Ana içeriğe atla

İslam Devleti istihbarat ağıyla direnişi bastırıyor

İslam Devleti’nin Saddam döneminden kalan istihbaratçıları ve taktikleri kullandığı sanılıyor. Suriyeli Aleviler hükümete hesap sormaya başlarken ordu Hama çevresinde ilerliyor. Tapınak Tepesi’nde gerilim artıyor. Mısır’ın Sina’daki terörle mücadelesi Gazze halkını mağdur ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTR4BVHG.jpg

İD’in istihbarat yöntemleri muhalefeti caydırıyor

Al-Monitor yazarı Ali Mamouri, İslam Devleti’nin Irak’ta yürüttüğü acımasız ve etkili istihbarat faaliyetlerinin terör örgütüne karşı oluşabilecek yeni bir Sünni “uyanış” ihtimalini bastırdığını belirtiyor.

Irak’tan bildiren Mamouri şöyle yazıyor: “İslam Devleti (İD), kendisini seleflerinden ve benzer örgütlerden farklı kılan önemli bir özelliğe sahip: Örgütün eski rejimde görev almış istihbaratçıların tecrübesinden beslenen kuvvetli bir istihbarat yapılanması var. İD’in istihbarat aygıtı, dünyadaki diğer istihbarat teşkilatları gibi çok çeşitli faaliyetler yürütüyor. En önemli görevleri İD karşıtlarını tespit edip izlemek ve en kısa zamanda yok etmek, Irak hükümetinin veya karşıt grupların içlerine sızmasını önlemek ve örgütün kontrol ettiği bölgelerde silahlı muhalefetin oluşmasını engellemekten oluşuyor.”

İD’in selefi Irak El Kaidesi’nin tecrübesinden ders çıkardığı ve buna göre önlem aldığı anlaşılıyor. ABD’nin 2007’de Irak’ta kuvvet artırımına gittiği dönemde Uyanış Hareketi olarak anılan Sünni aşiretler ile ABD arasında kurulan ittifak sonucunda Irak El Kaidesi zemin kaybetmişti.

Mamouri ayrıca şu gözlemini aktarıyor: “Musul’da hüküm süren terör nedeniyle çok sayıda insan şehirden kaçarak Şii ağırlıklı batı bölgelere sığındı. Al-Monitor, Kerbela girişinde şehre girmek için güvenlik izni bekleyen upuzun sığınmacı kuyruklarına tanıklık etti. Söz konusu işlemler, sığınmacı sayısının büyüklüğü ve bu insanları kabul edecek tesislerin yetersizliği nedeniyle günlerce sürebiliyor.”

Suriyeli Alevilerin nabzı

Suriye’den bildiren Al-Monitor muhabiri, Alevilerin savaşın gidişatına dair Suriye hükümetine hesap sormaya başladığını aktarıyor: “Suriye’deki savaş, rejim yanlısı ve rejim karşıtı kesimleri aynı ölçüde perişan etmiş durumda. Alevilerin rejime yönelik itirazlarının genel olarak savaşın kötü yönetilmesinden kaynaklandığı söylenebilir. Bunun dışında zamların ve kötüleşen ekonomik koşulların tetiklediği hoşnutsuzluklar da var. Ancak Lazkiye ve Tartus sokaklarındaki Esad posterleri ve Esad yanlısı sloganların da gösterdiği gibi rejim şimdilik protestoları kontrol etmeyi, bunların büyümesini önlemeyi başarıyor.”

Muhabir, şu gözlemlerini de aktarıyor: “Ordu ve Ulusal Savunma Güçleri’ne bağlı silahlı kişilerin varlığı hariç Lazkiye yollarında ve çarşılarında hayat normal görünüyor. (...) Şehrin sokaklarındaki rejim yanlısı militanlar, bilhassa çatışma ve gösterilerin yaşandığı Sünni mahallelerinin girişinde duranlar ürkütücü görünüyor. El Ramel El Cenubi, Kuneyns ve El Sekanturi mahallelerinin girişlerinde hâlen kum barikatları var. Rejim, yandaşlarının da desteğiyle şehirdeki önlemleri sıkı tutmaya devam ediyor. (…) Tartus’taki rejim yanlısı vatandaşlar da öfkeli görünüyor. Şehirde herkes, yakıt fiyatı artışından, bunun üzerine diğer ürünlerin zamlanmasından ama asgari ücretin aynı kalmasından söz ediyor.”

Suriye ordusu ilerliyor

Khaled Attalah, Suriye ordusunun El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ile Hazım Hareketi’ne karşı Hama kırsalındaki Morek kasabasında kazandığı zaferin Halep’te belirleyici bir savaşın öncülü olabileceğini aktarıyor.

Morek’ten bildiren Attalah şöyle yazıyor: “Hükümet güçlerinin Hama’nın 30 kilometre kuzeyindeki Morek’i ele geçirmesi, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın birbirini tamamlayan coğrafi bölgelerde yavaş yavaş ilerleme stratejisinin bir parçası. Bu zafer, Halep kırsalındaki kazanımlar ve Hama’nın 25 kilometre kuzeybatısındaki Halfiye kasabasının alınmasının devamı olarak geldi. Ufukta şimdi kuzeydeki muhalif güçlerle yeni çatışmalar görünüyor. Zira kentlerin dışındaki kırsal bölgeler, kesintisiz bir cephe hattı oluşturuyor.”

Suriye hükümetinin Halep’teki olası zaferi, Batı destekli ılımlı muhalif güçlerin hesabına olacak. Bu gruplar, ABD önderliğindeki koalisyonun İD’e karşı harekete geçmesinden bu yana artan destek alıyor olsa da güçlükle ayakta durabiliyor.

Atallah şöyle devam ediyor: “Öyle anlaşılıyor ki Suriye ordusu, daha önce ulaşamadığı hatları açmayı başarmış durumda. Ordu, Halep kırsalına ulaşma hedefini başarır ve kuzeye doğru yeni ikmal hatları açabilirse muhalefetin başı büyük derde girecek. Muhalif savaşçılar, bir tarafta Suriye ordusu bir tarafta da İslam Devleti’nin (İD) arasında kalacak. Ancak, İD’e karşı uluslararası harekâtın başlamasının ardından muhalefete yeni silahlar verildiği düşünülürse sürpriz unsuru burada asıl belirleyici olacak.”

Tapınak Tepesi’ndeki gerilim

Yahudilerin Tapınak Tepesi’nde (Harem-i Şerif) ibadet hakkı olduğunu savunan Yehuda Glick’e Muataz Hicazi isimli Filistinlinin 29 Ekim’de suikast girişiminde bulunması, Kudüs’te şiddetin daha da tırmanacağı yönünde korkular yarattı.

Al-Monitor, İsrail-Filistin ihtilafında tehlikeli bir parlama noktası olan Tapınak Tepesi etrafında gelişen olayları yakından izliyor.

Ahmed Melhem, 2 Temmuz’daki Muhammed Ebu Haydar cinayetinden sonra Filistinli gençlerin Kudüs’teki gösterilerinin gittikçe yoğunlaştığını aktarıyor. Ebu Haydar, Hamas’la bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerin üç İsrailli genci kaçırıp öldürmesine misilleme olarak İsrailli fanatikler tarafından öldürülmüştü.

Melhem, protestoların büyüme potansiyeli taşıdığını belirtse de bugünkü durumu şöyle anlatıyor: “Spontane gelişen çatışmalar, ulusal düzeyde liderlikten yoksun. İsrailli güçlerin uyguladığı sıkı güvenlik önlemleri düşünülürse protestoların ne kadar sürebileceği soru işareti.”

Müslümanların en kutsal mekânlarından Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Tapınak Tepesi’nde Yahudilere yönelik kısıtlamaların kalkmasını kimi İsrailli siyasiler de savunuyor. Glick’le arkadaş olan HaBayit HaYehudi Partisi’nin Knesset üyelerinden Orit Strock, Mazal Muallem’e verdiği demeçte şunları söylüyor: “Kudüs bizim başkentimiz olduğuna göre şehrin her yerinde inşaat yapacağımızı tereddütsüz ortaya koymalıyız. Ayrıca Kudüs’teki idari makamlarımızın şehrin her yerinde olacağını göstermemiz lazım. Yahudiler de tıpkı Müslümanlar gibi Tapınak Tepesi’ne gitme hakkına sahip olmalı. Buradan olay çıkmaz. Ben El Halil’de yaşıyorum ve El Halil’de Yahudiler ve Müslümanlar ibadet ediyor.”

Ben Caspit ise Glick’e yönelik girişimi şöyle değerlendiriyor: “Orta Doğu’da göreceli sükûnete önem veren herkes, Glick’in bir an önce iyileşmesi için dua etmeli. Cinayet girişimi başarılı olsaydı Kudüs ve Kudüs civarında yaşayan bizler, şimdi müthiş bir kestirmeden cehenneme gidiyor olurduk. Yahudilerin Tapınak Tepesi’ne yönelik bir terör eylemi düzenlemesi, Şin Bet’in her daim kâbusudur. Orta Doğu’da en çok bulunan meta, aşırıcılıktır ve her iki tarafta da bolca vardır. Aşırıcılığı tutan frenler ise gittikçe aşınıyor.”

Mısır’ın tampon bölgesi Gazze halkını hapsediyor

24 Ekim’de en az 30 Mısırlı askerin ölümüyle sonuçlanan terör saldırısının ardından Mısır, Sina Yarımadası’nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki Refah kasabasında birçok binayı yıktı ve binlerce kişiyi yerinden etti. Mısır, saldırıdan Hamas’la irtibatlı olduğu sanılan terör gruplarını sorumlu tutuyor.

Refah’ın Gazze tarafından bildiren Mohammed Othman ise şunları aktarıyor: “Gazze’nin Mısır’la olan sınır kapısı, Gazze halkına doğrultulmuş bir silah hâline geldi. Kapı, bazen Mısır’ın ulusal güvenliği gerekçesiyle bazen Filistinliler arasındaki bölünmüşlük ve Gazze’deki Hamas yönetimi yüzünden ikide bir kapanıyor. Bunun sonucunda kapı, Mısır’ın Gazze halkına her baskı uygulamak istediğinde kullandığı bir karta dönüştü. Bu durum, İsrail’in uyguladığı katı ablukanın üstüne Gazze’nin mağduriyetini daha da artırıyor.”

More from Week in Review

Recommended Articles