Ana içeriğe atla

CHP dinle barışacak mı?

Kimse CHP’den Atatürk’ü kınamasını, terk etmesini beklemiyor. Ama onun politikalarını tarihsel bağlamına oturtmak, bazı yanlışlar içermiş olabileceğini teslim etmek gerekir.
Turkey's main opposition Republican People's Party (CHP) Leader Kemal Kilicdaroglu addresses his party MPs during a meeting at the Turkish parliament in Ankara April 8, 2014. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY) - RTR3KEBT

Ben bu satırları yazarken Türkiye’nin ana muhalefet partisi CHP de “olağanüstü kurultay” yapıyordu. Parti içi muhalifleri tarafından “sağa kaymakla” eleştirilen genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, bu suçlamaları göğüsleyen uzun bir konuşma yaptı kurultayda. Bir yerde de şöyle enteresan bir söz söyledi: “CHP elitist bir parti diyorlar. Elitlere saygım var, aydındır. Ama bir elitistler var. Rakı sofralarında Türkiye’yi kurtarırlar. Bunlardan partiyi temizleyeceğim. Bunu herkes iyi bilsin.”

“Rakı sofralarında Türkiye’yi kurtaranlar” kavramı hemen yankı buldu. CHP’deki “değişim”in bir ifadesi olarak, kimilerince kınandı, kimilerince not edildi.

Peki, niçin anlamlıydı “rakı sofrası” kavramı?

Cevap açıktır: Rakı, diğer alkollü içkiler gibi, İslam dininin geleneksel yorumlarına göre günahtır. “Rakı sofrası” kavramı da Türk toplumunun geniş kesimlerinde “dindar olmayan insanlar”ı ima eder.

Enteresandır ki, “rakı sofrası” aynı zamanda CHP’nin ebedi lideri Atatürk’le epey özdeşleşmiş bir kavramdır. Atatürk’ün istisnasız her gece “rakı sofrası” kurdurduğu herkesçe bilinir.

Peki, ne demek istemiştir bu sözle Kılıçdaroğlu? “Sağa” mı kaydırmaktadır hakikaten partisini?

Ben “sağa kaymak” kavramının pek açıklayıcı olmadığı kanısındayım. CHP’nin önündeki asıl mesele, Türk toplumunun en az yüzde 70’ini farklı derecelerle de olsa tanımlayan “muhafazakâr dindarlık” ile barışıp barışamayacağıdır.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geldiği 2010 yılından bu yana yapmaya çalıştığı en kayda değer şey de bu barışmayı sağlamak aslında. Bunun en bariz göstergesi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun selefi Deniz Baykal’a kıyasla daha az “laiklik” vurgusu yapması. Dahası, laikliği tanımlarken de “din ve vicdan özgürlüğü”ne daha fazla atıfta bulunması.

CHP’nin başörtüsü karşıtlığından uzaklaşması, bu değişimin en sembolik göstergesi sayılabilir. Parti, malum, Baykal zamanında bu konuda adeta obsesyon içindeydi. 2000’lerin ilk on yılı boyunca CHP’nin neredeyse bir numaralı meselesi başörtülülerin üniversiteye girmesini engellemekti. Kılıçdaroğlu döneminde ise bu tutum tarihe karıştı, bunun yerine “herkesi kucaklama” söylemi gelişti.

Öte yandan CHP, “sağ kökenli”, yahut İslami kimliği öne çıkan isimler transfer etti. Bazılarını çok önemli noktalarda aday gösterdi. Ankara Belediye Başkan adayı Mansur Yavaş ve Cumhurbaşkanı Ekmeleddin İhsanoğlu ilk akla gelenler. Geçen hafta da yine İslami kimliğiyle tanınan (ve “İslami sol”un önemli seslerinden sayılan) Mehmet Bekaroğlu CHP’ye katıldı.

Peki, tüm bunlar CHP’ye bir başarı getirdi mi?

Kılıçdaroğlu muhalifleri, ortada bir başarı olmadığını, çünkü CHP’nin hala her seçimde AK Parti’ye yenildiğini söylüyorlar. Oysa görmedikleri şu: Baykal döneminde CHP oyları yüzde 20-21 civarında idi. Kılıçdaroğlu döneminde ise bu oran yüzde 27-28 civarına yükselmiş durumda. Yani Kılıçdaroğlu’nun “Yeni CHP” söylemi başarısız değil, başarılı. Ama yeterince başarılı değil. Ve belki de bunun sebebi yeterince yenileşememek.

Peki, ne yapması lazım CHP’nin, yüzde 28’leri aşıp, yüzde 40’lara yaklaşması, yani AK Parti’ye karşı ciddi bir iktidar alternatifi olabilmesi için?

Çok şey gerektiği ortada. CHP’nin, evvela, ekonomiyi iyi yönetebilir olduğuna dair güven vermesi lazım. Geniş kitleler, CHP iktidar olursa, ceplerine daha çok para gireceğine, daha iyi eğitim, sağlık, ulaşım hizmetleri alacaklarına inanmalı.

Ama bir de kadim meselesi olan dinle barışması lazım. Ve bu, sadece bazı dindar figürleri partiye dâhil etmekle olacak bir iş değil.

Temel problem, CHP’nin kökleri doğrudan Atatürk dönemine giden otoriter laiklik anlayışı. Bu anlayışın parti içinde tartışılması, eleştirilmesi ve toplum önünde muhasebesinin yapılması lazım. Çünkü bugün dindar Anadolu seçmeninin gözünde CHP hala; Arapça ezanı yasaklamış, Kur’an kurslarını kapatmış, din adamlarını hapse atmış, dindarları aşağılamış bir geleneğin temsilcisi. 1930’larda yani Atatürk döneminde yaşanan bu olaylar, Türkiye’nin en büyük seçmen bloku olan muhafazakârları hala CHP’ye uzak tutuyor.

Kılıçdaroğlu ise, bir taraftan bu kitleye açılmaya çalışırken diğer taraftan da koyu Atatürkçü seçmenini küstürme riski yaşıyor. (Nitekim bu küskünlük Ekmeleddin İhsanoğlu’nu protesto eden CHP’lilerle iyice açığa çıktı bu yaz.)

Bu ikilemi aşmak için gereken, Atatürk döneminin açık sözlü ve dürüst bir muhasebesini yapmaktır. Kimse CHP’den Atatürk’ü kınamasını, terk etmesini beklemiyor. Ama onun politikalarını tarihsel kontekstine oturtmak, dahası bazı yanlışlar içermiş olabileceğini de teslim etmek gerekir.

Bir başka deyişle, CHP’ye gereken dogmatik değil “yeni” ve “ilerlemeci” bir Atatürkçülüktür. “Atatürk kendi döneminin şartlarında, kendi döneminin ideolojilerinin etkisiyle davrandı; biz bugün ondan ilham alsak da modern dünyanın, Avrupa Birliği’nin kriterlerine göre davranacağız” demektir.

Peki, CHP içinde böyle bir eğilim var mı?

Elbette var. Bu eğilim ile daha dogmatik Atatürkçülerin arasındaki çatışmayı da en son olarak Antalya’da açılan “kadınlar plajı” konusunda gördük.

CHP milletvekili Aylin Nazlıaka, kadınlar plajını “çağdışı ve kabul edilemez bir uygulama” olarak kınadı. Bu ortodoks Atatürkçü pozisyona karşılık, bir diğer CHP milletvekili Binnaz Toprak ise, “denize girebilmek herkesin hakkı” diyerek, “farklı yaşam biçimlerine saygı”yı ifade eden liberal bir tutum takındı.

Hatırlatmak gerekir ki, siyasete girmeden önce Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Binnaz Toprak da “Atatürkçü”dür. Ancak, anlaşılan, bunun 21. Yüzyıldaki anlamını, kadınlara “çağdaş yaşam” empoze etmek değil, onları kendi yaşam biçimleri içinde özgür kılmak olarak yorumluyor.

İşte, eğer CHP müzmin muhalefet olmaktan kurtulup iktidar adayı olabilecekse, bunu Aylin Nazlıaka çizgisiyle değil Binnaz Toprak çizgisiyle başaracak.

Yani, sadece bazı dindar figürleri transfer ederek değil, ideolojisini dindarlıkla barıştırarak.

Kılıçdaroğlu zor dönüşümü başarabilecek mi, göreceğiz. Ama en azından denediği kesin.

More from Mustafa Akyol