Ana içeriğe atla

Türkiye Suriye’de kimleri “eğitip donatacak”?

Türkiye’nin İslam Devleti’nden ziyade Beşar Esad’a karşı mücadele edecek, çoğunlukla Türkmenlerden oluşan muhalifleri eğiteceği bildiriliyor. Al-Monitor muhabirleri Halep ve Dara’daki çatışmaları aktarıyor. Esad üst düzey güvenlik görevlisini niçin görevden aldı? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Turkish Kurds watch the smoke rises from Syrian town of Kobani near the Mursitpinar border crossing, on the Turkish-Syrian border in the southeastern town of Suruc in Sanliurfa province, October 18, 2014. A U.S.-led military coalition has been bombing Islamic State fighters who hold a large swathe of territory in both Iraq and Syria, two countries involved in complex multi-sided civil wars in which nearly every country in the Middle East has a stake..    REUTERS/Kai Pfaffenbach (TURKEY  - Tags: MILITARY POL

 

Türkiye ABD’nin İD’le mücadele çağrısına direniyor

ABD yetkilileri bugünlerde Türkiye’nin İslam Devleti’ne (İD) karşı koalisyonda yer aldığı görüntüsünü kurtarmak için epey enerji harcıyor.

ABD Başkanı’nın İD’le Mücadele Küresel Koalisyon Özel Temsilcisi emekli General John Allen ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Brett McGurk, bu sütunda da aktarıldığı gibi geçen hafta Türkiye’de temaslarda bulunmuştu. Türkiye, Kobani’de İD’le savaşan Suriyeli Kürtlerin takviye edilmesi konusunda hiçbir ödün vermedi. ABD yetkilileri, Türkiye’nin İncirlik Hava Üssü’nün kullanımına izin verip vermediği konusunda da -- biraz da beceriksizce -- geri adım atmak durumunda kaldı. Hayır, Ankara bu yönde izin vermemişti, en azından şimdilik.

Böyle olunca ABD, Türkiye’nin Suriyeli isyancılara yönelik “eğit-donat” planına katılma isteğini tantanalı bir şekilde duyurdu. Ancak amaç Türkiye’nin İD’le mücadeleye destek vermesiyse eğer, bu konuda da tam bir mutabakat olmayabilir.

Fehim Taştekin konuya ilişkin şöyle yazıyor: “Ankara’nın iş birliğine daha açık olduğu ‘eğit-donat’ planıyla ilgili hükümetin tercihleriyle ilgili de ipuçları basına sızdı. Buna göre ilk eğitilecek 2 bin kişilik grupta Şam ve Halep civarında yaşayan Türkmenlere ağırlık verilecek. MİT eğitilecek adaylarda ‘esas hedef Esad’ ve ‘güven’ kriterlerini arayacak. Amerikalı ve Türk uzmanlarca verilecek eğitimin yeri belli olmamakla birlikte Kırşehir’in tercih edilebileceği söyleniyor.”

Semih İdiz’in de bildirdiği gibi kötü bir zamanlamayla iki yıllık BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine aday olan Türkiye, bölgede ve Batı’da derinleşen yalnızlığının bir göstergesi olarak BM’deki oylamayı kaybetti.

Tülin Daloğlu ise Türkiye’nin sınır ilçesi Reyhanlı’daki geniş çaplı petrol kaçakçılığını anlatıyor. Türk makamları Esad karşıtı militanların Suriye’ye akışını öncelik edinirken, kaçakçılar da gevşeyen sınır denetimi sayesinde milyonlarca dolar kazandı.

Türkiye’nin önceliği İD’in bertaraf edilmesi değil. Türkiye İD’i Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK), onun Suriye’deki muadili Demokratik Birlik Partisi’ne, Suriye hükümetine ve Nuri El Maliki’nin başbakanlıktan ayrılmasıyla daha az ölçüde de olsa Irak hükümetine karşı kullanılacak riskli ama yararlı bir koz olarak görüyor.

Ankara, koalisyona katılma karşılığında ABD’den Suriye hükümetine karşı savaşan muhalif güçler için güvenli bölge oluşturulmasına da destek istiyor. Barack Obama yönetimi buna karşı çıkıyor.

Başka öncelikler uğruna Washington ve diğer NATO müttefikleriyle ilişkisini riske atıp atmamak Türkiye’nin önünde zorlu bir mesele olarak duruyor.

Suriye hükümet güçlerinin Halep’teki ilerleyişi

Uluslararası ilgi Kobani’deki mücadeleye odaklanırken, Suriye’nin Nabzı muhabirleri Mohammed al-Khatieb, Edward Dark ve Khaled Atallah Halep ve Dara bölgelerinde hükümet güçleri, muhalefet ve cihatçılar arasında yaşanan yoğun çatışmaları aktarıyor.

Khatieb şu gelişmeleri bildiriyor: “Halep’in güney kırsalında yeni bir cephe açan İslami Cephe, varil bombalarının üretildiği savunma sanayi fabrikalarının etrafında çemberi daraltmaya çalışıyor. Burası ayrıca isyancıların tuttuğu kasaba ve mahalleleri bombalayan helikopterlerin merkezi kalkış noktası. İsyancıların Halep’le kırsalı bağlayan ana ikmal güzergâhı şimdilik açık olsa da tehdit devam ediyor. İD ve hükümet güçleriyle aynı anda çatışan ve birliklerini iki taraf arasındaki uzun cephe hattına yayan isyancılar, stratejik bölgeleri ya kaybedecek ya da oralardan çekilmek zorunda kalacak gibi görünüyor.”

Yine Halep’ten bildiren Dark ise şu tespiti yapıyor: “Sahadaki ‘ılımlı’ isyancılar ya da bu tabirle anılan gruplar, gittikçe boğuluyor ve rejime karşı savaşı sürdürmek için ihtiyaç duydukları oksijenden mahrum bırakılıyor.”

Dark, Halep kırsalındaki gelişmeleri şöyle aktarıyor: “Selefi bir grup olan Ahrar El Şam, Suriye rejimi için mühimmatın yanı sıra meşum varil bombalarını üreten, hayati stratejik öneme sahip savunma sanayi fabrikalarını almak üzere Zair El Ahrar (Hür Olanların Gürlemesi) adıyla kendi taarruzunu başlattı. Varil bombalarını atan helikopterler de aynı bölgeden havalanıyor. Stratejik önemdeki Sfire kasabasını tepeden gören bu fabrikalar ele geçirilirse Halep’teki rejim güçlerinin ve şehrin batısındaki sivil halkın tek ikmal hattı kesilmiş olacak. Ahrar El Şam, civardaki bazı köyleri alabildi ama örgüt savaşçıları bunları kısa sürede kaybedince taarruz başarısızlıkla neticelendi.”

Hükümet güçlerinin Halep’in hayati öneme sahip Handarat bölgesine doğru ilerlediğini ve “oradaki asıl ödül olan Handarat mülteci kampını tehdit ettiğini” aktaran Dark, şöyle devam ediyor: “Handarat, rejim destekçisi bir Filistin mülteci kampıydı. Ancak isyancı güçler, 2012’nin sonlarında Halep şehrindeki kontrollerini sağlamlaştırmaya çalışırken bu kampı ele geçirdi. Rejim yanlısı Kudüs Tugayları’nın birçok mensubu da Handarat kökenlidir ve hem Halep’in doğusundaki havaalanı civarında süren yoğun çatışmalarda hem de kampı geri almak için başlatılan bu son taarruzda aktif şekilde yer aldı. Rejim, kampı geri almayı başarırsa Halep şehrinin isyancı kontrolündeki doğu kısmı ile yine isyancıların hâkim olduğu kırsal bölge arasındaki son ikmal hattını kesmiş olacak ve hem isyancıların hem de hâlen o bölgede yaşayan, sayısı 200 bin civarında tahmin edilen sivillerin nefes borusunu tıkamış olacak. Böyle bir gelişme Halep’teki isyan hareketine yıkıcı bir darbe indirir ve çok muhtemeldir ki onun için sonun başlangıcı olur.”

Dark, Handarat ve başka bölgelerde “ılımlı” muhalefeti desteklemek isteyen ülkelerin zorlu durumuna şöyle dikkat çekiyor: “Suriye savaşındaki büyük açmazlardan birini yansıtan önemli bir nokta olarak Handarat cephesinde savaşan ve çoğunlukla Çeçenlerden oluşan Caiş El Muhacirin (Muhacirler Ordusu) ismindeki cihatçı örgüt, rejimin zırhlı araçlarına TOW füzeleri atmış olan, ABD’nin destek ve silah sağladığı Hazım Hareketi’nden yardım görüyor.”

Suriye hükümeti güneyde sıkışıyor

Dara’dan bildiren Khaled Atallah ise Suriye hükümetinin Şam’ın güneyinde savunmada oluğuna işaret ediyor: “Suriyeli isyancılar, Dara-Kuneytra güzergâhını açmak, Şam’a ve Şam’ın kuşatma altındaki batı kırsalına girmek hedefiyle Suriye’nin güneyinde bir dizi muharebe başlattı. Eylül sonunda ve ekim başında yaşanan çatışmalar kapsamında isyancılar, 27 Eylül’deki Vaad El Hak muharebesinde Kuneytra’yı ele geçirdi, Kurban Bayramı’nın ilk günü olan 4 Ekim’de de Dara’nın kuzeybatı kırsalından Dara’ya taarruz başlattıklarını ilan etti. İsyancılar, El Hara’yı ve stratejik öneme sahip Tel El Hara tepesini ele geçirdi.”

Atallah, Şam’dan Dara’ya gitmenin nasıl tehlikeli bir yolculuk olduğunu da şöyle anlatıyor: “Şam’dan çıkınca bir ülkeden başka bir ülkeye geçmiş gibi hissediyorsunuz. Güneye giden uluslararası otobanın üzerinde bulunan köy ve kasabaların çoğu, izleri hâlen bariz olan yoğun çatışmalara sahne olmuş. Suriye ordusunun kontrol ettiği bu yolda yolculuk yapanlar, Dara kırsalında muhalefet kontrolündeki bölgelere girerken rejimin keskin nişancılarına hedef olma riskiyle karşı karşıya. Dara’nın batı kırsalına ulaşmak için Ulusal Savunma Güçleri, Suriye ordusu, isyancılar ve Nusra Cephesi’nin tuttuğu bir dizi kontrol noktasından geçmek gerekiyor. Bölgeye yaklaştıkça top ateşi ve patlama sesleri artıyor.”

Esad’ın Mahluf’u görevden alması bir mesaj mı?

Esad, Suriye’nin en üst güvenlik makamında bulunan kuzeni Hafız Mahluf’u görevden aldı. Jean Aziz’e göre bu, Suriye halkına ve yabancı hükümetlere verilen bir mesaj olabilir. Aziz, geçtiğimiz hafta Beyrut üzerinden Belarus’a giden Mahluf’un Suriye emniyetinin en etkili birimlerinden 40. Şube’yi yönetmiş olduğuna dikkat çekerken şöyle yazıyor: “Mahluf, bu şubeyi geliştirerek onu son teknoloji güvenlik ve istihbarat teçhizatıyla donatmayı başardı. Suriye gibi bir ülkede emniyet alanında böyle bir başarı, rejimin diğer birimlerinde ve güvenlik teşkilatının kabiliyetlerinden kaygı duyan başka çevrelerde hassasiyet yaratır. Bu da Mahluf’un görevini niçin bıraktığını açıklıyor. Zira bu adım, rejim adına bir iyi niyet göstergesi de olabilir. Rejim, içeride Suriye halkının devlet yetkililerine duyduğu hoşnutsuzluk ve öfkeyi yumuşatmaya çalışıyor. Aynı zamanda yabancı devletlere de bir mesaj vermek isteyen rejim, kara listeye alınanları feda edip görevden almaya hazır olduğunu, bir reform süreci başlatmaya kararlı olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu, söz konusu bağlamda atılan ikinci adım oldu. Bir diğer önemli Alevi yetkili olan Halk Savunma Kuvvetleri’nin Humus komutanı Albay Sekir Rüstem de görevden alınmıştı.”

More from Week in Review