Ana içeriğe atla

Suriye rejimi koalisyon saldırılarından yararlanıyor

Dünyanın ilgisi İslam Devleti’ne odaklanırken Suriye ordusu Şam ve Halep’te önemli kazanımlar elde ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Forces loyal to Syria's President Bashar al-Assad hold their weapons as they walk in Handarat area, north of Aleppo, after saying they have regained control of the area, October 4, 2014. The Syrian army has taken control of three villages, state television said, in a campaign by Assad's forces that could encircle insurgents in the city. Although there are smaller, more indirect routes into Aleppo, taking the northern road would also allow the army to besiege areas of the city which fell to insurgents in 201

ABD öncülüğündeki koalisyonun hava operasyonlarına rağmen üç haftadır İslam Devleti’nin (İD) amansız taarruzuna hedef olan Kürt kenti Kobani’deki mücadele dünyanın ilgi odağı olurken Suriye’de savaş sahasında yaşanan diğer gelişmeler çoğunlukla gözden kaçtı. Suriye ordusunun yerel ve yabancı milislerin desteğiyle Şam ve Halep’te önemli kazanımlar elde etmesi, koalisyonun İD ve diğer cihatçı gruplara karşı yürüttüğü harekâttan asıl kazançlı çıkanın Devlet Başkanı Beşar Esad mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor.

Bu sorunun kısa yanıtı, evet. Ayrıntılı yanıt ise Suriye savaşında her konuda olduğu gibi epey karmaşık. İD karşıtı bölgesel mücadele ivme kazanırken Suriye’nin güçlü kuzey komşusu, mücadeleye katılmak için muazzam baskı altında. Türkiye’nin katılımı, mücadelenin başarıya ulaşması bakımından kritik önem taşıyor. Ancak Ankara, Kobani dâhil Suriye’de İD’le savaşan PKK bağlantılı Kürt isyancıların güçlenmesinden kaygı duyuyor, ayrıca sınırda nihai amacı Esad’ı devirmek olan tampon bölgeler ve uçuşa yasak bölgeler kurulmasını şart koşuyor. Bu durum, Türkiye’nin muhtemelen etkisiz ve gönülsüz bir müttefik olarak kalacağını gösteriyor.

Karada büyük ihtiyaç duyulan askeri birliklerin kendisinden beklenmesi, Türkiye’nin canını haklı olarak sıkıyor. Zira koalisyonda yer alan başka önemli ülkeler bunu yapmak istemiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu durum karşısında geçtiğimiz günlerde Batı karşıtı sert bir nutuk çekti. İki arada bir derede kalan Türk yönetiminin vereceği karar, tüm bölgenin geleceğini, bölgeyi şekillendiren çatışmaların dinamiklerini derinden etkileyecek.

Türkiye’yle ilgili bu sıkıntı, Suriye savaşının zaten karmakarışık olan tablosunu iyice zorlaştırıyor. Şam açısından ise işler yolunda. Zira Suriye’deki cihatçıların yükselişi ve kimi ABD müttefikleri ile muhalefetin kilit destekçilerinin bu yükselişte oynadığı rol, küresel ilgi ve alarm düzeyini arttırdıkça sınır denetimleri sıkılaşıyor ve bunca zamandır Suriye’ye akan para, silah ve savaşçılara yönelik sert kısıtlamalar getiriliyor.

Bunun dolaylı bir sonucu olarak sahadaki ‘ılımlı’ isyancılar ya da bu tabirle anılan gruplar, gittikçe boğuluyor ve rejime karşı savaşı sürdürmek için ihtiyaç duydukları oksijenden mahrum bırakılıyor. Dahası bu gruplar ve sürgündeki muhalefetin çatı örgütü Suriye Ulusal Koalisyonu, ağır bir şekilde terslendi ve 21 ülkenin yer aldığı İD’le mücadele konferansına davet edilmedi. Bu tavır, söz konusu grupların artık önem taşımadığını, onların yerine sıfırdan yeni bir muhalif kuvvet oluşturma planlarının devreye girdiğini gösteriyor.

Her daim uyanık ve fırsatçı olan Suriye yönetimi, tüm bu olup bitenden faydalanmak üzere Şam ve Halep’te geniş çaplı kara harekâtları başlattı, isyancı noktalarını görülmemiş yoğunlukta havadan bombaladı. Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre tek bir günde 40 sorti gerçekleştirildi.

Şam’daki rejim güçleri, stratejik Ayn Tarma bölgesi ve havadan bombaladıkları Cobar başta olmak üzere Guta’daki isyancı bölgelerinde gedikler açıyor. Halep’te ise stratejik askeri avantaj sağlanıncaya dek siviller üzerindeki baskının artırılmasının hedeflendiği anlaşılıyor. Sivil halkın doğrudan veya dolaylı olarak hedef alınması, bu savaşta tüm tarafların çekinmeden kullanageldiği kirli bir taktik.

Stratejik bakımdan yaşamsal önem taşıyan Handarat bölgesinde de bastıran rejim güçleri, Handarat kasabasıyla civar köyleri ele geçirdi ve oradaki asıl ödül olan Handarat Mülteci Kampı’nı tehdit eder hâle geldi. Handarat, rejim destekçisi bir Filistin mülteci kampıydı. Ancak isyancı güçler, 2012’nin sonlarında Halep şehrindeki kontrollerini sağlamlaştırmaya çalışırken bu kampı ele geçirdi. Rejim yanlısı Kudüs Tugayları’nın birçok mensubu da Handarat kökenlidir ve hem Halep’in doğusundaki havaalanı civarında süren yoğun çatışmalarda hem de kampı geri almak için başlatılan bu son taarruzda aktif şekilde yer aldı.

Rejim, kampı geri almayı başarırsa Halep şehrinin isyancı kontrolündeki doğu kısmı ile yine isyancıların hâkim olduğu kırsal bölge arasındaki son ikmal hattını kesmiş olacak ve hem isyancıların hem de hâlen o bölgede yaşayan, sayısı 200 bin civarında tahmin edilen sivillerin nefes borusunu tıkamış olacak. Böyle bir gelişme Halep’teki isyan hareketine yıkıcı bir darbe indirir ve çok muhtemeldir ki onun için sonun başlangıcı olur.

Suriye savaşındaki büyük açmazlardan birini yansıtan önemli bir nokta olarak Handarat cephesinde savaşan ve çoğunlukla Çeçenlerden oluşan Caiş El Muhacirin (Muhacirler Ordusu) ismindeki cihatçı örgüt, rejimin zırhlı araçlarına TOW füzeleri atmış olan, ABD’nin destek ve silah sağladığı Hazım Hareketi’nden yardım görüyor.

Halep’in güney kırsalında ise Selefi bir grup olan Ahrar El Şam, Suriye rejimi için mühimmatın yanı sıra meşum varil bombalarını üreten, hayati stratejik öneme sahip savunma sanayi fabrikalarını almak üzere Zair El Ahrar (Hür Olanların Gürlemesi) adıyla kendi taarruzunu başlattı. Varil bombalarını atan helikopterler de aynı bölgeden havalanıyor. Stratejik önemdeki Sfire kasabasını tepeden gören bu fabrikalar ele geçirilirse Halep’teki rejim güçlerinin ve şehrin batısındaki sivil halkın tek ikmal hattı kesilmiş olacak. Ahrar El Şam, civardaki bazı köyleri alabildi ama örgüt savaşçıları bunları kısa sürede kaybedince taarruz başarısızlıkla neticelendi.

İD’in yavaş yavaş isyancıların kuzeydeki kaleleri Marea ve Azez’e doğru ilerlemesi, isyancıların bu kritik durumunu iyice zorlaştırıyor. İD’in şimdilik sessizce süren gayretleri, hiç şüphesiz ki örgütün Kobani’de işi bitince kızışacak. Böyle bir durumda koalisyon, kuşatma altındaki Kürtlere şu an sağladığı hava desteğini isyancılara da sağlar mı belli değil. Kesin olan bir şey varsa o da şu ki Halep’teki isyancılar, çaresizce Kobani’deki mücadelenin uzayıp gitmesini umuyor. Zira İD’in Kobani’de zafer kazanması veya bozguna uğraması dahi çok muhtemeldir ki cihatçıların onlara yönelmesi anlamına gelecek.

Mevcut tüm göstergeler Suriye rejiminin İD’e karşı askeri harekâttan şu an yarar sağladığına işaret ediyor. Ancak koşullar değiştikçe ve yeni amaçlar ortaya çıktıkça rejim kendini hedef tahtasında bulabilir ve aynı koalisyonun bombaları kendisine yönelebilir.

More from Edward Dark

Recommended Articles