Ana içeriğe atla

Iraklı Sünnileri kim temsil ediyor?

İslam Devleti, Irak’taki Sünni kasaba ve kentlerde kontrolünü artırırken Sünniler fazlasıyla ihtiyaç duydukları temsiliyeti bulamıyorlar. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Sunni tribesmen take part in a military training, as they prepare to fight against militants of the Islamic State, on the outskirt of Ramadi, west of Baghdad, November 16, 2014. Islamic State's systematic massacre of hundreds of Iraq's Albu Nimr tribe should have been an unmistakable wake up call for a country that may not be able to stabilise without long-term support from Sunni tribesmen. Picture taken November 16, 2014.   REUTERS/Ali al-Mashhadani (IRAQ - Tags: CONFLICT MILITARY POLITICS) - RTR4EH9R

Iraklı Sünnileri kim temsil ediyor? Iraklılar bu son derece hassas soruya henüz bir yanıt vermiş değil. Bu sorunun açıkça yanıtlanamaması tehlikeli bir durum doğuruyor. Bu tehlike, hem İslam Devleti’yle mücadeleyi hem de Irak hükümeti, ABD birlikleri ve uluslararası toplumun örgütün kontörlündeki Sünni bölgelerin kurtarılmasıyla görevli savaşçılara verdiği desteği doğrudan ilgilendiriyor.

ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, ekim sonunda Irak’taki askeri eğitim misyonunu Anbar vilayetindeki Arap aşiretlerini de içine alacak şekilde genişletmek istediklerini açıkladı. Irak Meclis Başkanı Salim El Ceburi de 11 Kasım’da aşiretlerin çok yakında silahlandırılacağını doğruladı.

Aşiretlerin silahlandırılması, yerel savaşçılardan bir ulusal muhafız teşkilatının oluşturulması anlamına gelecek. Irak parlamentosu, hükümet programının bir parçası olarak ilan edilen Ulusal Muhafız projesini henüz yasalaştırmış değil. Projeyi destekleyen Sünni siyasiler uygulamanın ivedilikle hayata geçirilmesini istiyor. Ancak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Nuri El Maliki dâhil kimi Şii siyasiler, aşiretlerin silahlandırılmasına şüpheyle bakıyor. Aslında bu, çelişkili bir durum. Zira Maliki, başbakan olduğu dönemde, 15 Ocak’ta, yani Felluce’nin İD tarafından işgal edilmesinden birkaç gün sonra Musul’daki aşiretleri silahlandırma niyetini açıklamıştı. İD o tarihte henüz Musul’a girmemişti.

Aşiretlerin silahlandırılması, bir ulusal muhafız teşkilatının oluşturulması ve bir Sünni bölgenin kurulması gibi fikirlerin nasıl hayata geçirileceğine dair Sünni çevrelerde muhtelif görüşler var. Bölgesel ve uluslararası yetkililerin de bu konularda farklı tutumları söz konusu.

Irak’ta Sünnilerin temsili konusunda Sünnilerin devleti yıllarca yönetmiş olmasıyla bağlantılı derin bir kriz yaşanıyor. 2003’ten sonra ortaya çıkan şartlar, İslamcı partiler ve dini otoritelerden oluşan bir Şii temsiliyetinin, milliyetçi partiler ve milliyetçi idareden oluşan bir Kürt temsiliyetinin doğmasına olanak sağladı. Kürtler ve Şiiler pastadan paylarını çabucak alırken Sünnilerin payına kendi temsilcilerini aramak düştü.

Seçim sonuçlarına bakarak mevcut Sünni siyasetçi sınıfının Sünni halkı temsil ettiği söylenemez. Aslında nüfuzlu Sünni siyasiler daha az görünür bir sınıfı temsil ediyor. Bunlar eski rejimle, yani Baas Partisi’yle dini çevrelerle ya da ABD güçlerine karşı savaşmış, silahlı gruplarla bağlantılı olan ya da Maliki iktidarında terörizmle suçlanan kesimler.

Sünni mezhebinin yapısı ve gelenekleri, Şii dini otoritelerine benzer şekilde herkesin üzerinde uzlaştığı, nüfuzlu dini otoritelerin oluşmasını engelliyor. Ayrıca Sünni hafızanın milliyetçi yönü 2003’ten sonra siyasi sahnenin dışına itilen Baas Partisi’yle bağlantılı.

Sünnilerin temsilcisi olduğu söylenen “aşiretler” bile fiiliyatta gerçek bir güvenirliğe sahip değil. Zira onlar da keskin bir şekilde bölünmüş durumda ve temsil konusunda kendi aralarında kavga ediyor. 20. yüzyıl boyunca yaşanan siyasi tecrübelerde de aşiretler arasındaki çatışma, siyasi araç olarak kullanılmıştı.

2006-2014 yılları arasındaki Maliki iktidarı, Sünni temsil konusuna ayrımcı bir bakış açısıyla yaklaştı. Temsil gücü olmasa da kendi politikalarına yakın duran isimleri destekledi, kendi politikalarına muhalif olanları ise temsil güçleri olsa da siyasetten dışladı.

Aşiret liderlerini siyasetçi gibi görüp Sünnilerin temsilcisi yapmayı uman Maliki, bu yılın başında aşiretlere mali destek ve silah sağladı. Bu liderler arasında Ahmet Ebu Rişa da vardı. Rişa geçtiğimiz nisan ayında Felluce’yi İD’den kurtarmak üzere olduğunu söylemişti. Ancak tam tersi oldu.

2003 sonrasında Sünni meselesini çözmeye dönük pek çok öneri getirildi. Bunlar çoğunlukla Irak’ın Sünni, Şii ve Kürt kimlikler temelinde ayrışmasını öngörüyordu. Ancak böylesi bir bölünmenin kendilerini azınlık hâline getireceğini gören Sünniler bu fikre yanaşmadı. Bu da onları seçimleri defalarca boykot etmeye, meclisteki siyasileri temsilcileri olarak tanımamaya sevk etti.

Sünnilerin laik Şii siyasetçi İyad Allavi’ye kendi temsilcileri olarak 2010’da verdikleri destek, üçlü bölünme fikrine yönelik itirazın bir tezahürüydü. Bu durum, Iraklı Şiileri kendi aralarındaki görüş ayrılıklarını aşıp kendilerini siyaseten temsil eden ulusal ittifak iktidarını korumaya sevk etti.

Maliki iktidarı, Sünnilerin kendi temsilcilerini belirlemesine yardımcı olmadı. Maliki, eski Maliye Bakanı Rafi El İsavi gibi Sünni temsiliyetinin nüvesini oluşturabilecek siyasi isimleri dışladı. Terörü desteklemekle suçlanan onlarca siyasi, aşiret lideri ve din adamı Sünniler adına konuşma imkânından yoksun bırakıldı.

Buna rağmen 2013’teki gösterilerden sonra Şeyh Abdül Malik El Saadi ismindeki din adamı, üzerinde mutabakat sağlanan Sünni din otoritesi olma iddiasıyla ortaya çıktı. Maliki iktidarı, Sünniler arasında nadiren görülen bu mutabakatı güçlendirmeye çalışmadı. Oysa böylesi bir çaba, Sünnilerin uzun vadede güvenini kazanabilecek gerçek reformların önünü açabilirdi.

İD’in yükselişe geçip Sünni kentleri ele geçirmesiyle Saadi süreci iyice zayıfladı. Saadi 31 Ekim’de artık fetva vermeyeceğini, çünkü kimsenin kendisini dinlemediğini duyurdu. Bu gelişme, Irak’ta net bir Sünni temsiliyetin oluşmasının çözümsüz bir mesele olarak kalacağını ve temsilcilere ilişkin Sünni hissiyatın sürekli değişeceğini gösteriyor.

Sünni meselesinin hassasiyeti, İD’in Sünni kentlerden çıkarılmasından önce Irak’taki yönetimin geleceğini ilgilendiriyor. Irak üçe bölünmeden ulusal bir yapı olmayı başarabilirse -- ki bu, gün geçtikçe zorlaşıyor -- Sünniler de bu temel üzerinde yeniden inşa edilecek Irak’ta yerlerini bulacaktır. Ancak Irak bölünmeye, etnik ve mezhepsel ayrışmaya giderse o zaman yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerin üzerine düşen görev, Irak’ta diğer unsurlarla net ortaklıkları zorlayacak güçlü ve gerçek bir Sünni temsiliyetini desteklemek olacaktır.

More from Mushreq Abbas