Ana içeriğe atla

PKK’nin yeni Ortadoğu serüveni

Türkiye’de barış sürecinin PKK’nin silah bırakmasıyla sonuçlanacağına dair perspektifin şansı yok çünkü Ortadoğu’daki gelişmeler örgüte yeni askeri ve siyasi alanlar açıyor.
A Kurdish flag and a Islamic State flag flutter on each end of the Mullah Abdullah bridge in southern Kirkuk September 29, 2014. Members of the Kurdish security forces and the Islamic State are holding fort behind sandbags on different ends of the bridge. REUTERS/Ako Rasheed (IRAQ - Tags - Tags: POLITICS CIVIL UNREST CONFLICT) - RTR4884H

Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin merkezi Erbil’de Kürdistan Yurtseverler Partisi’nin (KYB) dış ilişkiler sorumlusu Sadi Ahmed Pire ile İslam Devleti’nin (İD) bölgenin siyasi atlasında yarattığı depremleri konuşurken Türkiye’nin düştüğü duruma dair çarpıcı sözler sarf etti. Pire, Al Monitor’a demecinde “Okyanus ötesinden ABD, Avrupa’dan İngiltere ve Almanya geliyor da neden yanı başımızdaki Türkiye gelemiyor? Türkiye sofrada misafir olarak iyi bir dost. Ama dostu saldırıya uğradığı zaman uzaktan seyrediyor. Hep sınırların güvenliğinden bahsediyor. Peki, neden bizim sınırlarımızın güvenliğini sağlamıyor?” diye yakındı. ‘Türkiye’nin İD’in geçişini engellemediğini mi kast ediyorsunuz?’ diye sorduğumda “Evet engellemedi” deyip ekledi:

“Türkiye’nin rolü utanç verici. Şimdi yardım etmeyecekse ne zaman yardım edecek? Normalde ticari ortağımız. İD’in karşısında bir şeyler yapmaması dostluğa ve ortaklığa sığmaz. Irak’ta halkın Türkiye ile ilgili fikirleri yüzde 80 oranında değişti. Halk Türkiye’nin yalan söylediğini ve kendilerini yalnız bıraktığını düşünüyor.”

Peki Türkiye Irak’ın kuzeyinde kaybediyorsa ve Şengal’de Ezidileri koruyamayarak kötü bir sınav veren Güney Kürdistan’ın silahlı gücü peşmerge prestij kaybediyorsa kim kazanıyor? Bu soru Erbil’de konuştuğum Türkiyeli bir Kürt işadamının İD’in Şengal’i ele geçirdikten sonra Erbil’e yöneldiği gece yaşananlara dair aktarımında yanıt buluyor:

“İD’ın Erbil’e yaklaştığı duyulunca kent boşalmaya başladı. İnsanlar marketlere ve benzinliklere akın etti. PKK gerillaları gelip caddelerde tur atarak halka cesaret verdi. Halk sokaklarda PKK lehine gösteri yaptı.”

Şengal’den önce Şengal’den sonra

Kürt hareketinde ‘Şengal’den önce’ ve ‘Şengal’den sonra’ diye bir tarihleme abartılı olmayabilir. PKK’nin Şengal’de başlayan macerası Mahmur ve Kerkük’ten Irak’ın ortalarına doğru Türkmenlerin yaşadığı Taze Hurmatu, Beşir ve Tuz Hurmatu’ya kadar büyük bir alanda peşmerge ile omuz omuza durarak genişledi. 1993-1994’te Türkiye’de köy yakma olayları nedeniyle evlerini terk etmiş Kürtlerin yaşadığı Mahmur Kampı’nda PKK’nin askeri kanadı HPG’yi görmek kimseye şaşırtıcı gelmiyor ancak Türkiye devletine derin muhabbetleri olan Türkmenlerin savunmasında gerillaların yer alması oldukça sıra dışı. Nitekim İD’in elindeki Beşir’i geri almak için mevzilenmiş Türkmen birliğini ziyaret ettiğimde komutanları İshak Abbas az ötede kritik geçiş noktasını tutanların peşmerge ile birlikte PKK olduğu yutkunarak dile getirdi. Onlar için bu gerçeği dile getirmek hazmı zor bir durum.

Şimdi herkesin merak ettiği soru şu: Irak’ın kuzeyinde başta Kandil ve Zap olmak üzere çok sayıda kamptaki silahlı varlığına karşın Güney Kürdistan siyasetinde düşük profilde kalmayı tercih eden PKK’nin İD’e karşı savaşla elde ettiği prestiji kalıcı kazanımlara dönüştürebilir mi? Yeni durumun Kürt hareketine nasıl bir siyasi ve askeri alan açtığını sorduğum KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, PKK’nin Ortadoğu’daki yeni pozisyonuna dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kandil Dağı’nda gerçekleştirdiğim görüşmede Bayık, “Amacımız sadece Kürt sorununu çözmek değil. Ortadoğu halklarının demokrasi ve özgürlük sorunlarını çözmek istiyoruz” dedi.

PKK normalde Kürtlerin Bakur (Kuzey), Başur (Güney), Rojhilat (Doğu) ve Rojava (Batı) diye isimlendirdikleri Kürdistan’ın dört parçasında faaliyet yürüten bir örgüt. Örgütün her bir parçaya ilişkin siyasetinde yönelim farklılıkları var. Bayık’ın sözlerinden Türkiye’de barış süreci başarıya ulaşsa bile PKK’nin silah kadrolarının eriştikleri yeni etkinlik alanlarından kolayca çekilmeyeceği anlaşılıyor. Her şeyden önce Güney Kürdistan’da İD’e karşı ortak mücadele PKK’ye bölge siyaseti üzerine söz söyleme fırsatı sundu. Bayık, Başur’daki yeni askeri konuşlanmayı “Biz geldik çünkü Güney Kürdistan’ın kazanımları tehlikeye giriyordu. Buraları kendi kontrolümüz altına almak için gelmedik. İD tehlikesi devam ettiği sürece güneyde direnmek isteyen herkesle birlikte direnişi sürdüreceğiz” diye izah ederken bunun siyasi sonuçlarını da göz ardı etmedi: “Bir kere Şengal saldırısından sonra güneydeki durum değişmiştir. Güneydeki siyasetin artık kendisini değiştirmesi gerekir.”

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Mahmur’da HPG karargâhını ziyaret edip şükranlarını sunsa da PKK’yi siyaseten tehdit olarak gören Kürdistan Demokrat Parti (KDP) yönetiminin gardını alacağı ve İD tehdidi geçtikten sonra büyük bir gürültünün kopacağı konusunda çok sayıda öngörüye rastlamak mümkün.

Daha sol bir kültürden gelen KYB ise bu konuda daha müspet. Sadi Pire, ‘PKK’nin elde ettiği prestij buradaki siyasi dengelere nasıl yansır’ sorusuna şu yanıtı verdi: “Başur halkı siyasi bir halktır, PKK’ye de siyasi bir hareket olarak bakıyor.”

Güney Kürdistan siyasetinin nelere gebe olduğu spekülasyona çok açık olsa da PKK’nin Ortadoğu’daki serüveninin en hassas ve en öngörülebilir tarafını Rojava oluşturuyor. Üç kantonlu Rojava iki yıldır Abdullah Öcalan’ın demokratik özerklik olarak formüle ettiği bir özerklik pratiği söz konusu. Ve Rojava’nın kaderi Türkiye’deki barış süreci açısından PKK nezdinde kırmızı çizgiye dönüşmüş durumda. Bayık bunu “Kobani denek taşıdır. Türkiye, IŞİD ile Kobani’yi düşürerek ve tampon bölge oluşturarak Kürtlerin statüsünü ortadan kaldırmaya çalışıyor… (Tampon bölge oluşturulursa) süreç biter ve savaş başlar” sözleriyle dile getirdi. İmralı Adası’na giden HDP heyetine Öcalan’ın verdiği mesaj da Kandil’le paraleldi: “Kobani düşerse süreç sona erer.” Kürt hareketinin siyasi kanadında da Kobani’deki çember daraldıkça bu yönde mesajlar eksik olmadı. Ancak ‘savaş başlar’ mesajları Ankara’da karşılık bulmuş olmalı ki tam da hükümete Irak ve Suriye’ye asker gönderme yetkisi veren tezkerenin meclisteki oylamasından hemen önce Kürt tarafına teskin edici mesajlar iletildi. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 1 Eylül’de görüştüğü HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a “Biz de Kobani’nin İD’in eline geçmesini istemiyoruz” dediği aktarıldı. Demirtaş, “Başbakan’ın açıklamasını Türkiye’nin Kobani karşısındaki tutum değişikliği olarak değerlendiriyoruz” diyerek havayı yumuşatma yoluna gitti. Ancak her şey Kürtlerin İD’den ziyade PKK ve Rojava’nın savunma gücü YPG’ye karşı bir önlem olarak okuduğu tezkerenin nasıl uygulanacağına bağlı. PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in dediği gibi tezkere iyi niyetlerle kullanılırsa ve Kürtlere karşı fiili tampon bölge oluşmazsa sorun olmayabilir.