. Helikopterin yaralanan yolcuları arasında Dinnay da vardı.

Yezidiler ile İsrail medyası arasındaki iletişim, Tel Aviv Üniversitesi Yavetz Tarih Çalışmaları Merkezi’nin araştırmacısı Idan Barir (34) tarafından koordine ediliyor. Barir, İD’in Yezidi yerleşimlerine saldırmasından bu yana Yezidi toplumuyla yakın irtibatı sayesinde İsrail’in başlıca Yezidi uzmanı olarak isim yaptı.

Al-Monitor’a konuşan Barir, Yezidilere olası yardımlar konusunda şunları söyledi: “İsrail’in deneyimli olduğu, dünya düzenini bozmayacak bir dizi faaliyet sayabilirim. Örneğin Sincar’da iş birliği ve yardım çağrısı yapan Yezidi birliklerine askeri destek sağlanması, kuzey Irak’ta yerinden edilmiş insanların tıbbi ve psikolojik tedavisi için bir sahra hastanesinin kurulması -ki bu sadece Yezidilere yönelik olmaz- , yerinden edilmiş Yezidilerin kaldığı Irak Kürdistanı’ndaki mülteci kamplarına insani yardım gönderilmesi, tıbbi veya psikolojik yardıma muhtaç kişilere öncelik vererek sembolik sayıda yerinden edilmiş Yezidi’nin İsrail’e alınması, genç Yezidilerin İsrail’de askerlik hizmetine katılması ve İsrail-Yezidi ilişkilerini güçlendirecek sivil toplum girişimlerinin desteklenmesi. Her şey İsrail hükümetinin kararına, iradesine ve iyi niyetine bağlı.”

İsrail yardım çağrılarına henüz resmi bir yanıt vermiş değil. Bu çağrılar da zaten son birkaç günde dillendirilmeye başlandı ve henüz tam olarak formüle edilmiş değil. Aslına bakılırsa Yezidiler, İsrail’den resmen mülteci olarak sığınma talebinde bulunmuş değil. Barir de şu an uzaktaki dostlarının mesajını İsrail yönetimine iletmek için yetkililere ulaşmanın yolunu arıyor.

Kuşku yok ki bu, Başbakan Benjamin Netanyahu hükümeti için sıra dışı bir dostluk mesajı. İsrail’in yanıt verip vermeyeceğini, verirse nasıl bir yanıt vereceğini görmek ilginç olacak. Konunun hassasiyeti düşünülürse bu çağrılara kulak verileceği kesin değil.

2009-2013 arasında görev yapan bir önceki Netanyahu hükümetinin kabine sekreteri Avukat Zvi Hauser’e göre “Yezidilerin trajedisine son vermek için her kapıyı çalmak, elden gelen her şeyi yapmak ahlaki bir görevdir. Birileri 21’inci yüzyılda sırf inancı ve dini nedeniyle bir halkı tümden imha etmeye kalkışıyorsa buna duyarsız kalmak düşünülemez.”

Hauser, Yezidilerin yardım talebi hakkında konuşmayı kabul eden ilk üst düzey İsrailli isim oldu. Ancak resmi bir konumda bulunmadığı için Yezidilerin askeri yardım talebine değinmekten kaçındı ve taahhüt olarak yorumlanabilecek herhangi bir söz söylememeye özen gösterdi.

Ancak Hauser, Yezidilerin çağrısına İsrail’in olumlu yaklaşması gerektiğini düşünüyor: “Yezidilerin öyküsü bizimkini çağrıştırıyor. Bizler de 2 bin sene boyunca egemenlikten mahrum olarak var olduk ve bu süreçte imha planlarıyla karşı karşıya kaldık. İsrail, etnik bir azınlığın kurduğu egemen bir devlettir, kadim bir medeniyetin ulusal tezahürdür. Dolayısıyla sırf Orta Doğu’da çoğulculuğu sağlamak adına bile Yezidilerle ilişki geliştirip ittifak kurmanın yollarını araştırmak isabetli olur. Bu konunun evrensel boyutu da var. Beşeri medeniyetin gelişimi, etnik grup ve ulusların çeşitliliği ve çokluğuna bağlıdır. Dolaysıyla bunlardan birinin yok olması sadece Yezidilere değil, insani yaşamın tüm dokusuna zarar verir.”

More from Jacky Hugi

Recommended Articles