Ana içeriğe atla

CHP karanlık geçmişiyle yüzleşebilecek mi?

CHP’nin Ak Parti’ye gerçekten rakip olabilmesi için Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun partinin geçmişine dair açık sözlü bir sorgulama başlatması gerekiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Kemal Kilicdaroglu (2nd L), leader of the main opposition Republican People's Party (CHP), releases a dove during an election rally in Adana, southern Turkey, March 27, 2014. Turkey's main opposition party has barely dented support for Prime Minister Tayyip Erdogan despite months of anti-government protests, an investigation into government graft and hours of incriminating conversations leaked online. Kemal Kilicdaroglu, head of the Republican People's Party (CHP), at campaign rallies in more than 70 cities

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrikulu 12 Kasım’da yaptığı bir açıklamayla istemeden parti içi bir tartışmanın fitilini ateşledi. Tanrıkulu CNN Türk’te katıldığı bir televizyon programında 1937-38 yıllarında yaşanan “Dersim katliamı” için “Partim adına özür diliyorum” dedi. Bir gün sonra bazı CHP milletvekilleri Dersim konusunda özür dileyecek bir şey olmadığı ya da Dersim’de yaşananların şu anki CHP’yi ilgilendirmediği gerekçeleriyle Tanrıkulu’na tepki gösterdiler. Oysa, ana muhalefetin sadece geçmişini değil geleceğini de ilgilendiren bu meseleyi açmak ve dürüstçe tartışmak gerekiyor.

Osmanlı döneminden bu yana Dersim ismiyle bilinen bu kentin adı 1935’te Tunceli olarak değiştirildi. Aynı yıl, Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki “tek parti rejimi” doğu bölgelerinde devlet otoritesini tesis etmek için yeni bir “iskan” politikası başlattı. Ardından gelen üç yıl içinde hükümet güçleriyle Dersim civarındaki silahlı isyancılar arasındaki gerginlik giderek silahlı çatışmalara dönüştü.

Tarihi verilere göre hükümet isyanı bastırmak için sivil halkı öldürmek, evlerini yıkmak ve zehirli gaz kullanmak da dahil çeşitli acımasız yöntemlere başvurdu. Hatta bölgeye yönelik hava bombardımanına katılan pilotlardan biri de Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’di. Olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısına ilişkin tartışma halen sürerken, ölü sayısının 7000 ila 40.000 arasında değiştiği tahmin ediliyor.

Bu “isyan”ın bedelini ağır ödeyen Dersim aşiretleri Kürt ve Aleviydi. Bir diğer deyişle, Türkiye’nin Türk ve Sünni ağırlıklı toplumu içinde iki ayrı yönden de azınlıktılar. Dersimlilerin kendilerini asırlık Sünni-Türk geleneğinin Alevi ve Kürt kurbanları olarak görmeleri, biraz bu tarihsel algının devamıydı. Buna karşılık, bazı Dersimliler de, kendilerini katliamdan geçirenin laik ve Kemalist CHP olduğunun altını çizdiler.

Bu noktadan yola çıkan ve 2002’den sonra Ak Parti’nin açtığı alanda kendisine daha fazla yer bulan Kemalizm’e yönelik eleştirel tutum, Dersim olaylarının da yeni bir bakış açısıyla ele alınmasını sağladı. Öyle ki, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 2011’de cesur bir adım atarak Dersim katliamında ölenler için “devlet adına” özür diledi. Erdoğan’ın kendisini her zaman haklı gören kibirli devlet geleneğini yıkan bu adımı liberallerden büyük alkış almıştı.

Ancak Erdoğan’ın Dersim özrünün doğal olarak siyasi bir mantığı da vardı. Ne de olsa Erdoğan’ın bu özrü kendi İslamcı siyasi geleneğinin yanlışlarına değil laik muhaliflerinin yanlışlarına işaret ediyordu. (Öte yandan, aynı Erdoğan Aralık 2011’de 33 Kürt vatandaşının hayatını kaybettiği Roboski katliamı gibi olaylar için hiçbir zaman resmen özür dilemeye yanaşmayacaktı.)

Bu arada CHP ise Dersim olayları konusunda savunmada ya da en azından sessiz kalmayı sürdürdü ve sürdürüyor. Zira bu olayın gündeme taşınması nihai olarak CHP ve cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün sorgulanması anlamına geliyor. CHP içinde kendilerini “sosyal demokrat” olarak tanımlayan Tanrıkulu gibi daha liberal sesler Dersim katliamını cumhuriyetin günahlarından biri olarak kabul edebilirken, katı Kemalistlerin “devlet otoritesi” adına halen Dersim katliamını savunması da bundan kaynaklanıyor. (Nitekim aynı Kemalistler, devletin “isyan bastırma” hakkı adına Suriye’deki Beşar Esad rejiminin en acımasız yöntemlerini dahi savunabiliyor.)

Bu isimlerden biri, CHP İzmir milletvekili Birgün Ayman Güler. Güler kısa süre önce Aydınlık gazetesine yazdığı bir makalede isim vermeden Tanrıkulu’nun “Dersim” konusundaki özrünü kınadı. Güler’e göre konu ahlaki bir mesele değil, “Emperyalizmin küresel sömürgecilik çağı”na boyun eğip eğmemekle ilgiliydi. “Neo liberal düzen” Türkiye’ye önce “özür dile”tip sonra “diz çöktür”meye çalışıyordu.

Yabancı düşmanlığına dair ön kabuller içeren bu ulusalcılık türü Türkiye’de oldukça yaygındır ve aslında hemen hemen tüm siyasi partilerde rastlanabilir. Ancak bu akımın ana muhalefette fazlasıyla baskın olması, CHP’nin Ak Parti’nin 12 yıllık iktidarına karşı taze bir bakış açısı getirmesine engel oluyor ve partiyi arkaik ve otoriter kılıyor.

Öte yandan, CHP’de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’ndan -ki kendisi de Dersimlidir - yana olan sosyal demokratlarla Kemalistler arasındaki açık da giderek büyüyor. Nitekim, Kemalist akımın önde gelen temsilcilerinden Emine Ülker Tarhan kısa süre önce partisinden istifa ederek, yeni bir parti kurdu.

Tarhan’ın partisinin ya da benzeri muhtemel Kemalist ayrılmaların CHP’nin tam da Ak Parti’ye karşı zaten dar olan tabanını genişletmek için çaresizce çalıştığı bir dönemde ana muhalefetten oy çalma riski elbette var. Ancak bu, CHP’nin daha büyük bir seçmen kitlesine hitap edebilmek için ödemek zorunda olduğu bir bedel olabilir. Yani tam da 2000’lerin başında katı İslamcı tabanından koparak doğan Ak Parti’nin başarıyla yaptığı gibi...

Bir başka deyişle, CHP’nin de Ak Parti’ye gerçekten rakip olabilmesi için Kılıçdaroğlu’nun Tanrıkulu gibi sosyal demokratların elini güçlendirmesi ve partinin 90 yıllık geçmişine ilişkin samimi bir diyalog ortamının önünü açması lazım. Bu geçmişte, 1950’de çok partili hayata geçilmesi gibi gurur duyulacak sayfalar olabilir CHP için. Ama Dersim katliamı gibi öz eleştiriye ve özre muhtaç karanlık sayfalar da var.

More from Mustafa Akyol

Recommended Articles